BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Sinsi tehlike: Gıybet

Sinsi tehlike: Gıybet

Devletler ve müesseseler dış güçlerin tesiri ile yıkılmaz. Daha ziyade söylentiler, dedikodular yüzünden çatırdar... Gıybet kanser gibidir, girdiği vücut iflâh olmaz.



Mütedeyyin bir Müslüman’ın alkol alması kolay değildir. Çevrenizde öyle bir arkadaş grubu yoksa, kendi başına meyhaneye gidemezsin. Yine bir Müslüman bar pavyon dolanamaz, kadınlarla düşüp kalkamaz. Yolunu bilmeyen o aleme akamaz, o kapıları çalamaz. Bir Müslüman çalamaz, açıkta görse, kimse bakmasa, elini uzatıp alabilecek olsa... Yine de hırsızlık yapamaz. Bir Müslümanın cinayet işlemesi, kan dökmesi, birine sövmesi, dövmesi de uzak ihtimal... Bizi bekleyen en büyük tehlike gıybettir, “arkadan konuşmak!” Bahanemiz hazırdır, bunu “onun iyiliği için” yaparız güya...” AMA DOĞRU SÖYLÜYORUM Çok rastlarsınız birinin arkasından konuşana “gıybet etme” dersiniz, savunmaya geçer “ama ben olmayan bir şeyi söylemiyorum ki?” Gıybet olan bir şeyin anlatılmasıdır zaten. Olmayan bir şeyi anlatırsan onun adı başkadır: Bühtan, iftira! Gıybet, din kardeşinin üzüleceği bir şeyi arkasından söylemektir. Bedeninde, nesebinde, ahlâkında, işinde, sözünde, dîninde, dünyâsında, evinde hattâ elbisesinde bulunan bir kusûru dile getirmektir. Kapalı söylemek, işâretle ve yazıyla bildirmek de gıybettir. Bir Müslüman’ın günahı söylendikte, “elhamdülillah biz öylelerinden değiliz” demek gıybetin en kötüsüdür. Falanca kimse iyidir hoştur da, ah şu şu kusûru olmasa demek de gıybet olur. Devletler ve müesseseler dış güçlerin tesiri ile yıkılmaz. Daha ziyade söylentiler, dedikodular yüzünden çatırdar. Gıybet kanser gibidir. Girdiği vücut iflâh olmaz. Gıybet aileyi parçalar, toplumu çökertir, cemiyeti felakete götürür. Zinadan daha büyük günah olduğu halde, kolay işlenir. Gıybete şahid olan, korkmazsa, söz ile, çekinirse kalbi ile red etmelidir, yoksa günâhına ortak olur. Sözünü kesmeli veyâhut kalkıp gitmelidir. Eliyle, başıyla, gözüyle men etmesi kâfî gelmez. Açıkça “sus” demesi lâzımdır. Ki yüz sehid sevâbı verilir. Gıybet eden ya hasetçidir, ya da birilerini güldürmek için günaha girer. Bazıları da o kimsenin harâm islemesine hayret eder, sözüm ona üzüldüğünü, acıdığını söyler. BİR DE SÖZ TAŞIRSA... Bazen gıybetçiler söz de taşırlar ki bu ayrı bir günâhtır. Hadîs-i serîflerde buyuruldu ki: “Söz taşıyan (nemmam) Cennete giremez.” Sizin en fenânız söz taşıyanlar, aranızı bozanlar ve insanları birbirine düşürenlerdir. Yanında, din kardeşi gıybet edilince, gücü yetdiği halde ona yardım etmeyen kimsenin günâhı, dünyâda ve âhiretde kendine yetişir. Bir kimse, dünyâda din kardeşinin hakkını korursa, Allahü teâlâ, bir melek göndererek onu Cehennem azâbından korur. Gıybetten uzak olunuz, çünkü gıybet zînâdan fenâdır. Zînânın tevbesi kabul edilir ama, gıybet edilen hakkını helâl etmeyince tövbeniz kabul edilmez. Mi’rac gecesi Cehennemi bana gösterdiler, etleri parça parça edilip, ağızlarına konan birtakim insanlar gördüm. Kokmuş etleri yiyin diyorlardı. Bunların kimler olduğunu sual etdim. Cehennem meleklerinin reîsi Mâlik, bunlar gıybet edenlerdir, gıybet edenler seytânın dostlarıdır, dedi. Gıybet, insanın sevâbını, iyi amellerini, ateşin kuru odunu yakdığı gibi yakar. Kıyamet günü, bir kimsenin sevâb defteri açılır. “Ya Rabbi! Dünyâda iken, şu ibâdetleri yapmıştım. Sahifede yazılı değil.” “Onlar, defterinden silindi, gıybet etdiklerinin defterlerine yazıldı, denir.” GIYBET EDENİN SEVABI YÜKLENİR Kıyamet günü bir kimsenin hasenât defteri açılır. Yapmamış olduğu ibâdetleri orada görür. Bunlar seni gıybet edenlerin sevâblarıdır, denir. Zenginler ramazan boyunca, mahalle aralarında ve cami avlularında iftar veriyor. PAKİSTAN’DA İFTAR VAKTİ Ramazanda mesai saat 3’te bitiyor Pakistan’da ramazanın gelmesiyle birlikte hayat tamamıyla değişiyor. İlk günü resmi tatil ilan edilen ülkede kamu kurumları ve özel sektörde ramazan mesaisine geçiliyor, saat üçten sonra çalışmalara son verilirken ramazan ayının son on günü ülke genelinde fiili tatil uygulanıyor. Bu ay boyunca büyük alışveriş ve eğlence merkezleri, pazarlar, lokantalar, spor kompleksleri bir ay süreyle faaliyetlerini azaltıyor veya durduruyor. Cami, mescit, kutsal mekanlar ve ülkenin geneline yayılmış türbelerde büyük yoğunluk yaşanıyor. Pakistan’da ramazan ile birlikte yardımlaşma ve dayanışma zirveye çıkıyor. Varlıklı iş adamları ve hayır kuruluşları yol aralarına, kaldırımlara, cami avlularına açtıkları sofralarla binlerce kişiye iftar yemeği veriyor. Bazı kentlerin meydanlarına kurulan dev kazanlarda yoksullara “biryani” denilen etli sebzeli pilav ve ekmek dağıtılıyor. Kayseri Mantısı Önce un, yumurta, su ve tuzu yoğurarak sert bir hamur yoğurun. Hamuru 20 dakika dinlendirin. Kıyma, maydanoz, rendelenmiş soğan ve tuzu iyice karıştırıp mantının içini hazırlayın. Hazırladığınız hamuru oklava yardımı ile kalın bir yufka halinde açın. Yufkayı birer santimlik küçük parçalar halinde kesin. Parçaların kare şeklinde olmasına dikkat edin. Bu karelerin her birine birer parça kıymalı harçtan koyup karşılıklı iki köşesinden elinizle kapatın. Bunları önceden yağladığınız tepsiye döşeyin. Mantı tepsisini fırına sokup üzerleri kızarana kadar 20 dakika 200 derecelik fırında pişirin. Kızarmış mantıların üzerine et suyunu güzelce gezdirin. Yine fırına sürüp mantı suyunu çekinceye kadar pişirin. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve kırmızı biberli tereyağı gezdirin. Malzemeler > 2 su bardağı un > 1 adet yumurta > 1 çay bardağı su > Yeteri kadar tuz İçi için: > 150 gram az yağlı kıyma > 2 adet soğan > Yarım demet maydanoz > 3 su bardağı et suyu Sosu için: > Sarımsaklı yoğurt > Kırmızı toz biber > Tereyağı Tarhana Çorbası, Kayseri Mantısı, Zeytinyağlı Biber Dolma, Revani Dünyevî arzulardan arınırlar 1655 yılında ülkemize gelen Jean Thevenot dokuz ay kadar kaldığı İstanbul’dan sonra Bursa, İzmir ve bazı Ege adalarını gezer ve yolunu Kudüs’e kadar uzatır. Thevenot, oruç için şunları söyler; “Türklerin riayet etmek zorunda oldukları ikinci şart oruçtur, bununla nefse hâkim olunur ve dünyevî isteklerden arınılır ve ruhlar temizlenir.” Türklerin kanaatkârlığından da bahseden Thevenot, kendi ülkesinde aşina olduğu aşırlıklara, verdiği zengin yemek davetleri yüzünden iflas edenlere Osmanlı’da rastlamadığını anlatır. “Türkler hiç şatafatlı şölen düzenlemiyor ve bir Türk’ün zengin yemek davetleri vererek iflas ettiği hiç duyulmuyor; bu insanlar azla yetiniyorlar. En sıradan yemekleri ‘pilav’ dedikleri şey... Bu pilav da bir tavukla, koyun ya da sığır etiyle ya da et yoksa tereyağıyla bir tencereye koyup pişirdikleri pirinçten ibaret... Pirinç biraz pişince tencereyi boşaltıp bunu büyük bir tabağa dolduruyor, üstüne bol bol karabiber döküyor, pirinci sarartmak için de safran ilave etmeyi unutmuyorlar.’ Her güne bir dua Şehid olmak için okunacak dua Her gün yirmi beş kere “Allahümme bârik lî filmevt ve fî-mâ ba’d-el-mevt” okuyanlar, Duhâ yâni kuşluk namazı kılanlar, her ay üç gün oruç tutanlar, yolculukta da vitr namazını terk etmeyenler, ölüm hastalığında, kırk kere “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü min-ez-zâlimîn” okuyanlar, her gece Yasîn okuyanlar, abdestli olarak yatanlar, devamlı olarak mudârâ edenler yâni dîni korumak için dünyalık verenler, her sabah veya akşam devamlı olarak üç kere “E’ûzü billâhissemî’il’alîmi mineş-şeytanirracîm” ile (Haşr) sûresinin sonunu okuyanlar “Âhıret şehîdi” olurlar. Peygamberimiz buyurdu ki, “Bu duâyı okuyan kimse, duâyı sabahleyin okursa ve akşama kadar ölürse, şehit derecesine vâsıl olarak ölür. Akşamleyin okursa, yine sabaha kadar ölürse, aynı şekilde aynı dereceye ulaşır. Duâ şudur: Allahümme ente rabbî lâilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vaadike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûü leke bi-ni’metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfirlî zünûbî feinnehû lâ yağfirüzzünûbe illâ ente. Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn. MENKIBELER KARDEŞİNİN ETİ... Halid bin Rebi Hazretleri anlatır: “Mecliste birini gıybet ettiler, mâni olmadım. O gece rü’yada siyah bir kimse kokmuş domuz etini bir tabağa koyup getirdi ve yüksek sesle,”Hadi ye!” dedi. “Ben Müslümanım, domuz eti yemem” dedim. “Ama kardeşinin etini yersin, o bundan bin kat daha harâm” diyerek o etten bir parça kesti, ağzıma koydu. Uyandım, et ağzımda idi ve çok pis kokuyordu. Kırk gün ağzımdan gitmedi.” İbni Sîrîn hazretleri, “Seni gıybet ettim, hakkını helâl et” diyen birine “Allahü teâlânın harâm ettiğini ben nasıl helâl ederim” dedi. (Önce Allahü teâlâya tevbe et ki, benim helâl etmemin faydası olsun demek istedi) İbrâhim Edhem hazretleri, bir yemeğe da’vet edilmişti. Sofrada filan kimse nerede denildi, biri cevap verdi “o ağırcanlıdır, gecikir!” Büyük veli burada gıybet edildi dedi, kalkıp gitti. Hasen-i Basrî hazretleri gıybetini yapan birine tabakla helva gönderdi, adamcağız sordu sebebini: “Zira sevâblarını bana hediyye ettin!”
Reklamı Geç
KAPAT