BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Masumiyet

Masumiyet

İnsan bazen çocukluğunu özlüyor... Gözünü açar açmaz umut solumayı, hayatın içinde bir şeylere heyecanla, coşkuyla, hiçbir şeye aldırmaksızın kendini kaptırmayı, özlüyor mesela. Katıla katıla gülmeyi, elini duvara sürterek yürümeyi... Ödev, sınav, final, iş, aş, aşk, acı, hırs, rekabet’in olmadığı, en büyük bombanın sınıftaki Ali’nin Ayşe’yi seviyor olduğu, kaçtığın tek şeyin ebe olan arkadaşın olduğu zamanları özlüyor...



İnsan bazen çocukluğunu özlüyor... Gözünü açar açmaz umut solumayı, hayatın içinde bir şeylere heyecanla, coşkuyla, hiçbir şeye aldırmaksızın kendini kaptırmayı, özlüyor mesela. Katıla katıla gülmeyi, elini duvara sürterek yürümeyi... Ödev, sınav, final, iş, aş, aşk, acı, hırs, rekabet’in olmadığı, en büyük bombanın sınıftaki Ali’nin Ayşe’yi seviyor olduğu, kaçtığın tek şeyin ebe olan arkadaşın olduğu zamanları özlüyor... Annenin ördüğü kazağın kolunu üzerinde ölçmesini, kitap arasında saklanan düzleştirilmiş çokomel kağıtlarını, simli bileziklerini, yaşını çarpı iki şeklinde ifade etmeyi, “öpeyim de geçsin”lerin iyileştirici etkisini, büyüyünce ne olacağını düşünmeyi, hayata dair hayalleri bozup bozup tekrar kurabilmeyi... Basit yaşamayı özlüyor insan. Acıktım o halde yemek yiyeyim, susadım su içeyim, oynayasım var dışarı çıkayım, uykum geldi uyuyayım... Anı yaşıyor olmanın hafifliğini özlüyor; uydura kaydıra avaz avaz şarkı söylemeyi, sorumluluklardan bihaber omuzları ona buna indirip kaldırarak isyan etmeyi... Gece yatağa girdiğin pijamayla sokağa çıkabilmeyi, oyun arasında camiden kana kana su içmeyi... Kanmayı, kandırılmayı... Keşkesiz şeyleri özlüyor insan. O kendi küçük dünyanda her şeyi yapabilecek cesaretinin olmasını, sevdiklerinin hayatta üç tekerlekli bisiklet kazaları, dizlerdeki kabukları yolmayı... hata yapabilmeyi, çarçabuk affedilmeyi... Kocaman ‘Aferin’leri, “bana ne?”leri , “bana ne, bana ne!”leri özlüyor. Hesapsız başlayan çıkarsız dostlukları, henüz kurulmuş arkadaşlıklardaki samimiyeti, sorgulamadan güvenmeyi ve de küsebilmeyi... Gözleri kısıp “bir daha hiçç konuşmayacağım!” demişken, hatta gelecek on yıl küs kalmayı kurmuşken beraber bakkala gitmeyi, irdelemeden boş vermeyi özlüyor insan. Salıncakla gökyüzüne erişme isteğini, yüzünü kapatmadan ağlamayı, üzüntüleri gözyaşları ile birlikte annenin kucağına bırakılabilmeyi, babanın omzunda baş yana eğik salya akıtarak huzurla sızmayı özlüyor insan... Çok şey beklediği için değil ama yeniden ışığı ve güneşi getireceği için uyumayı, kaygısıca uykuya dalmayı... Omuzlarındaki tek ağırlığın babanın tek parmağıyla taşıyabildiği okul çantası olmasını, bildiğin gibi, bildiğin kadar yaşamayı özlüyor. Aslında insan kendini özlüyor. Kocaman olduğunu sandığın zamanlarda aslında henüz hayalleri kırılmamış, kalbinde oyuklar açılmamış, hâlâ çuval çuval umutları olan gencecik, körpecik kendini özlüyor insan... Ni­nem diyor ki: Besledik büyüttük danayı, şimdi tanımaz oldu anayı, babayı...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT