BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sürgün çilesi

Sürgün çilesi

Kan davalarının en trajik sonuçlarından birisi de göçler. Ayrıca fatura aynı soyadı taşıyan herkese kesiliyor. Güçlü taraf, zayıf aileyi yerinden yurdundan ediyor. Denizli’ye göç eden 19 ailenin 130 mensubu hayat mücadelesi veriyor. “Göç etmeseydik katliam yaparlardı” diyorlar.



YAZI DİZİSİ GÜNEYDOĞU’NUN ACI GERÇEĞİ: KAN DAVASI-4- OSMAN SAĞIRLI - ADEM DEMİR Van’ın Erciş ilçesine bağlı Bucakönü Köyü’nde 24 Ocak 2010 tarihinde bir tartışma yaşanıyor. 70’ini aşan Kemal Yıldırım ile komşusu Ali Demir arasındaki ağız kavgası bir anda silahların konuştuğu çatışmaya dönüşüyor. Kavgayı ayırmak için araya köylüler giriyor. Aracılardan birisi de köyün ağası Mehmet Dursun’un 30 yaşındaki oğlu Nedim Dursun. Kurşunlardan birisi aracı olan Nedim Dursun’a isabet ediyor ve genç adam ölüyor. Aslında Ali Demir ile Mehmet Dursun akrabalar. Zaman zaman yaşanan gerginlikten dolayı karşılıklı bir husumet söz konusu. Ancak Nedim Dursun, kaza kurşunuyla vefat ediyor. Tabi bu durum karşısında işin rengi değişiyor. Köy ağası Mehmet Dursun, tüm akrabalarıyla birlikte Yıldırım soyadını taşıyan herkesi “düşman“ kategorisini koyuyor. Gergin geçen bir ayın sonunda Yıldırım ailesinin köyden göç edip başka bir yere gitmesine karar veriliyor. 4 EVDE 130 KİŞİ YAŞIYOR Alınan karara boyun eğiliyor. Köyde “Yıldırım” soyadını taşıyan 19 ailenin toplam 130 mensubu var. Bunların hepsi, birisinin işlediği kusurdan dolayı evini barkını, arazisini bırakıp yollara düşüyorlar. Yeni adresleri ise Denizli’nin Aşağışamlı Kasabası. Zorla göç ettirilen Yıldırım ailesinin fertlerini bulduk ve konuştuk. 130 kişi sadece dört evde yaşıyorlar. Tabii yaşamak denirse. Çünkü şartları çok kötü. Hatta bu evlerden birisi ahırdan bozma. Göç etmiş olmalarına rağmen özellikle erkekler ölüm korkusuyla yaşıyorlar. İşin enteresan tarafı ise bu ailede de eğitimli insan yok. Sadece ortaokul diploması bulunan tek kişi var. Ailenin buraya yerleşmesine biraz yol iz bilen Latif Yıldırım ön ayak olmuş. “Neden hepiniz gelmeyi kabul ettiniz?” sorumuza Yıldırım, “Eğer biz çıkıp gelmeseydik. Tıpkı Bilge Köyü gibi bize yönelik de katliam yaparlardı” diye cevaplıyor. DÖNERSEK?ÇOK?KAN?AKAR Latif Yıldırım yaklaşık iki yıldır sürgün hayatı içinde yaşadıklarını anlatıyor. “Topraklarımıza dönersek, çok kan akar” diyen Yıldırım, evlerin Adnan Ertemur isimli hayırsevere ait olduğunu ve kendilerine ücretsiz tahsis edildiğini söylüyor. “İlk başta yemek yardımı yapıldı. Kaymakamlık da aile başına ayda 100 lira yardım yaptı. Sonra kesildi. 42 çocuk eğitimlerine yarı aç yarı tok devam etti. Çoluk çocuk burada perişan olduk. İşimiz, gücümüz yok. Sağdan soldan yapılan yardımlarla günü kurtarıyoruz. Devletimizden sıcak bir yuva, iş istiyoruz. Ev konusunda bir söz verildi ama o da unutuldu gitti. TOKİ’den ev verilirse zamanla borcumuz öderiz” diye konuşuyor. VARLIK İÇİNDE YOKLUK Yıldırım sülalesinin kaldığı yerler gerçekten çok feci. Çocuklar sağlıksız ortamda yaşıyorlar. Çocuk ve kadınlar hastalıklarla mücadele ediyorlar. Hepsini ayrı ayrı dinlemeyi insanın yüreği kaldıramıyor. Çünkü yıllarca çalışıp edindikleri tüm mal varlıklarını geride bırakıp gelmek zorunda kaldıkları için acı dolu anekdotlar anlatıyorlar. Komşusuyla kavga eden 74 yaşındaki Kemal Yıldırım ise yanımıza gelir gelmez kolundaki iğne izlerini göstererek, “Bu olay yüzünden sağlığımı kaybettim. En çok üzüldüğümse bu çoluk çocuğun durumudur. Bir hatadan dolayı 1500 dönümlük toprağımızı bırakıp gelmek zorunda kaldık. Varlık içinde yokluk çekiyoruz” diye veryansın ediyor. 35 YILLIK ÇİLE SÜRÜYOR Buna benzer öykü çok. Memleketin her tarafına dağılmış göç mahkûmları var. Onlardan biri de yine kan davası nedeniyle Adıyaman’ın Kahta ilçesinde 2008’de 2 kişinin ölümüyle başlayan kan davasının neticesinde yaşanan sürgün. Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesine bağlı Çakmak Köyüne yerleştirilen 26 aile ölüm korkusu yaşıyorlar. Toplam 150 kişi olan Aktaş ve Kumaş aileleri, çevredeki hayırseverlerin yardımlarıyla geçiniyorlar. Tek odalarda onlarca kişi iç içe yaşıyorlar. Yetişkinlerin büyük bir bölümü de yaşanan kavgalardan ötürü cezaevindeler. Mardin’den Çanakkale’nin Biga ilçesine göç edenlerin durumuysa oldukça çarpıcı. 35 yıl önce yaşanan bir kan davasından dolayı göç eden Arslan ailesi, Biga’nın çakırlı köyünde barakalarda yaşıyorlar. Orman Müdürlüğü’ne ait bir arazide kendi imkânlarıyla yaptıkları barakalarda kalan Arslan ailesi aradan geçen zamana rağmen yer yurt edinmemiş durumdalar. Yetişkin erkekleri Orman Müdürlüğü’nde geçici işçi statüsünde çalıştıkları için konuşmak istemediklerini söylediler. Emine Arslan ise, “Yıllardır buralardayız ama hâlâ barakalarda kalıyoruz. Beylerimiz ‘bir gün döneriz düşüncesiyle’ ev ve arazi almadılar. Göçebe hayatı sürüyoruz” diyor. - 130 KİŞİ İÇ İÇE Zorla göç ettirilen Yıldırım ailesinin fertleri zorluk içinde... 130 kişi sadece dört evde yaşıyorlar. Tabii yaşamak denirse. Çünkü şartları çok kötü. Hatta bu evlerden birisi ahırdan bozma. KUR’AN ALTINDAN GEÇİRME MERASİMİ Barıştırma merasimlerinde mutlaka bir din adamı olur. Ancak barıştırma törenlerinin olmazsa olmazı ise yemindir. Kur’an üzerine yemin edilir. Taraflar karşılıklı olarak yemin ettikten sonra bir daha benzer olayların yaşanmaması için söz verirler ve bir kişi tarafından tutulan Kur’an-ı Kerim’in altından geçerler. Yahya Kamçı, “Kutsal değerler üzerine yemin etmeyen ve Kur’an-ı Kerim’in altından geçmeyen insanların olumsuz hadiselere meydan vermeyeceklerinin bir garantisi yoktur. Kutsallar üzerine yemin edenler buna sadık kalıyorlar” şeklinde konuşuyor. Bölgede son zamanlarda en çok barış olayına imza atan organizasyon ise BDP. Parti yöneticileri, Kürtler arasındaki kan davalarının sürdürülmesine çok karşı durduklarını ifade ediyorlar. 67 YIL SONRA BARIŞTILAR Kan davalarında hasımlar birbirlerinin izlerini sürebiliyorlar. Batman’ın Kozluk İlçesinde 1945 yılında meydana gelen ve 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan dava çarpıcı bir örnek. Sıvka ve Hezo aşiretleri arasında meydana gelen kavgada Seçkin ailesi daha fazla can kaybı olmasın diye göçüp gidiyor. Batman’a yerleşen Şükrü ve Tahir Seçkin kardeşler, aile büyüklerinin dört kişinin kaybına neden olduğu Güneş ve Dayan aileleriyle 2011 Temmuz’unda barıştılar. 67 yıl sonra gerçekleşen barış töreninde görüştüğümüz Şükrü Seçkin, “50 yıl boyunca rahat yaşayamadım. Her an bir olay çıkabilir endişesiyle hareket etmek zorunda kaldım. Bizler zor da olsa bir barış sağlamayı başarabildik. Çocuklarımızın da şiddet, kin ve nefretin hâkim olduğu bir ortamda yaşamasını istemeyiz” dedi. Kan davasını bitirecek olan ve 2009’da imzalanmak istenen protokol son anda iptal olmuş... BARIŞ PROTOKOLÜ Barışı kalıcı hale getirmek amacıyla protokol imzalayanlar bile var. Her iki tarafın mensuplarıyla aracıların imzaladığı belgede şartlar ve ödenecek kan bedeli bile yazıyor. İşte bir örnek. Olay 2002 yılında Diyarbakır’da Abdullah İleri ve Abdullah Bal aileleri arasında meydana geliyor. Husumete konu olan ise bir arazi. 05. 11. 2009 tarihinde imzalanan protokolde Abdullah İleri ailesine ait 848 dönümlük arazi Abdullah Bal ailesine bir milyon 100 bin karşılığında verilmesine kararlaştırılıyor. Arabulucu heyetinde ise ilginç isimler var. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTP İl Başkanı Fırat Anlı, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu. İmzalar atılıyor ama protokol hayata geçmiyor. Zira Abdullah İleri kısa bir süre sonra 848 dönümlük arazisinin imara açıldığını öğreniyor. Tabi arazinin fiyatı da doğal olarak katlanıyor. Durum böyle olunca arazi devri gerçekleşmiyor ve husumet sürüyor. Kan davaları bölgenin acı gerçeği olarak yıllardır sürüyor. Artık kalıcı ve köklü çözüm şart. Merasim sırasında iki taraf birbirleriyle Tek tek tokalaşıyor. BARIŞTIRMA MERASİMLERİ Kan davalarının söndürdüğü ocaklara verilecek örnek sayısız derecede çok. Özellikle de, göçüp giden insanların yıllar sonra nasıl infaz edildiğine dair haberler de sık sık basında yer alıyor. Kan isteyenlerin yanında barış yanlılarının da sayısı az değil. Hemen her köy ve ilçede barışçı girişimleriyle tanınan imamlar, siyasetçiler ve kamu görevlileri bulunuyor. Geçmişte çok meşhur olanlardan biri Diyarbakırlı Hacı Sait Özşanlı ve Şanlıurfa Siverek’te Zülfükar Baltan idi. İkisi de vefat etti. Şimdilerde ise Seydi Eyüpoğlu ve Necmettin Cevheri gibi kişiler kan davalarının barışla sonuçlanması için uğraş veriyorlar. Valiler, Emniyet müdürleri, jandarma komutanları da kanın durmasını isteyenler ve uğraş verenler arasında. Ama bölgede ağırlıklı olarak Sivil toplum kuruluşları temsilcileri, barış komiteleri, Barış ve Demokrasi Partisi, AK Parti gibi kurum ve kuruluşların yöneticileri de barış görüşmelerinde bulunuyor ve düşmanlığın son bulması için gayret gösteriyorlar. KAN BEDELİ OLMAZSA OLMAZDIR Ancak barışı öyle hızlı bir şekilde sonuçlandırmak kolay değil. Onun da belli kuralları ve merasimi bulunuyor. Öncelikle aracılar her iki tarafla da defalarca görüşüyorlar. Karşılıklı sözler birbirine taşınıyor ve istekler dillendiriliyor. Aylar süren görüşmelerde pürüzler giderilir ve tarafların birbirine görmeye tahammül edebilecekleri seviyeye getirildikten sonra şartlar açık ve net bir şekilde konuşulur. Tabi burada en kritik husus ise ödenecek kan bedeli. Çünkü insan kaybı olan taraf mutlak suretle karşı taraftan tazminat niteliğinde bir meblağ ister. Bu rakam kimi yerlerde düşük kimi yerlerde ise çok yüksek olur. Zira öldürülen kişinin toplumdaki prestijine ve karşı tarafın maddi durumuna göre bu kan bedeli belirlenir. Örneğin Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir kişinin kan bedeli için kesilen paranın miktarı 500 bin liraydı. Sait Özşanlı Barış Komitesi Üyesi Yahya Kamçı, “Bu bedel ortalama 100 ile 150 bin civarında olur” diyor. BİTTİ-
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94541
    % 1.11
  • 4.7101
    % -0.54
  • 5.4482
    % -0.96
  • 6.2396
    % -0.66
  • 193.795
    % -0.42
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT