BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yitik gölgeler...

Yitik gölgeler...

Artık yoksunuz hayatımızda; sevgili Hacivat ve sevgili Karagöz. “Ara sıra uğruyoruz diyarınıza” demeyin lütfen. Son usta Hayali Torun Çelebi de ayrılınca aramızdan, boynu bükük kaldı perdeniz. Ne açıldı bir daha, ne duyuldu “yar bana bir eğlence medet!” nidaları.



“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer” Artık yoksunuz hayatımızda; sevgili Hacivat ve sevgili Karagöz. “Ara sıra uğruyoruz diyarınıza” demeyin lütfen. Son usta Hayali Torun Çelebi de ayrılınca aramızdan, boynu bükük kaldı perdeniz. Ne açıldı bir daha, ne duyuldu “yar bana bir eğlence medet!” nidaları. Tuhaf değil mi? Gülümsemeye bu kadar ihtiyaç duyarken elimizdekilerin kıymetini bilmemek. Amerikan esprilerini baş tacı edip, sizi, Hoca Nasreddin’i kitap raflarında unutmak. Bazen bu söylenmelere cevap yükseliyor: “Bak, tv’de onlar var diyorlar.” Evet, varsınız. Bir cola reklamında! Size hasret olanlar yine de izliyor o reklamı. Yalnızca bir iki dakika kendini eski İstanbul’da, Ortaköy’de kurulan bir eğlencede sanıyor birden. Öyle olmasını istiyor. Reklamda yalnız ikiniz konuşurken kimimiz perdede Bebe Ruhi’yi, Tuzsuz Deli Bekir’i, Arnavut’u, Tiryaki’yi görüyor. Kimimiz konuşmalarınızı ezberlemiş kendi kendine tekrarlıyor. MERAMIMIZ NEDİR Kİ? Sevgili Hacivat, geliyorsun ve özetliyorsun meramımızı: “Efendi demem o demek değil. Bu bendenize, bu hakir duacınıza eli yüzü yunmuş, elfazı düzgün, sözü sohbeti tatlı fasihül-lisan, yar-i vefa şiar olsa, geliverse şu meydan-ı pür zefaya, Arabi bilse, Farisi bilse, biraz fenni şiir ü musıkiye aşina olsa, o söylese bendeniz dinlese, oturan sevk perveran-ı kiramda sefayab olsa...” Biliyor musunuz bizler de arıyoruz bir çift sözünü bizimle paylaşacak insanlar. Lakin bitmeyen işler şairin dediği gibi alıkoyuyor bizi anlatmaktan, dökmekten içimizi. Hep koşuyoruz durmadan, son menzilden başka nere var ki yetişeceğimiz? Sahi siz de gölgenizle böyle doludizgin koştunuz mu üç-beş kuruş için? Biz çoğu zaman gölgemizi bırakıp koştuk. Sevgili Hacivat, sevgili Karagöz, doğru mu inşaatta insanları güldürüp, çalışmalarına engel olduğunuz ve bundan dolayı cezalandırıldığınız? İnsanın buna da gülesi geliyor. Gerçi aynı komedi halen devam ediyor, kaldığınız yerden. Gülünce güllerin açmasından korkuyorlar, güneşlerin ısıtmasından. İlla ki, buz kesmeli her yanı. Siz üzülmeyin lütfen. Size gölge oyunu diyorlar ya boş verin. Şimdiki insanların hepsi gölge, hem de sizin olmadığınız kadar. Ama onlar yazarın dediği gölgelerden değil: “Kainatta ne varsa vehim ve hayal, yani aynalara vuran akisler ve gölgeler.” (*) Onlar kara ve duygusuz gölgeler! Onlar sizin gibi perdeyi yıkıp viran eyleyince ve oynadıkları oyunlardan sonra sürç-ü lisanından dolayı özür dilemeyen bir avuç gölge! ARTIK YOKSUNUZ Artık yoksunuz hayatımızda. Ramazan ayını bekliyoruz yeniden, ancak o zaman akıllarına geliyorsunuz. Oysa gönül isterdi ki hep perdede olasınız. Ya da yetişmiş olmayı dilerdik ustanın yanında sizi konuşturan, bizi gülümseten ustanın yanında. Hem o zaman doyasıya anlatırdık sizi nesilden nesile. O zaman bir hasbilah ederdik ki sizinle, hiç benzeri görülmemiş. O zaman hem düşünür, hem gülümserdik. Hem gülümser, hem gülümsetirdik. Ve güller açılırdı gönüllerimizde. Sevgili Hacivat, sevgili Karagöz, artık yoksunuz hayatımızda. Sizi bir yanı çocuk, bir yanı hep düşünen, bir yanı hep gülümseyen herkes olarak özlüyoruz! Unutmayın içimizdeki çocuk sizi hâlâ seviyor!.. ... (*) Halide Edip Adıvar/ Sinekli Bakkal Diyalog Bayram ziyareti Artık o hale geldik ki... Yeni yıl takvimini elimize aldığımızda ilk baktığımız şey, bayramlarda kaç gün tatil kaçamağı yapabileceğimiz... Bayramlarda büyükleri ziyaret etmek, el öpmek, onların dualarını almak, alt kattakilere, üst kattakilere uğrayıp hatırlarını sormak, acısı olanlara, hastası olanlara ziyaretlerde öncelik verme alışkanlıkları sanki nostaljik bir fantezi gibi kaldı gerilerde... Ne acı! Hayatın gittikçe güçleştiği ve insanların bu mücadelede hayli hırçınlaştığı günümüzde, kişilerin -birkaç gün de olsa- bu ortamdan uzaklaşma arzusu belki de doğru... Ama ya kaybolan değerler? Binlerce yıllık geleneklerimiz? Gelin bir serçe kuşu olalım ve İçerenköy’de iki gözlü bir evin penceresine konalım: Bekir Efendi’nin bayramı Bekir Efendiyle Karısı Hadiyanım Dört gün önce Bayram hazırlığına başladılar. * * * Bekir Efendi İki saat sıra bekledi Hacıbekir’de Hadiyanım Çamaşırla uğraştı iki gün Üstelik Halılar kilimler kalktı temizlendi. * * * Bayram gecesi Bitkindi ikisi de Lacivert elbisesini de ütüleyip Bekir Efendinin Geç vakit yattılar. * * * Bayram sabahı Namazdan sonra Birer tane lokum alıp şekerlikten Oruçlarını bozdular Ve oturdular hasır koltuklara.. * * * Bugün Üçüncü günü de bitti bayramın Bekir Efendi Hâlâ koltuğunda oturuyor Hadiyanım biraz daha yorgun Şekerlikten iki lokum eksilmiş Yatağın altında 6 çiçekli mendil. * * * Gelen olmadı onlara Bu bayram Kurban postu isteyen Bekçiden başka... Dr. Erdinç KÖKSAL/ İSTANBUL Çok geç Emdin iliğimden akan kanımı Yavaş yavaş tükettin servetimi malımı Aldın avucumdan cananımı canımı Dönsen de artık çok geç, dönmesen de * * * Seviyorum derdin, her şey bir yana Yaşamayı ağu ettin sen bana Nelerimi vermedim ki yoluna Sevsen de artık çok geç, sevmesen de * * * Küstürdün goncalarımı gülümü Vurdun kalbimden ne gelir elden Mevlam hesap sorar bir gün zalimden Bilsen de artık çok geç, bilmesen de... Alaattin KANTER/ BURSA Duygular Ümitler, ihtiraslar koşturur Rüzgarda sürüklenen ot gibi Tükendiğinde soldurur Dalından düşen sararmış yaprak gibi * * * Kalpte hüzün, bedende halsizlik Akşamları semaya çöken karanlık gibi Dalıp gittiğimiz sessizlik İnsanı yer bitirir, sanki kurt gibi * * * Zamanı geldiğinde açılır Elden ele dolaşan, bir gül gibi Koklayanı coşturur Gürleyen gök, azgın su gibi. Canip ÖNCÜ/ UŞAK Yâd-ı mavera Nazın da kime ey bahar! Rüyalarımı titreten aks-i sedayı Duyma sen! Aynada gönlümü alır benim seher. * * * Sevdim... bir çocuk gibi kayboldum ya Köklerinde uzak bir geçmişin Tatlı... ve acı bir rayiha. * * * Sevdim ya... gam alır bal satarım Fakat nerden geldi bu nazar Bebek uykusunda... yüreğim Zaman kundağında.. feryadım var... Halis TAMKOÇ Çanakkale’de asker Yiğitler, boğaza mayınlar dizmiş Düşman donanması batıyor asker Ata’m zafer için yolları çizmiş Şehitler, sinemde yatıyor asker. * * * Onbeş ay kan içen şuursuz savaş İki buçuk sene ağır ve yavaş Mehmetçiklerime Hızır arkadaş Tekbir ile süngü çatıyor asker. * * * Kanayan hilalin gülen yıldızı Ege sahiline akan yıldızı Çanakkale içmiş şehitlik hazzı Nabzım, toprağında atıyor asker. * * * Karadan, denizden insan dağları Toplu mezarlarda inler sağları Geride kalana ciğer dağları Kıyamete kadar gidiyor asker. Nihayet AĞÇAY/ İSTANBUL Bayramlar ve insanlar Acılı günlerin sonu Kutsal ayların önü Her yıl kutlanagelen Bu dini ve milli günler Bayramlar... * * * Bizi bir araya toplar Sağlar birliği, beraberliği Budur işte Kutsal günlerin Özelliği... * * * Yılda bir de olsa Tazelenir duygular Sevindirilir yoksullar Ve de çocuklar... * * * Ziyaret edilir akrabalar Hastalar, komşular Şehit aileleri, gaziler Saygıdeğer kişiler... * * * Bayramda küsler barışır Böylece Hakk’a yaklaşılır. * * * Bunlardır bir adetimiz Töremiz değişmez, an’anemiz Renk, ırk farkı gözetmez Bizim dini vecibemiz. * * * Böyle kutlanır bizde Bayramlar, Böyle mutlu olur bizim İnsanlar... M.Zeki ATALAY/ KONYA
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT