BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İngiltere Başbakanı ve CHP

İngiltere Başbakanı ve CHP

İngiltere Başbakanı Tony Blair’in bütün gazetelerimizde yer alan şu açıklamasını herhalde siz de okumuşsunuzdur. Demişti ki: “Kur’an-ı Kerim’i tam üç defa okudum!”



İngiltere Başbakanı Tony Blair’in bütün gazetelerimizde yer alan şu açıklamasını herhalde siz de okumuşsunuzdur. Demişti ki: “Kur’an-ı Kerim’i tam üç defa okudum!” Samimi bir Hıristiyan olan İngiltere Başbakanı, Kur’an-ı Kerim’i neden üç defa okuyor; Müslüman olmak için mi? Hayır! Tony Blair’in din değiştirme niyeti hiç yok. O, çok akıllı ve ciddî bir devlet adamı. İnanıyor ki, ülkesinde yaşayan Müslümanlar’a karşı uygulayacağı siyaseti tesbit etmek için, Kur’an-ı okumak, İslâmiyeti bilmek mecburiyetinde. Sadece ülkesinde yaşayan Müslümanlar için değil, İngiltere’nin siyasî ve iktisadî münasebetler kurduğu bütün İslâm ülkeleri bakımından da İslâmiyeti öğrenmesi şart. Basiretli bir devlet adamından başka türlü bir davranış beklenemez. Okumadan, bilmeden, araştırmadan siyaset yapmak, hüküm yürütmek, galiba bize has davranışlardandır. Tony Blair’in açıklamasını okuduktan sonra kendi kendime sorup durdum: “Acaba dedim Türkiye’de, gelip-geçen Başbakanların arasında kaçı Kur’an-ı Kerim’i baştan sona kadar dikkatle okumuştur?” Şimdi aklımda, Sadrazam Talat Paşa’nın ilk kabine toplantısında yaptığı çok önemli bir açıklaması var. İttihat ve Terakki Fırkası’nın sivil Başbakanı kabine arkadaşlarına diyor ki: “Efendiler! Anadolu, bizim için, kapalı bir kutu gibidir. Bu kapalı kutuyu açmadan, yani milletimizin manevî yapısını öğrenmeden başarılı olmamız mümkün değildir!” Talât Paşa, bu maksatla bazı arkadaşlarını Anadolu’ya gönderiyor. Türkiye’nin inanç dünyası hakkında onlardan uzun raporlar istiyor. Tarikatların gücünü, mezhep mensuplarının aralarındaki yakınlıkları-uzaklıkları öğrenmeyi kafasına koyuyor. Bunları bilmeden idarede başarılı olamayacaklarını kabine arkadaşlarına hatırlatıyor. Şimdi soracaksınız: “Talât Paşa, Türkiye’nin inanç dünyasını Anadolu’ya gönderdiği arkadaşlarının hazırladıkları raporlardan öğrenebildi mi? İttihat ve Terakki Fırkası’nın bu konudaki çalışmalarını biliyoruz. Elimizde, o yıllardan kalma çalışmalar-raporlar da var. Fakat başta Talât Paşa olmak üzere, bütün İttihatçıların Türkiye’nin manevi yapısını bütün incelikleriyle bildiklerini söyleyemeyiz. “Bir kapalı kutu olan Anadolu” İttihat Terakki’den sonra, CHP iktidarı zamanında da açılamadı. CHP çeşitli konularda birtakım yasaklamalarla Türkiye’yi idare edeceğini sandığı için yanıldı. CHP iktidarından sonra ise, dinî hayatımız bazı siyasî partilerin ve siyasîlerin tasarrufuna girdi. Dinin bir siyaset malzemesi olarak kullanılması en çok İslâmı yaraladı. Geçenlerde ATV’nin Siyaset Meydanı programında, bazı üniversiteli öğrencilerin sayın Cumhurbaşkanımıza sordukları sorulardan da açıkça anlaşıldı ki, kendilerine solucanın sindirim sistemini bile öğrettiğimiz, birtakım Avrupa ülkelerinin dağlarını, ovalarını, akarsularını....ezberlettiğimiz çocuklarımız, İslâmiyetten, İslâmiyetin getirmiş olduğu birtakım tarikatlardan katiyyen haberdar değillerdir. Peki bu gençler, yarın devlet hayatına geçtikleri zaman başarılı olabilirler mi? Bu soruya “evet” cevabını verenler, Türkiye’yi tanımayanlardır. Kırk hazin örnekten hangisini versem acaba? Meselâ: Alevîlik hakkında derin bilgisi olmayanlar devlet idaresinde büyük huzursuzluklara sebebiyet verirler. Onlar, bırakınız iyi bir siyasetçi olmayı, iyi bir öğretmen, iyi bir memur, iyi bir bakkal, iyi bir komşu...bile olamazlar. Laiklik din ve vicdan hürriyeti demektir, laikliği, Türkiye’de dinsizlik şeklinde anlayanlar, devlet ve millet hayatımıza hiçbir huzur getirememişlerdir. Bunun sancılarını kimbilir daha kaç yıl çekeceğiz? Geçenlerde Hasan Cemal, Milliyet’te yazdı: CHP ileri gelenleri Taksim’de toplanmışlar. “Salonda kesif bir anason kokusu ve sigara dumanı” varmış. Yani toplantıya gelenlerin çoğu içkili imiş. İçkili ağızlarla CHP’yi konuşmuşlar. Kendi aralarında “CHP yeniden nasıl umut haline gelebilir?” sorusunun cevabını aramışlar. “CHP yeniden aslına dönsün mü dönmesin mi? Yani CHP ulusalcı olsun mu olmasın mı?” konusunu tartışmışlar. Yeni CHP’liler, Atatürk’ün altı okundan biri olan “Milliyetçilik” fikrinden de Milliyetçilik kelimesinden de hoşlanmıyorlar; korkuyorlar. Milliyetçilik yerine “culukculuk” der gibi “ulusçuluk” diyorlar. Milliyetçilik tek cümle ile, “milleti sevmek” demektir. “Ben milletimi seviyorum!” demekle millet sevilmez! Milletimizi meydana getiren maddî ve manevî kültür değerlerimizi sevmeden milletimizi sevmiş olamayız. CHP neden kaybediyor? CHP milletten, halktan, maddi ve manevî dünyamızdan koptuğu için silinip gidiyor. CHP bizim mukaddeslerimiz karşısında, İngiltere Başbakanı Tony Blair kadar olsun hassas değil. Nitekim CHP’nin son Taksim toplantısında “o anason kokulu, kesif sigara dumanlı salonda” eski-yeni partililer ortaya yeni ve çok önemli bir konu sürmüşler: “İftar vermek CHP’ye yakışır mı yakışmaz mı?” sorusunun cevabını aramışlar. 21. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde, eski-yeni CHP’lilerin hâlâ tartıştıkları şu konulara bakınız. CHP hâlâ laikliğin ne demek olduğunu bilmiyor. Laikliği Batı’daki uygulamasıyla kabul etmiyor. Eski Sovyetler Birliği’nin anayasasındaki laiklik anlayışından sıyrılamıyor. Yeni CHP’lilerin teşkilat mensuplarını “yoldaş selamıyla selâmlamaları” o köhne zihniyetten doğuyor. Yoldaş selamıyla selâmlamak da ne demek? CHP yeniden bir umut haline nasıl gelirmiş? Kendi halkından, kendi halkının mukaddeslerinden kopan bir CHP nasıl umut haline gelebilir? Bugünkü CHP’nin, Kuvayı milliyeci dünkü CHP ile bir benzerliği yoktur. Yeni CHP’liler, İngiltere Başbakanı Tony Blair kadar olsun bir ciddiyet ve hassasiyet içerisine girmedikleri müddetçe silinip gitmeye devam edeceklerdir. Aman CHP iftar yemeği vermesin! İftar yemeği vermek irticadır (!) gericiliktir (!). Yeni CHP, “anason kokulu ve kesif sigara dumanlı salonlarda” yoldaş sloganlarıyla, yoldaş selamlarıyla zafer marşları söylemeye devam etsin.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT