BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kürt meselesini dört adım bitirir

Kürt meselesini dört adım bitirir

Emekli Kurmay Albay Doç.Dr. Sandıklı’dan çözüm teklifi: Demokratik adımlar sürmeli. Ekonomik dengesizlik giderilmeli. Güvenliğe önem verilmeli. Teröre uluslararası destek kesilmeli.



RÖPORTAJ ADEM DEMİR adem.demir@tg.com.tr “TERÖR, BDP’YE YÜZDE 25 OY KAZANDIRDI” Bölgedeki vatandaşların tamamının BDP’yi desteklemediğini kaydeden Atilla Sandıklı, “Güneydoğu’da belli illerde BDP’nin üstünlüğü var ama bu siyasi parti Kürtlerin tek temsilcisi değil. 19 ilde iktidardaki parti birinci. BDP’nin son aldığı oy oranlarını da inceledik. Terör, BDP’ye yüzde 25 oy kazandırıyor. Şiddetin en yoğun olduğu Hakkâri, Şırnak, Diyarbakır ve Batman gibi illerde bu yüzden BDP birinci” diye konuştu. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi(BİLGESAM) son zamanlarda dikkati çeken kurumlardan. Organizasyonun yönetiminde; Prof. Dr. Sami Selçuk, Emekli Oramiral Salim Dervişoğlu, eski bakan İlter Türkmen, Eski Vali Kutlu Aktaş, Özdem Sanberk ve devletin üst kademelerinde görev yapmış sivil-asker pek çok bürokrat ve akademisyen bulunuyor. Bu kişilerin yaptığı beyin fırtınaları neticesinde hazırlanan raporlar ses getiriyor. Üstelik Kürt sorunu kurumun gündeminin ilk sırasında yer alıyor. BİLGESAM geçtiğimiz yıl bir çalışmayla bölgede yaşayan etnik grupların demografik fotoğrafını çekti. Devletin güvenlik kurumlarına hazırlanan raporda; Kürtlerin, Zazaların, Türklerin ve diğer etnik unsurların sayısal bilgilerine yer verildi. Kurumun başkanı emekli bir kurmay albay olan Doç. Dr. Atilla Sandıklı. Uzun süre Güneydoğu’da ve Milli Güvenlik Kurulu’nda çalıştı. Şimdiyse üniversitelerde ders veriyor. Doç. Dr. Sandıklı ile hem hazırlanan raporları, hem de Kürt sorununa bakışları ve çözüm önerilerini konuştuk. PKK ve BDP’ye göre bölgedeki 19 ilde yaşayanların tamamına yakını Kürt. Sizin verileriniz ne diyor? Devletin güvenlik kurumları için özel bir rapor hazırlamış bir kurumuz. Bu çalışmamızda bölgede yaşayan Kürt nüfusuna ilişkin bilgiler mevcut. O raporun Kürt vatandaşlarımızın bütün toplumsal algılarını ve beklentilerini ortaya çıkarabilecek ve diğer alan araştırmalarımızı destekleyen bir çalışma olduğunu söylemekle yetineyim. BDP ve PKK’nın algısına gelince tezleri yanlış. 19 il, Kürtlerin çoğunlukta olduğu iller değil. İki bölgedeki illerde 8 milyon Kürt kökenli vatandaşımız yaşıyor. Türkiye genelindeki Kürt nüfusu ise 15 milyon civarında. Kürtlerin yarısı bu 19 ilin dışında yaşıyor. ÇOĞUNUN ANADİLİ KÜRTÇE Devletin elinde tüm etnik ve dini grupların nüfusuna ilişkin net rakam yok mu? Devletin, kendi vatandaşını etnik ve mezhebe göre nüfus sorgulamasına tabi tutması doğru değil. Biz bölgede yaptığımız anketlerle anadili temel alarak sonuca gittik. Aksini yapmak ırkçılık olur. Güneydoğu’daki halkın yüzde 55’i anadilinin Kürtçe olduğunu ifade ediyor. Türkçeyi anadil olarak görenlerin oranı ise yüzde 30 civarında. Arapça ve Zazaca konuşanların oranı yüzde 5. Süryanice, Ermenice ve diğerlerinin oranı da toplamda yüzde 5 civarında. Ciddi çoğunluktaki bir nüfusun farklı talepleri olması normal değil mi? Şiddeti siyaset dili haline getirenlerle bölge halkının beklentileri arasında ciddi farklar var. BDP, demokratik özerklik konusunda kimseyi ikna etmiş değil. Bölgede; Kürtler, Türkler, Araplar, Zazalar ve Süryaniler var. Bunların onayını almadı. Ayrıca bağımsızlık talebinde bulunan Kürtlerin oranı sadece yüzde 9’dur. Federatif bir yapıya isteyenlerin oranıysa yüzde 7.3. Demokratik özerklik de tam demokratik nitelikleri taşımıyor. HâLâ DEĞİŞİME DİRENENLER VAR PKK değişmedi, peki ya devlet? Devletin içinde hâlâ değişime direnenler var. Eski yapının uzantısı olan bürokratik kadrolar, değişimin Türkiye’ye zarar vereceğini düşünüyor. Ama bunlar artık iyice azaldı. İş kırılma noktasına doğru gidiyor. Doruk noktası aşıldı. Ve devlette değişim büyük ve ciddidir. Son YAŞ toplantısında bunu gördük. Anayasa Mahkemesi, HSYK ve TSK’nın yapısının yeniden dizaynında yaşandı değişim. Kürt siyasal hareketi değişimi görmüyor mu? Gördükleri için demokratik özerklik dediler. Kürtlerin demokratik haklarının verilmesi, dillerini kullanmalarına imkân sağlanması onların beslendiği zemini ortadan kaldırdı. Onların, “baskıcı devleti istediklerini” savunmak haksızlık olmaz mı? Normalde yapılanlardan memnun olmaları ve demokratik adımları desteklemeleri lazımdı. Ama her defasında süreci provoke ettiler. Bölgede okul, hastane ve yol yapılıyor. PKK yatırımları engelliyor, sağlık çalışanlarını kaçırıyor. Demek ki demokratik ve ekonomik gelişmelerden rahatsızlık duyuyorlar. BÜYÜK HATALAR YAPILDI Çözüm için yapılması gerekenler nelerdir? Terörle mücadele stratejisini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Bundan dolayı, kurum olarak bir belge açıkladık. Bize göre burada yapılması gereken dört boyut var. Birincisi ‘demokratikleşme sürmeli’ diyoruz. Çünkü insanlara özgürlüklerini vermezseniz bu insanların devlete olan aidiyetini eksiltirsiniz. İnsanlar ne kadar özgür olursa devlete olan bağlılıkları o derece artar. İkincisi ‘sosyo-ekonomik’ ve sosyo-kültürel’ faktörlerin öncelenmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu da beraberinde ekonomik dengesizlikleri ve bölgesel farklılıkları ortadan kaldırır. Neticesinde de insanlar kendilerini daha rahat ifade ederler. Üçüncüsü güvenlik unsuruna önem vermek gerektiğinde artırmak, dördüncüsü ise terörün sağlanan uluslararası desteğin kesilmesini sağlamaktır. 30 yılda şiddetin şiddetle çözülmediğini anlamadık mı ki güvenli ön plana çıkartılıyor? İlk önce örgütü küçümsedik ve güvenliğe önem vermedik. PKK birden büyüdü. Ondan sonra biz olayı sadece güvenlik boyutuyla ele aldık ve TSK’ya havale ettik. Terörle mücadelenin boyutlarını hiç dikkate almadık. Köyler boşaltıldı. Kayıplar arttı. Güvenlik tedbirleri belli zamanlarda terörü minimize etti. Ama ardından adım atılmayınca tekrar canlandı. Şurası kesin: Güvenliği azalttığınız zaman terör bitmiyor aksine artıyor. Güvenlikle ilgili aldığınız her tedbir kendi karşıtını oluşturuyor. Öldürdüğünüz her terörist daha fazla teröristin örgüte katılmasına sebep oluyordu. Çünkü o teröristin aileleri var. Onlar da insan ve tepki gösteriyorlar. Hatta aileler devlete düşman kesiliyor. Güvenliği terör örgütü mensuplarını öldürmek için değil insanların, özgür baskılardan arınmış bir ortam, daha iyi sosyo-ekonomik kültürel imkânlar sağlamak için yaparsanız sorun çıkmaz. AF GÜVENLE GELİR... Siyasi bir af olmadan dağdakiler silah bırakırlar mı? Bundan önce yapılması gerekenler var. PKK terör örgütü ve BDP gerçekten demokrasi istiyorsa samimiyetlerini göstermeliler. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde teröristler gezip eylem yaparken operasyonların durdurulması meydanı PKK’ya bırakmak demektir. Öncelikle ortada çok ciddi bir güven problemi var. Bunun aşılması için de PKK terör örgütünün silahlı unsurlarını Türkiye sınırları dışına çıkarması lazım. Böyle bir durumda TSK herhangi bir operasyon yapmaz. Bunlar olduğu zaman bir sükûnet ortamıyla birlikte bölgede huzur ve siyasi istikrar olacak. O zaman siyasi iktidar, ‘Kürtçeyi seçmeli ders olarak okutuyorum’ diyebilecek. Bu oldukça derin bir sorun. Çözümü aşama aşama olacak. Güven ortamı oluşturulursa af gündeme getirilebilir. Devlet 5 bin kişi için yeni bir sayfa açamaz mı sizce? Aslında devlet bunu yaptı. Habur’da beklentiler tamamen bunun üzerine kurulmuştu. İlk başta geleceklerdi güven unsuru oluşacaktı. Habur olayında PKK’nın samimi olmadığı net ortaya çıktı. Güven oluşursa ve bu arada da siyasi iktidarın eli güçlenirse demokratik açılımlardan sonra genel af gündeme gelir. DTK’NIN PROJESİ KADDAFİ’NİN ‘YEŞİL KİTAP’INA BENZİYOR BDP’nin kastettiği ‘demokratik özerklik’ hakkında ne düşünüyorsunuz? Onların ortaya koyduğu taleplerle, Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin Yeşil Kitabı’nı karşılaştırdık. Demokratik özerklik, büyük ölçüde Yeşil Kitapla örtüşüyor. Benzerlikleri neler? Yeşil Kitap, Marksist-Leninist ideolojinin Arap milliyetçiliğiyle şekillenmiş. Demokratik özerklik de aynı şekilde Marksist-Leninist anlayışla birlikte Kürt milliyetçiliği var. Halk Meclisleri ve kent konseyleri gibi kavramlar ortak. Özerklik neden gündeme getirildi? Seçimlerden önce sıklıkla gündeme getirildi. Amacı da seçmeni ayrıştırmaya yönelikti. Şiddet sarmalının tırmandırılmasıyla birlikte de yeni Anayasa yapma sürecine girildiğinde şartları zorlamak ve ayrıştırmanın dozunu artırmak için bu tür bir politik dillendirildi. Çünkü BDP’nin bunun dışında argümanı yok. Hak ve özgürlüklere vurgu yaparak propaganda yapması halinde ise AK Parti ile rekabet şansının olmadığını gördüğü için ayrıştırıcı politikayı tercih etti. Federasyon, özerklik ya da otonomi Türkiye’yi böler mi? Bölgeye, tarihsel süreçlere ve siyasi grupların gerçek amaçlarının ne olduğuna göre değişir. Geçmişte pek çok farklı gruplar demokratik haklardan mahrumdu. Bu Türkiye’nin demokrasi problemlerinden kaynaklanıyordu. Ekonomik dengesizlikler de cabasıydı. Ama durum değişti. Atılan adımlara var. Buna rağmen PKK’nın tavrı değişmiyor. Örgüt başından beri ayrı bir devlet kurmayı amaçlıyor. Dolayısıyla PKK ve onun siyasi uzantılarının özerklik taleplerinin Türkiye’ye zarar vereceğini düşünüyorum. Örgüt, bağımsız Kürdistan değil, artık üniter yapıyı savunuyor mu? Barış ve demokrasi de diyorlar. Bu değerleri kullandıklarını düşünüyorum. PKK en nihayetinde bölünmekten yana. KCK yapısında bu net görülüyor. PKK terör örgütünün çekirdek kadrosunun kafasında kesinlikle ayrılma düşüncesi var. Eğer öyle değilse “demokrasi” ve “barış” diyenler neden hâlâ terörü sürdürüyorlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT