BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > (Şehit Muzaffer’in intikamı için cepheye koşan hâtunu)

(Şehit Muzaffer’in intikamı için cepheye koşan hâtunu)

“Bugün 18 Mart 2000’deyiz. Bir anlamda, “Hasta veya ölmüş” sanılan Osmanlı Türk’ünün din-millet vatan yolunda dirilip 7 düvele diz çöktürdüğü gün bugündür.



“Bugün 18 Mart 2000’deyiz. Bir anlamda, “Hasta veya ölmüş” sanılan Osmanlı Türk’ünün din-millet vatan yolunda dirilip 7 düvele diz çöktürdüğü gün bugündür. 250 bin şehit verdik Çanakkale’de. Ama vatanın her yerinden hattâ İslâm aleminin tümünden gelmiş her soy ve mezhepten Müslüman’ın vahdet (İslâmi birlik) içinde olduğunu bütün dünya öğrendi. Bir bakıma her soydan halkımız, bir bakıma “kızıl elmacı” (idealist) aydınların kazandığı büyük savaşımızdı bu. Aşağıda, teğmen Fındıklılı Muzaffer’in ve on günlük evli iken bıraktığı hatununun (eşinin) destanlara yazılacak vak’aları anlatılıyor. Muzaffer kimbilir Şavşatlı, Rizeli mi yoksa Bolulu mudur? (Sayın ..... Kafkas’ın 1990’da Zaman’da çıkmış bir yazısından aktarıyorum) “Fındıklılı Muzaffer adında 1890 doğumlu bir piyade birinci mülazımı (üsteğmen) vardı. Bu çocuk uzun boylu, mavi gözlü ve cidden şahane bir yapılışta idi. Çok mütevazı, çok kibar, çok kahraman bir arkadaştı. İstanbul’dan hareket ettiği zaman Dokuzuncu Alay Emir Subayı’ydı. Muzaffer, hareket tarihinden bir hafta önce evlenmişti. Alay hareket edince kendisini İstanbul’da bırakmak istemişler, yirmi dört yaşındaki delikanlı, arkadaşları harbe giderken evinde karısıyla kalmayı aldığı terbiyeye sığdıramamış, alayıyla birlikte hareket etmiş... Muzaffer, Piyade Bölük Kumandanı’ydı. Muharebenin yoğun bir anında Muzaffer gırtlağına rastlayan bir kurşunla vurulup düşüyor. Yanında bulunan nefer yardıma koşunca Muzaffer eliyle işaret ediyor. Nefer, Muzaffer’in göğsünü açıyor ve gene yaralının işaretiyle cebinden bir zarf çıkarıyor. Bu, posta pullu, boş bir zarftır. Muzaffer gene askerin kendi cebinden çıkarıp verdiği kalemi gırtlağından akan kana batırarak zarfın üstüne şunları yazıyor. “-Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve Muhammedün Resulullah. Bölük intikamımı alsın.” Muzaffer bu yazıyı yazıyor ve gözlerini hayata kapıyor. Bu yazıyı alan borazan neferi kumandanının öldüğünü yüksek sesle bölüğe bildiriyor ve ölürken yazdığı emri okuyor. Şehidin emrini alan bölük, siperlerimize girmiş düşmana olağanüstü bir kahramanlıkla atılıyor ve o günkü zaferi sağlıyor. Grup Kumandanlığı olayı bir emirle orduya bildirmiş ve zarfı Başkumandanlığa göndermişti. Başkumandanlık bu zarfın kopyasını ve kumandanlık emrinin suretini bütün askeri okullara bir kahramanlık levhası olarak dağıtmıştı. Bu olaydan birbuçuk yıl sonra ordu kumandanına Muzaffer’in eşinden gelmiş bir mektup buldum. Zavallı kadın diyordu ki: “-Bir haftalık beraber ömür sürdüğüm ve şimdi çocuğunu kucağımda taşıdığım Muzaffer’in intikamını almak için müsaade edin cepheye geleyim. Onun bölüğüne nefer olayım. Ben de o bölükte şehit olayım.” Sizi duygulandıran belki de ağlatan bu mübarek şehatdetin birçok benzerleri Çanakkale’de olmuştur. Çanakkale Savaşları’nın sebepleri anlatılırken Alman cephesinde zor durumda kalan Rusya’ya yardım etmek İstanbul’u ele geçirerek savaşın süresini kısaltmak sebepleri en önemlileri olarak belirtilir. Gerçekte ise İstanbul ve Boğazları ele geçirmek isteyen Hıristiyan dünyasının haçlı seferiydi bu savaş.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT