BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ardından beklentiler ve çözümler

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ardından beklentiler ve çözümler

Tarihi belli olmayan, ancak olacağına bilim adamlarının hemfikir olduğu yıkıcı bir deprem beklenmektedir. Binalarımızı depreme karşı dayanıklı yaparak, depremin vereceği hasarı en aza indirebiliriz. Bunun maliyeti, depremin vereceği maliyetten daha büyük değildir.



Son büyük depremde hatırlanacağı gibi 20 binden fazla insanımız enkaz altında hayatını kaybetmiş, on binlercesi yaralanmış, yüzlerce fabrika ve sanayi tesisi kullanılamaz hâle gelmiş, yollar, köprüler çökmüş ve milyarlarca dolarlık maddi kayıp oluşmuştur. Tarihi belli olmayan, ancak olacağına bilim adamlarının hemfikir olduğu yıkıcı bir deprem beklenmektedir. İstanbul’da olması muhtemel deprem neticesi ile yapılan öngörüler ise dehşete düşürmektedir. Yüz binlerce binanın yerle bir olacağı, 90 bine yakın can kaybı, bunun en az iki katı yaralı ve yaklaşık 40 milyar dolar maddi kayıp olacağı tahmin edilmektedir. Bugün teknik olarak depremi önleme imkânı yoktur. Ancak binalarımızı depreme karşı dayanıklı yaparak, depremin vereceği hasarı en aza indirebiliriz. Bunun maliyeti, depremin vereceği maliyetten daha büyük değildir. Yasa ve yönetmeliklerin hazırlanması; bilimsellikten ziyade bürokratların insafına terk edilmiştir. Yapıların projelendirilmesinden önce, hayati önem taşıyan zemin etütleri formalite halini almış ve yetkinlikten uzak ellerde ciddiyetsizleşmiştir. Depremlerde can ve mal kayıplarının bu kadar yüksek olmasında imar aflarının birinci derecede önemli olduğunun artık bilinmesi gerekir. Bilime ve mühendisliğe, akla ve uygarlığa aykırı olarak siyasal iktidarlarca uygulanan rant politikaları sebebiyle, ülkemiz sadece bir “deprem ülkesi” değil, bir “afet ülkesi” olmuştur. Bunun ekonomik sonucu olarak, her yıl Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) ortalama %3 ile %7’si afet zararlarını karşılamaya harcanmaktadır. Gerçekte hepsi birer tabiat olayı olan deprem, heyelan, çığ ve kaya düşmesi, su baskını vb. olaylar; bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik verilerinden mahrum imar planları, düşük standartlarda ve mühendislik hizmeti görmemiş yapı üretimi, kısaca ranta dayalı, hızlı, düşük nitelikli, tasarımsız ve plansız kentleşme ve sosyoekonomik politikalar sonucu afete, yani insani ve ekonomik yıkıma dönüşmektedir. Mevcut binaların durum tespiti çalışmaları ve mikro bölgeleme çalışmaları sonucu, birinci derece riskli bölgelerin boşaltılması ve yeniden yapılandırılması için, Sayın Başbakan’ın açıkladığı 2 yeni kent projesi büyük bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Yeni kent projesi İstanbul’a göçün artması için değil, riskli bölgelerin buralara taşınarak, deprem odaklı kentsel dönüşümün aracı olarak kullanılmalıdır. Depremlerden ve diğer bütün afetlerden korunmak yönünde istemler, en temel insan hakkıdır. Daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir çevrenin her vatandaş için temel bir insan hakkı olduğu ana ilke olarak kabul edilmelidir. Deprem hasar, zarar ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu; mühendis, mimar ve şehir plancılarının ortak katkı ve çabalarıyla depreme dayanıklı yerleşim alanları, yapılar tasarlamak ve üretmektir. Bunun için, deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalarda kamu yararı ve ülke çıkarı bağlamında milli bir deprem politikası belirlenerek, ciddi programlar oluşturmalı ve daha da önemlisi bunların hayata geçirilmesidir. Bu ülkenin düşünen, üreten ve sorumluluk bilinciyle hareket eden mimar ve mühendisleri olarak, her deprem sonrası facialar yaşanılsın istemiyoruz. Deprem sonrası yaşanan manzaralar, üzüntüden öte, bizleri utandıran manzaralardır. Bu acılar ve utançlar tekrar yaşanmamalıdır. Kadem EKŞİ (Mimar ve Mühendisler Grubu Başkan Yardımcısı) Doktorlar arasındaki bu fark nereden geliyor? 15 Ağustos tarihli Türkiye Gazetesi’nin manşetinde, Somali’de çaresizlik içinde kıvranan insanlara yardım için giden Türk doktorlardan bahsediliyordu. Bütün tehlikeleri göze alarak, hayatlarını tehlikeye atarak, yokluklar içinde gönüllü olarak hizmet etmek. En çok ihtiyacı olan insanlara fedakârca yardım etmek... Bu haberi okuyunca duygulandım, böyle doktorlarımız bulunduğu için ayrıca sevindim. Bir de onların bazı meslektaşları gözlerimin önüne geldi. Hastaları yolunacak kaz gibi gören, Hipokrat Yeminini, mesleki etik değerlerini akıllarına dahi getirmeyen bazıları... Bir hasta bunların gözü önünde ölse, parayı almadan müdahale etmezler, âdeta ölüme terk ederler. En meşhur olarak bilinenler de her nedense etik değerlerden daha çok uzaklaşmış!.. Somali’de hizmet eden doktorları, bir de yukarıda belirttiğim doktorları bir daha düşündüm. İkisi de doktor, ikisi de aynı eğitimden geçmiş; peki bu fark nereden geliyor? M. A. Zamları bir daha gözden geçiremez misiniz? İDO Genel Müdürlüğü’ne; Bizler, İstanbul’da ikamet edip, hasbelkader Esenköy’de yazlık edinmiş vatandaşlarız. Çoğumuz emekliyiz, orta halliyiz, kıt kanaat geçiniyoruz. İstanbul’un bunaltıcı havasından kaçıyor, yazın kendimizi buralara atıyoruz. Zaten maddi problemi olmayanlar başka tatil beldelerini tercih ediyor. İstanbul’la sürekli bağlantı halindeyiz, sık sık gidip gelmemiz gerekebiliyor. İstanbul Deniz Otobüsleri bizim için iyi bir şans oldu; konforlu ve süratli bir seyahat imkanı sağlıyor, bunun için teşekkür ediyoruz. Ama bu yolculuk bütçemizi zorlamaya başladı. 15 lirayı ödemede bile zorlanırken, fiyat 18 Liraya çıktı. 3 liralık zam çok görülmeyebilir ama inanın bu bile bütçemizi çok etkilemeye başladı. Elbette haklı gerekçeleriniz vardır. Ama bizim gibi dar gelirli vatandaşın durumu da ortada. Lütfen şehrin stresinden, bunaltıcı havasından kaçıp biraz huzur bulduğumuz Esenköy’den bizi mahrum etmeyin. Bu zam kararını bir daha gözden geçirin... Esenköy’den bir grup vatandaş > Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/ İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT