BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne olur bizi barıştırın

Ne olur bizi barıştırın

Kan davalarını ısrarla sürdüren ailelerin ve aşiretlerin büyük kayıpları olur. Belki farkında belki de farkında olmayarak sürdürdükleri bu düşmanlık hem maddi hem de manevi pek çok zararları beraberinde getiriyor.



YAZI DİZİSİ -2- OSMAN SAĞIRLI - ADEM DEMİR DIVAN AŞİRETİ LİDERİ HAŞİM ÖZBAYTAR: Ne olur bizi barıştırın AİLELER PERİŞAN OLDU Diyarbakır’da Dıvan ve Mendan aşiretleri arasında 2004 yılında bir kişinin ölümü ve 30 kişinin yaralanmasıyla başlayan kan davası trajedisi devam ediyor. Aileler perişan. Üniversite eğitimi görenler okullarına ara verirken 2004 yılından bu yana ilkokulu bitirenler liseye bile gidemiyorlar. TUTUKLU GİBİ YAŞIYOR Barışmak için âdete feryat eden Dıvan Aşireti lideri Haşim Özbaytar, “Hiç tanımadığım 3 bin düşmanım var. Bu süre zarfında iflas ettim. Evlerimi ve arazilerimi sattım. Köyümde tutuklu gibi yaşıyorum. Ne olur birileri bizi barıştırsın, yeter artık aileleri parçalayan bu ateş sönsün” diyor. 2004’te çıkan kavganın faturası 2008 yılında İstanbul’a taşınan Ali Çubuk’a kesildi. Çubuk’un kardeşleri İbrahim ve İsmail’in barışa yanaşmadıkları ileri sürülüyor. Kan davalarını ısrarla sürdüren ailelerin ve aşiretlerin büyük kayıpları olur. Belki farkında belki de farkında olmayarak sürdürdükleri bu düşmanlık hem maddi hem de manevi pek çok zararları beraberinde getiriyor. Karşı tarafa daha büyük sıkıntılar açtırmak için her yolu deneyenler oluyor. Savcı ve hakimlere rüşvet teklifleri yapılıyor. Avukatlara davaya fazla asılması için yüksek miktarlarda ücretler ödeniyor. Zaten cehaletin fazla olmasından kaynaklanan bu tür olaylarda merhamet ve vicdan adeta ortadan kaldırılıyor. Gözleri kararan taraflar yargı aşamasında birbirlerine iftira atmakta sakınca görmüyorlar. Adam öldürmeyi kafasına koyan kanlının gözleri hiçbir gerçeği görmek istemiyor. Kan davalarında bir tür av ve avcı durumu söz konusu olabiliyor. Mesela, insan kaybı olan taraf, kendini avcı karşı taraftan insanları ise av olarak görebiliyorlar. Bundan dolayı karşı taraftan birilerini öldürmeyi amaçlayan, o aileden olan erkeklere hayat hakkı tanımıyorlar. Tabii kan davalarında kan bedeli veya kan parası olarak ifade edilen belli bir meblağ alınmadan bu tür olaylar barışla sonuçlanmıyor. Zaten barış görüşmeleri de çok uzun ve oldukça zahmetli olabiliyor. Kan Parası ise ailenin maddi imkânları ve öldürülen kişinin toplumdaki itibarına göre tespit ediliyor. Urfa’dan edinilen bilgilere göre bu güne kadar kan parası olarak en yüksek miktarı İzol Aşireti ödemiş. Aşiret arasında gerçekleşen cinayette birisi için ödenen miktar 500 bin Türk Lirası. En düştük meblağın 50 bin lira civarında olduğu belirtilirken öldürülen bir insan için ortalama 100-120 bin lira verildiği söylenebilir. Sekiz yıldır devam eden kan davaları bulunan Diyarbakırlı Dıvan Aşireti mensubu Haşim Özbaytar, Kürtler için artık neredeyse bir atasözü niteliği taşıyan şu sözü söylüyor: “Biz Kürtler zengin olunca ya ikinci eş getiririz ya da adam öldürürüz.” İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ DOLDURMAYACAK SEBEP Kan davalarının yoğun yaşandığı illerden birisi de Diyarbakır. Özellikle de kırsal kesimlerinde. Karacadağ’ın eteklerdeki köylerde sıkça kan davaları yaşanıyor. Ayrıca burada yaşanan davalarda büyük bir acımasızlık olduğu rahatlıkla söylenebilir. Karacadağ’ın eteklerindeki Buyuransu’da yaşayan Dıvanlı Aşireti ile 25 farklı köyde yaşayan Mendanlılar arasında 2004 yılında başlayan kan davası hâlâ devam ediyor. Dıvanlı aşiretinin önde geleni Haşim Özbaytar’ın anlattığına göre bugüne kadar üç kişinin ölümüyle sonuçlanan kan davasının meydana gelişi incir çekirdeğini doldurmayacak nitelikte. Özbaytar, “Ağabeyim Mehmet İmam tuğla fabrikası sahibi bir iş adamıydı. Bağlar Kuruçeşme’de bir ofisi bulunuyordu. Birilerine 150 koyun satmış, onlar da koyunları başkalarına satmışlar. Ağabeyim alacağını tahsil edememiş. Bir gün 3-5 kişi ağabeyimin ofisine geliyor ve alacak konusunda tartışıyorlar. Ağabeyim de ‘benim sizinle bir alacak vereceğim yok. Lütfen ofisimden çıkıp gidin’ diyor. Biraz sonra aynı kişiler beraberlerinde kalabalık bir grupla geliyorlar ve kavga ediyorlar. Çıkan arbedede ağabeyimin kafasına kilo ile vuruyorlar. 32 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra vefat etti. Ardından 2008’de karşı taraftan ve İstanbul’da yaşayan Ali Çubuk öldürüldü. Yani sekiz yıldır aramızdaki kan davası anlamsız bir şekilde devam ediyor” diyor. Mendan aşireti mensubu Ali Çubuk’un İstanbul’da öldürülmesinden bir saat sonra Dıvanlı aşiretinden 25 yaşındaki bir genç Diyarbakır sokaklarında infaz ediliyor. Bunun üzerine öç alma derinleşti. Haşim Özbaytar, “kan davalarında büyük vicdansızlıklar yapılır. Sürekli ailelerin ileri gelenleri ve aklı başındaki insanları öldürülür. Eğer öldürülme olmasa bile ailenin geçimini sağlayan insanlar suçlanır. Bunlara iftiralar atılır. Böyle olunca da aileler perişan olur. Bizim olayımızda da böyle oldu. İstanbul’da öldürülen Ali Çubuk olayında bizim ailenin aktif tüm fertlerine suçlamalar getirildi. Ben tutuklandım cezaevinde kaldım. 15 aydan sonra berat ettim. Bir kardeşim kaçak hayatı yaşıyor. Ailemden bir kardeşim ve bir yeğenime 24’er yıl ağır hapis cezası verilirken bir diğer akrabama da 17 yıl ceza verildi” diyor. Mendanlardan da bir kişi tutuklu. 50 AİLENİN HAYATI ALTÜST OLDU Dıvanlılar fazla kalabalık değil. Özbaytar’ın verdiği bilgilere göre 50 ailenin hayatı alt üst oldu. İlkokulu bitiren çocuklar liseye gidemiyorlar. Üniversitede okuyanların tamamı da okullarını terk etmek zorunda kaldılar. Mendanlar ise çok kalabalık. 25 köyde bu aşiretin mensupları yaşıyorlar. Özbaytar, cezaevinden çıktıktan sonra hatırı sayılır tüm insanların kapılarını çaldığını, hepsine ‘bir olsun iki olmasın, iki olmuş üç olmasın, üç olmuş dört olmasın’ diye yalvardığını ve barış için çaba gösterdiğini söylüyor. “Şu anda bu köyde hapis hayatı yaşıyorum. Bütün şirketlerimi kapattım. İşlerim sekteye uğradı” diyen Özbaytar sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu olayın hem büyük maddi hem de manevi kayıpları oldu. Sadece benim maddi kayıplarım 2 milyon TL civarındadır. 8 yıl içinde iki şirketim yok oldu. İki dairemi sattım. Arazilerimin büyük bölümünü satmak zorunda kaldım. 1300 koyunum vardı gitti. Şu anda kapımda sadece üç beş tavuğum kaldı. Diğer akrabalarımın da kayıpları oldukça büyük. Bakın bir anda 3 bin düşmanım oldu. Her gün ölümle yaşamak kolay mı? Kör bir kurşunun nereden geleceğini tahmin bile edememek çok zordur. Yeter artık. Ne olursunuz. Birileri bizleri barıştırsın. Bu salçalık, kin, nefret, husumet ve düşmanlık bitsin” diye konuşuyor. KAN KANLA TEMİZLENMEZ Mendan Aşireti büyüğü Fevzi Çubuk, Mehmet İmam Özbaytar’ın kaza sonucu öldüğünü o çıkan kavgada çok kişinin yaralandığını söylüyor. Kan davasını sürdürmeye niyeti olmayan insanların, daha sonraki cinayetleri işlememesi gerektiğini vurguluyor. Karşı tarafa yönelik suçlama da dahi bulunmak istemediğini söyleyen Fevzi Çubuk, “Bağlar Kuruçeşme’de çıkan kavgada 30’a yakın kişi yaralandı. Bizden iki kişi onlardan ise bir kişi ağır yaralandı. Bu üç insan bir aydan fazla yoğun bakımda kaldılar. Bizim aşiretten kimse ölmedi. Ama onlardan İmam Özbaytar vefat etti. Barışması gereken insanlar İstanbul’a taşınmış ve olayla hiç ilgisi olmayan bir insanı öldürdüler” diyor. Fevzi Çubuk, karşı taraf kendilerini tanımasa bile, kendilerinin onları tanıdığını söylüyor. “Bizler de özgür bir şekilde çarşıda pazarda dolaşamıyoruz” diyen Çubuk sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yeter artık. Bu olay nereye kadar gidecek. Adam öldürme, kin ve nefreti sürdürme tamamıyla cehaletin sonucudur. Bizler de bitmesini istiyoruz. Ama benim istememle bitmiyor. Rahmetli Ali Çubuk’un babası ve kardeşleri İstanbul’da yaşıyorlar. Onların vereceği karar önemlidir. Bazen insan olduğumuzu unutabiliyoruz. Her iki taraf da büyük zarar gördü. Bu işin ilacı ve tedavisi barıştır. Aramızdaki düşmanlığın son bulması için uğraş veriyoruz. Kan kan ile temizlenmez. Kan ancak su ile temizlenir. 36 yıl boyunca muhtarlık yaptığını ve olayla uzaktan yakından ilgisi olmadığını buna rağmen kendisinin de işin içine dahil edildiğini ve 7 ay boyunca cezaevinde kaldığını belirten Fevzi Çubuk, “Mendanların geçmişte başka aşiretlerle kan davaları oldu. 1975 yılında yaşanan kan davaları sonucunda 12-15 kişi öldü. Ama geldiğimiz an itibarıyla azaldı. Bunların artık tamamıyla tarihe karışması gerekiyor. Artık bu yüzyılda bu tür davalar ayıptır. Günahtır. Barışla uzlaşma ile bitmesi gerekiyor. Başka yolu yok. Her iki tarafın da artık barışa el uzatması gerekiyor” diyor. Köy yerinde yaşayanlar barışı istiyor. Ama İstanbul’da yaşayanların aynı şeyi arzuladıkları pek söylenemez. Ali Çubuk’un İstanbul’da yaşayan kardeşleri İbrahim ve İsmail Çubuk’un barışa yanaşmadığı ifade ediliyor. Konu ile ilgili olarak görüşmek istediğimiz Sur Lokantası’nın sahipleri İbrahim ve İsmail Çubuk, bu konuda her hangi bir görüş bildirmek istemediler. KAN İSTEMİYORUZ Mendan Aşireti büyüğü Fevzi Çubuk, Mehmet İmam Özbaytar’ın kaza sonucu öldüğünü o çıkan kavgada çok kişinin yaralandığını söylüyor. Kan davasını sürdürmeye niyeti olmayan insanların, daha sonraki cinayetleri işlememesi gerektiğini vurguluyor. Çubuk, “Bağlar Kuruçeşme’de çıkan kavgada 30’a yakın kişi yaralandı. Bizim aşiretten kimse ölmedi. Ama onlardan İmam Özbaytar vefat etti. Barışması gereken insanlar İstanbul’a taşınmış ve olayla hiç ilgisi olmayan bir insanı öldürdüler” diyor. HAYVAN TAŞLAMA, KEDİ VE KÖPEK YÜZÜNDEN MEYDANA GELEN KAVGALARDA KAN AKIYOR İŞTE KAN DAVALARININ SEPEPLERi Kan davalarının birçok sebebi var. Güçlü siyasal merkezi otoritenin olmayışı neticesinde, kişiler bir sorunları olduğunda adli yargıya değil, aşiret ve kabile reislerine veya çevrede güçlü kim ise ona giderek çözüm bulmaya çalışırlar. Özellikle de suç ile ceza arasındaki niteliksel eşitsizlik ve cezanın adalet duygusunu tatmin etmekten uzak olması ve eğitim seviyesinin düşüklüğü beraberinde olumsuz sonuçlar getirebiliyor. Netice itibarıyla kan davalarının sebepleri maddeler halinde şu şekilde sıralanabilir: > Hayvan taşlama, kedi köpek yüzünden kavga > Toprak (arazi paylaşımı) meselesi > Mahsullerin hâsılatındaki anlaşmazlık > Kız kaçırma > Tecavüz > Basit sebeplerle karşısındakinden rahatsız olma > Tarla sulamalarındaki sıra kavgası > Alışverişte anlaşmazlık > Çocuk dövme > Tarlaya hayvan girmesi veya tarladaki mahsulü bozduğu bahanesi > Kız vermeme > Namus olarak nitelendirilen her türlü küfür, hakaret > Köye imam veya öğretmen isteme tercihi > Yolu kullanma, kullanmama (Evimin önündeki yolu kullanamazsın) > Hırsızlık > Yan bakış (imalı baktın) > Bağ, bahçeden izinsiz meyve veya sebze koparma > Malıma nazarın değiyor > Her türlü çıkar ilişkisi > Su sıçratma, toz çıkarma, gürültü yapma > Çoban üzerinden başlayan husumet > Terörün dâhil olduğu kan davası (terörü destekleyen ile desteklemeyen arasında başlayan kan davası) > Uyuşturucu ve mazot paylaşımı ile başlayan kavga > YARIN: BU KÖYDE DÜŞMANSIZ İNSAN YOK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT