BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Batı’nın İslam düşmanlığıyla yüzleşme zamanı geldi

Batı’nın İslam düşmanlığıyla yüzleşme zamanı geldi

Norveç’teki katliamları gerçekleştiren Anders Behring Breivik’in genel olarak Müslümanlara, özelde de Türklere karşı derin düşmanlık hislerine sahip olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte, “İslam Korkusu” (İslamofobi) kavramı yeniden yoğun bir şekilde tartışılmaya başladı.



BOMBACI?ANLIYORLAR Batı kaynaklı kitap ve raporlara göre Batı’da “İslam Korkusu” neredeyse paranoya seviyesinde bir hastalık haline geldi. Amerikalıların büyük bölümü; İslam denilince, “11 Eylül” ve “intihar bombacıları”nı anlıyor. PEÇEYLE?UĞRAŞIYORLAR Akîl adam eksikliği çeken çağdaş Avrupa, çoğu AB ülkelerinin vatandaşlığını almış Müslümanların sıkıntılarını önleyecek radikal tedbirler alacağına, Fransa’da olduğu gibi, kadınların peçesiyle, çarşafıyla uğraşıyor. Norveç’teki katliamları gerçekleştiren Anders Behring Breivik’in genel olarak Müslümanlara, özelde de Türklere karşı derin düşmanlık hislerine sahip olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte, “İslam Korkusu” (İslamofobi) kavramı yeniden yoğun bir şekilde tartışılmaya başladı. İslamofobi, çok kültürlülüğü destekleyen İngiltere merkezli Runnymede Vakfı’nın 1997 tarihli raporunda, “temelsiz olumsuz algılara dayalı biçimde, İslam ve Müslümanlardan korku, nefret ve onlara düşmanlık” şeklinde tanımlanmaktaydı. 2001’de düzenlenen Stockholm Hoşgörüsüzlükle Mücadele Forumu’nda da, “Yabancı Korkusu” (Zenofobi) ve “Yahudi Karşıtlığı”yla (Antisemitizm) birlikte hoşgörüsüzlüğün bir biçimi olarak tanınan İslamofobi aslında Avrupa ülkeleri ve ABD’de Müslümanlardan hissedilen bir korkudan ziyade, İslam’a ve Müslümanlara karşı duyulan bir nefreti ve bu hissin sonucu olarak ortaya çıkan düşmanlığı ifade ediyor. YENİ?CANİLER?ÇIKABİLİR Bu yönüyle, ırkçılık ve ayırımcılık kavramlarıyla da yakından ilişkili olan İslamofobi, bilhassa 11 Eylül 2001’den sonra giderek yükselme eğilimi içine giren ve birçok ülkede siyasal düzeyde taraftar toplayan bir olgu. Norveç Canisi’nin, Batı Avrupa’daki pek çok olumsuzluğun sebebini Müslümanlar, Araplar ve Türklerle açıklamaya çalışan aşırı akımların etkisinde kalmış olması, önümüzdeki dönemde yeni Breivik’lerin, bu kez doğrudan Müslümanları hedef alan kitlesel eylemlerle karşımıza çıkabileceği ihtimalini maalesef akıllara getiriyor. Runnymede Raporunu hazırlayan heyete göre Müslüman karşıtı eylemler, Batı basınında yer alan yorumlardan, halk arasındaki gündelik konuşmalara kadar pek çok şekilde su yüzüne çıkan ön yargıları; sosyal, siyasal ve ekonomik alanda Müslümanlara yönelik ortaya çıkan ayırımcı uygulamaları ve dışlamayı; son aşamada ise doğrudan Müslümanları veya onlarla ilgili yerleri hedef alan fizikî şiddeti içeriyor. Aynı kurumun, Richard Stone başkanlığındaki bir heyete 2004’te hazırlattığı diğer bir rapor ise, İslam karşıtlığının özellikle Avrupa’da nasıl hızla yükseldiğini çok sayıda örnekle sunuyor ve bazı AB ülkelerinde resmî alanda kökleşen “kurumsal İslamofobi”den söz ediyor. New York merkezli Human Rights First örgütünün 2007 tarihli, “Nefret Suçu Araştırması: İslamofobi” başlıklı raporu, Runnymede raporlarında atıf yapılan Müslümanlara karşı husumetin ve şiddetin vahim noktalara ulaştığını gözler önüne seriyor. PARANOYA?GİBİ Peter Gottschalk ve Gabriel Greenberg “İslamofobi: Müslümanları Düşman Yapmak” başlıklı kitaplarının giriş bölümünde, Batı’da “İslam Korkusu”nun neredeyse paranoya seviyesinde bir hastalık haline geldiğini izah ederlerken, birçok Amerikalının, “İslam” ve “Müslümanlık” kelimelerini duydukları anda olumsuz çağrışımlar hissettiklerini örnek veriyorlar. Kendilerine “İslam” denilince akıllarına ilk gelenleri yazmaları istenen Amerikalıların büyük bölümü; “11 Eylül”, “intihar bombacıları”, “trajedi”, “peçe”, “Cihat”, “Şeriat” gibi kelimeleri sıralıyorlar. Yine, “İslam” denilince, Amerikalıların akıllarına ilk gelen ülkeler, “İran”, “Suudi Arabistan” ve “Irak”. Yazarlara göre, İslam’ı Orta Doğu’yla, Müslüman erkeği şiddetle ve Müslüman kadını baskıyla eşleştiren algının arkasında, yoğun olarak son 2 yüzyıl içinde Avrupalılar tarafından geliştirilen olumsuz İslam imajı ve Müslümanlara dair klişeler yatıyor. Andrew Shryock’un derlediği, “İslamofobi: Düşman ve Dost Siyasetinin Ötesinde” adlı kitapta da benzer biçimde, “İslam Korkusu”nun, 11 Eylül’den çok önce Avrupa ve ABD’de gelişen bir gerçeklik olduğu ve İslam ile terörü özdeşleştiren algıların, 21. Yüzyılın başından itibaren Hindistan ve Çin gibi kalabalık Müslüman nüfusları barındıran ülkelere de yayıldığı savunuluyor. Özellikle Batı Avrupa’da camilere yapılan saldırıların, Müslümanlarla alay eden veya onları aşağılayan sözde entelektüel yorumların ve siyasi alanda Müslümanları çağdaş toplum için bir tehdit olarak göstermenin yükselen bir eğilim olduğunun vurgulandığı kitapta yer alan makalelerin çoğunda, karşı karşıya olunan sorunun, “korkunun” ötesine geçtiği ve İslam düşmanlığının yaygınlaştığı örneklerle anlatılıyor. SİYASETÇİLER?DESTEKLİYOR John Espozito ve İbrahim Kalın’ın derlediği “İslamofobi: Çoğulculuğun 21. Yüzyıldaki Meydan Okuması” adlı kitaba önsözle katkıda bulunan İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, günümüzde bazı siyasetçilerin ve siyasi yorumcuların İslamofobiyi söylemleriyle destekledikleri belirtiliyor. İhsanoğlu, “İslamın ilk zamanlarından beri Müslümanların Hristiyanları yok etmeyi ve tüm Avrupa’yı Müslümanlaştırmayı hedefledikleri” şeklinde mesnetsiz ve indirgemeci bir tarihselci görüşe sahip bu kişilerin, İslam’ın diğer dinlerle ve kültürlerle 14 asır boyunca yaşadığı karşılıklı etkileşim sonucunda ortak dünya mirasına yaptığı büyük katkıları görmezden geldiklerini ifade ederek, akademik dünyada destek görmese bile, bu türden yaklaşımların Batı kamuoylarını İslam’a karşı olumsuz biçimde etkilediğinin altını çiziyor. SALGIN?HASTALIK?YAYILIYOR Aynı kitapta, “İslamofobi ve Çok Kültürcülüğün Sınırları” adlı bir makalesi bulunan İbrahim Kalın, geç modernite döneminde dinî ve kültürel kimliklerin karmaşıklaşmasıyla, çok kültürcülüğün Batı toplumlarında derinleştiğini ve yeni kimlik biçimleri ürettiğini dile getirirken, çok kültürcülüğün özü itibariyle Avrupa Aydınlanmasının laik-liberal görüşleriyle beslenmiş olmasından dolayı, İslam ve Müslümanlar üzerindeki mevcut tartışmada, kendi sınırlarına ulaştığını ifade ediyor. Kalın’a göre, “Laikleşmeyi modern dünyada tek özgürleştirici güç olarak tanımlayan liberal siyasi sistemin dar kapsamı, İslam’ı, Batı modernleşmesinin çok kültürcü dünyasının uzak ve ayrıksı bir üyesi haline getiriyor.” Kalın’ın bu analizinden çıkardığımız sonuç, yabancı düşmanları ve ırkçılarla mukayese edildiğinde İslam’a hoşgörülü bakan Avrupalı çok kültürcülerin bile, son tahlilde, Müslümanların Batı’ya olmadıkları kabulüne sahip oldukları ve Müslümanların “ötekileştirilmelerine” başka bir açıdan katkı sağladıkları şeklinde. Bireysel ve kurumsal boyutlarıyla Batı’da İslam karşıtlığı hızla yükselirken, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine “kimlik” üzerinden karşı çıkan aşırı sağcı Avrupalı siyasetçiler, kendi toplumlarındaki İslamofobik “salgın hastalığın” yayılmasını sağlıyorlar. Akîl adam eksikliği çeken çağdaş Avrupa, çoğu AB ülkelerinin vatandaşlığını almış Müslümanların ileride karşılaşabilecekleri daha büyük sorunları önleyecek radikal tedbirler alacağına, Fransa’da olduğu gibi, kadınların peçesiyle, çarşafıyla uğraşıyor. BURKA TARTIŞMASI 7 milyon Müslümanın yaşadığı Fransa’da, geçtiğimiz yıl burka yasağı getirildi. 500’ü bile bulmayan kadını ilgilendiren bu durum, bütün Avrupa’da uzun süre tartışılmıştı.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT