BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Balıklar yolunu gözlerdi

Balıklar yolunu gözlerdi

Aşçı Yahyâ Baba gizli evliyalardandır. İhlasla pişirdiği pilavın tek bir tanesine bile kıyamaz, onları Tunca Nehri’nde yolunu gözleyen balıklara atar...



Ramazan Günlüğü 14 RAMAZAN 1432 > Gıybetle meşgul olan kimselerin orucu hakikatte oruç değildir. Yahyâ Baba’nın Bayezid Külliyesi’nin bahçesindeki kabri. > İnan Arvas Yahyâ Baba Edirne Bayezid Külliyesi’nin aşçılarından biridir. Enfes yemekler yapar ancak onun ihtisası pilavdır. Yaptığı pilavlar tel tel dökülür, pirinçlerin hiç biri bir diğerine yapışmaz. Mübarek işe girişti mi ibadet ettiğini sanırsınız. Pirinçleri salâvat getire getire ayıklar, yağını tekbir ve tehlillerle eritir. Tuzunu besmele ile suyunu fatihalarla salar. Zaman zaman gözünü yumar, enbiyayı evliyayı aracı yapar, Allah’tan bereket arzular. Ardından pilav pişer, herkes afiyetle yer. Yahya Baba ise yüzünde tebessümle yiyenleri izler. Pilavı herkese yeter, hatta artar. Bir tek pirinç tanesine bile kıyamayan Yahya Baba arta kalanları yüklenir Tunca Nehri’nin yolunu tutar. Tunca’nın balıkları onun geleceği saati bilir, köprü altında bekleşirler... BU ADAM BOŞ DEĞİL... Pilavların her gün arttığını ve arta kalanları da Yahya Baba’nın yüklenerek gitmesi Kilercibaşı’nı huylandırır. Pilavın arta kalan kısmını neden sarayın dışına çıkardığını düşünerek Yahyâ Baba’ya öncekinden daha az miktarda pirinç verilir. O her zamanki gibi okur üfler âlemlerin Rabbi’nden Halil İbrahim bereketi diler. Pilavı çok lezzetli olur, üstelik koca kazanlara sığmaz, bütün herkes doyar. Yahyâ Baba artanları yine yüklenir, Tunca’nın yolunu tutarak balıkların karnını doyurur. Kilercibaşı bu kez daha da işkillenip günden güne pirinç miktarını azaltır. Şaşkınlığını gizleyemeyen kilerci bunun bir keramet olduğundan emin olunca Padişah’a çıkar, “Sultanım bu Yahya Baba boş değil, hâlbuki biz ona amele muamelesi yapıyoruz” der. Sultan Bayezid-i Veli gönül ehlidir. Tekkede dergâhta dervişlik yapan çoktur ama tava tencere, is buhar arasında manevi makamlara yürüyebilen biri tanışmaya değer olmalıdır. AYIP OLUYOR SULTANIM! Sultan Bayezid Kilercibaşı’dan Yahya Baba’ya sadece bir avuç pirinç vermesini ister. Kilerci de öyle yapar. Yahya Baba pirince bakar ve tebessüm eder... Tevekkül elden bırakmayarak boynunu büküp mutfağının yolunu tutar. Mübarek zat yine dualar eşliğinde pilavını tencereye koyar, Allahü teâlâdan bereket için himmet ister ve kapağını kapatır. Yine pişen pilavla bütün saray doyar arta kalanları da yine doldurur torbaya Tunca’nın yolunu tutar. Yahya Baba tam kepçeyi daldırıp balıklara atıyordur ki, Padişah Kilercibaşı ile birlikte gizlendiği yerden ortaya çıkar. “Ne oluyor bre” der, “yoksa devlet malını israf mı edersin?” BALIKLAR ONU SAVUNDU Yahyâ Baba tutulur kalır. O anda Tunca’nın balıkları kafalarını sudan çıkarır “Ayıp olmuyor mu sultanım?” derler, “Koca devletin artığını bize çok mu görüyorsun?” Yahyâ Baba öylesine mahcup olur ki anlatılamaz. Utancından secdeye kapanır, Allah’a sığınır. Bayezid-ı Veli onun kalkmasını bekler ama meğer ki geçmiş ola. Mübarek çoktan ruhunu teslim etmiş, kavuşmuştur rahmet-i Rahman’a. Allahın veli kulları kısım kısımdır. Bazılarının veli olduğu aşikârdır, onları cümle âlem tanır. Bazıları ise sırrını kendine saklar. Ama öyle Allah dostları vardır ki veli olduğunu ne kendi bilir ne de halk bilir. İşte Yahyâ Baba bunlardan biridir. Binlerce Müslüman El Aksa’da iftar yapıyor Kudüs’deki El Aksa Camii, her gün binlerce Müslüman’ı iftarda buluşturuyor. Haremüşşerif içindeki iki cami El Aksa ile Kubbetüssahra’nın etrafını çevreleyen avlu ve bahçelerde, iftar öncesi hummalı hazırlıklar göze çarpıyor. Onlarca metre uzunluklarla yan yana dizilen sofralara oruç açmak için önce hurma ve su konulmasıyla başlayan hazırlıklar sürerken, kimileri caminin içinde iftar saatini bekliyor, kimileri de cami dışında çocuklarıyla oyalanıyor. Bu arada, Eski Kent’in Müslüman mahallesinin dar sokaklarındaki dükkânlar, iftar öncesi alışverişlerin yoğunluğunu yaşıyor. Tatlıcı dükkânlarının stantlarında, şekerlemeler ve geleneksel Filistin tatlıları göze çarpıyor. Baklava türleri, peynirli veya peynirsiz kiştalar, künefe... Ezan sesinin duyulmasıyla El Aksa Camii bahçesinde iftar için bekleyenler de hazırlanmış yer sofralarına oturuyor; buralara oturma imkânı bulamayanlara hazır yemek paketleri dağıtılıyor. Her güne bir dua Af ve mağfirete kavuşmak için... Af, mağfiret ve afiyet için çok duâ etmelidir. Bunların hepsini ihtiva eden çok kıymetli duâ, “Allahümme rabbenâ âti-nâ fiddünyâ haseneten ve fil-âhıreti haseneten ve kı-nâ azâbennâr”dır. Her zaman şu mağfiret duâsını okumalıdır: “Allahümmagfir lî ve li-âbâî ve ümmehâtî ve li-ebnâî ve benâtî ve li-ihvetî ve ehavâtî ve li-ecdâdî ve ceddâtî ve li-a’mâmî ve ammâtî ve li-ahvâlî ve hâlâtî ve li-zevcetî ve ebeveyhâ ve li-esâtizetî ve lil-mü’minîne vel-mü’minât vel hamdü-lillâhi Rabbil’âlemîn!” (Kadın okursa, zevcetî yerine zevcî ve ebeveyhâ yerine, ebeveyhî demelidir.) Allahü teâlânın mağfiretine sığınarak, “Allahümme magfiretüke evsa’u min zünûbî ve rahmetüke ercâ indî min amelî” duâsını da okumalıdır. (Yâ Rabbî! Mağfiretin, benim günahlarımdan daha geniştir. Rahmetin, bana, amelimden daha ümit vericidir) demektir. Af mağfiret için şu duâ da okunabilir: “Yâ Allah! Yâ Rahmân! Yâ Rahîm! Yâ Afüvvü yâ Kerîm! Fa’fü annâ, vagfirlenâ, verhamnâ, vensurnâ alel-kavmil kâfirîn!” MENKIBELER Mecûsî de sonunda İmanla şereflendi Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri bir kış gününde Bağdat camilerinin önünde bir Mecûsînin kuşlara yem dağıttığını görüp ona: - Sen hayır yapıyorum diye kendini boşuna aldatıyorsun. Allahü teâlâ, evvelâ imanı farz kılmış, geri kalan hayır hasenatı ondan sonra emretmiştir, iman etmedikçe senin bu yaptığın iyilik Allahü teâlânın indinde makbule geçmez, dedi. Bu sözler üzerine Mecûsî: - Ben de biliyorum kabul olunmayacağını. Fakat Allahü teâlâ bu yaptığımı görmez, bilmez mi? dedi. Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri: - Elbette görür ve bilir, deyince, Mecûsî: - Öyleyse o da bana yeter, deyip kendi bildiğine devam etti. Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor: - Aradan zaman geçti. Ka’be-i Muazzama’yı çok arzulamıştım. Hac mevsiminde Mescid-i Haram’a gelip tavaf yapmakta idim. Bu esnada bir adamın ellerini açmış Allahü teâlâya yalvarmakta olduğunu, hatta gözlerinden sel gibi yaşlar akıttığını gördüm, iyice dikkat ettim, o zat karlı bir havada kuşlara yem veren Mecûsî idi. Tavaftan sonra yanına yaklaşıp hemen kollarından yakaladım. Mecûsî beni tanımıştı. - İşte Allahü teâlâ gördü ve bildi, deyip hayretle yüzüme bakarak kelime-i şehâdet getirip ruhunu gözümün önünde teslim etti. Seyyahların kaleminden Sabaha kadar ibadet ederler Alman Erwin Rüsehkamp, 1906’da “Germania” dergisinde yayınlanan “Türklerde Ramazan Günleri ve Dini Bayramlar” başlıklı makalesinde ramazanın sadece Müslümanları değil, İstanbul’da yaşayan tüm ecnebileri cezbettiğini yazar. Bu ay boyunca yaşanan renkli manzaralara makalesinde yer veren yazar, büyük selâtin camilerin minareleri arasına kurulan mahyalardan hayranlıkla bahseder. Kadir gecesinin önemine de temas eden Rüsehkamp, o gecede tüm İstanbullunun ayakta olduğunu yazar. Camiler hınca hınç doludur ve tüm Müslümanlar sabaha kadar ibadet ediyordur. Anılarında bayramlara da değinen yazar, yabancıların da bu neşeli ortama ayak uydurduklarını kaydeder. Ama onu en çok etkileyen şey bayramlarda yapılan yardımlardır. Bu üç gün boyunca fakirler özel bir şefkatle hatırlanır ve her Müslüman zekat vererek dini bir görevi yerine getirir. SULTAN III. SELİM: Müslümana revâ değil! Hemen her padişahın halkın arasına girip zaman zaman tebdil gezdiği bilinir. Bundaki maksat, halkın ihtiyaçlarını öğrenmek ve köşe bucak mahallere kadar girip nelerin yolunda gidip gitmediğini bizzat görmektir. Başbakanlık Devlet Arşivleri’nden bulduğumuz 1801 tarihli bir belge de Sultan Üçüncü Selim Hanın bu tebdil gezilerinden biriyle ilgili. “Benim vezirim, bugün tebdilen Divan yolundan geçerken fırının önünde bir kalabalık gördüm. Birisi, ‘Yiyecek ekmek bulamıyoruz!’ diye feryat ediyordu. Mükedder oldum, üzüldüm... Bunun bir çaresine bakılsın. Zira ramazan-ı şerifte Allahü teâlânın kullarına böyle zahmet çekmek revâ değildir, derhal çaresi ne ise ziyâdesiyle yapılsın!..” -(Tarih: 1215 (Hicrî) Dosya No:174 Gömlek No:7558 Fon Kodu: HAT ) AMASYA MUTFAĞINDAN Yavan dolma Hazırlanışı: Kuru baklayı akşamdan ıslatın. Kabuklarını ayıkladıktan sonra ikiye bölün. Soğanları, pastırmaları ve maydanozu küçük küçük doğrayın. Birbirine harmanlayın. İçine baklaları, kıymayı, yarmayı, salçayı katın. Malzemeyi iyice harmanlayın. Hazırladığınız bu içten biraz alıp yaprağın ortasına koyun. Yaprağın önce bir ucunu, sonra diğerini kapatın. En son, etek kısmını kapatıp bohça biçiminde sarın. Tencerenin dibine çorbalık kemikleri dizin. Sardığınız dolmaları bunun üzerine ve arasına koyarak yerleştirin. Kısık ateşte yarım saat, 45 dakika kadar pişirin ve servise sunun. Malzemeler > 500 gram kuru bakla > 1.5 su bardağı aşurelik yarma > 500 gram dolmalık kıyma > 2 adet soğan > 6 dilim pastırma > 500 gram çorbalık kemik > 1 demet maydanoz > 2 yemek kaşığı salça > 500 gram sarmalık yaprak > Tuz, karabiber, kırmızıbiber > Yayla Çorbası, Yavan Dolma, Zeytinyağlı Fasulye, Paçanga Böreği, Çoban Salata
Reklamı Geç
KAPAT