BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Hey gidi...

Hey gidi...

Sıra sıra yemeniler aldım, salkım söğüt yapmaya... Dondurma külahından sal yaptım, okyanusa... Ne sandınız; Challenger’ı kibritle ben ateşledim.



Sıra sıra yemeniler aldım, salkım söğüt yapmaya... Dondurma külahından sal yaptım, okyanusa... Ne sandınız; Challenger’ı kibritle ben ateşledim. Güneş ışınları buz tuttu. Yollar çarşaf gibiydi, altıma çekip uyudum. Bolero’yla uyandım. Aval aval bakmayın; kemanı sevmeyen, Paganini’den ne anlar. Balonu, rüzgâra tutup şişirdim. Sonra iki ucundan tutup, kömür yaktım. Bulutların üstünde balık tuttum. Marmara Denizi’nin diplerinde, dağ keçileri dolaşır. Balıklama atlar, taze yaprak yediririm. Okyanus üzerinde yürüdüğüm çok olmuştur. Bazen Vasco de Gama’ya rastlarım. “Rastgele ağalar” derim. Aval aval bakarlar. * * * Bazen gökyüzünü Orhan Veli boyar maviye... Ben üzerine güneş deseni çizerim. Isınır odamız Sobamız Yüreğimiz Aort damarı üzerinde kestane pişiririz. Umutlarımızı dilim dilim ayırır, tel dolaba saklardık. Sevgilerimizi tülbende sarar, koltuk altımızda taşırdık. İhtiyacı olana, açar, dağıtır, paylaşırdık. Bu sana... Bu bana... Bütün yalanların etrafını tel örgülerle çevirmiştik. Bir Kangal’ı da nöbetçi dikerdik önüne... Yalanlar mahkûmumuzdu, doğrular başgardiyan! Basit, sakin, önemsizdik... Kelli felli dostlarımız yoktu. Torpil aramazdık, torpido gözünden. Milletin canına okumazdık... Arabesk şarkı okumazdık... Tom Miks, Teksas okurduk, ders kitapları arasında... Suçumuz büyüktü. Ama daha başkası yoktu. İnternet’te chat yapamazdık; çat kapı orda, çat kapı burdaydık... Arkadaşlarımızın evine manyetik kartla girilmezdi. Şifre de gerekmezdi. Fatma hanım teyzenin börekleri, yakardı yürekleri... Online bağlandığı zaman değil, istediğin zaman girerdin. Pasaport ve Password sormazlardı. Tek geçerli kart, sevgiydi... Her kapıyı açardı. * * * Güneşi tutmak istedim; baktım balçıkla sıvamışlar... Aydede, masal bile bilmiyor. Derelerde, gazete kağıdından yapma gemiler yüzdürürdük. Şimdi pet şişeleri... Evimizde Play Station yoktu ama; evimiz tren istasyonunun yanındaydı. Elimizde joy stick değil, gazoz kapakları vardı. Gökteki yıldızları, şerif diye göğsümüze takardık. Kötülere en çok yaptığımız şey, sobelemekti... Terminatör, Robocop yoktu; Keloğlan vardı. Ninjalar, Nasreddin Hoca’yı küstürdü. Yıldız Savaşları’nda, misketlerimizi kaybettik. Yakartop, körebe, çelik-çomak... Hangi kayıp kente gittiler. Bugün bayram. Bana ne... Ben kayık salıncağımı da istiyorum. Çocuk değil, bir devdik. Bir avuçladık mı, Hazar Denizi’ni elimizde gezdirirdik. Topumuz bez parçalarından sarma, iple bağlamaydı ama; sahalarımız vardı. 3 evlek öteye, 2 sokak arası! Futbolu bilgisayarda değil, arsada oynardık. Pele gibi olmazdık, Pele’ydik... Hepimiz sevimli hergeleydik. En yaramazımız, en erken öperdi büyüğümüzün elini... Bayramlarda tatilde değildik. Komşudaydık. * * * Yağmura lanet okumazdık. Bereket bilirdik... Bu yüzden yollarımız tıkanmazdı. İnsanlar yamalı giyer, utanmazdı. Çünkü parçalı olması değil, temiz olması yeterliydi. Gösteriş, yaşama sevincimiz değildi. Gerçeğe yakın rüyalar görürdük. Rüya, gerçeğe yakın olurdu. İhtirasımız az, inancımız büyüktü. Radyo Tiyatrosu’ndan keyifli olmasını becerirdik. Mutlu olmak için, komşumuzu görmek yeterdi. (Ana Britannica’ya bak; KOMŞU ne demek?) * * * Bilgisayarsız, internetsiz, E-Mail’siz, cep telefonsuz, play station’suz, televizyonsuz, telefon bankacılığı olmayan, borsasız, ATM gişesiz, endişesiz günleri arıyorum. Herşeyin varolduğu günleri değil, hiç birşeyin olmadığı günleri istiyorum. Basit, sade, iddiasız; ama sorunsuz... Bütün icatlar sizin olsun. Bana çocukluğumu verin. Dondurma külahından sal yapayım okyanusa...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT