BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Pakistan’a Türk şehri

Pakistan’a Türk şehri

Türk hayırseverler, Pakistan için kolları sıvadı. Ramazanda gıda yardımı devam ediyor. Yakın tarihte de 352 ev yapılıp önceden tespit edilen ailelere dağıtılacak.



GEZiYAZISI Hazırlayan: İrfan Özfatura YIKILMAYIN Bin tren malzeme de getirsen Pakistan’daki problemi çözemezsin. Ama kardeşlerimiz unutulmadıklarını görüp hayata sarılıyorlar. YANINDAYIM Niyet önemli. İnsanımız ihlaslı olunca bereketi artıyor. Biz dağıttıkça Allahü teâlâ da Türkiye’ye veriyor, ülkemiz her gecen gün güçleniyor. Pakistan yılın en sıcak günlerini yaşıyor, büyük Sahrayı aratmayan Multan bölgesi adeta kavruluyor. Ağzınızdaki tükürük bile kuruyor, dudağınız kenarında tıkır tıkır kabuk oluyor. Pakistanlı müminler buna rağmen hem bağda bahçede çalışıyor hem de oruçlarını bırakmıyorlar. Teravih namazı her camide hatimle kılınıyor, gece yarılarına kadar sürüyor. Kimse Yok Mu Derneği Pakistan’ı unutmadı. Ramazan boyunca ülkenin değişik bölgelerinde yardımlar dağıtıldı ve dağıtılıyor. Derneğin Pakistan sorumlusu Özcan İnan “Buraya 2005 yılında Muzafferabad merkezli zelzelenin koptuğu günlerde geldim” diyor ve şöyle devam ediyor: “Derhal sıcak yemek çıkardık ve izolasyonlu çadırlar dağıttık. Yaptırıp hükümete bağışladığımız okulların maddi değeri 10 milyon doları geçiyor. Biliyorsunuz 2010 Ramazan-ı şerif ayında ise büyük bir sel felaketi yaşandı. Türkiye’den derhal kargo uçağımız havalandı, ilaç, bebek maması gibi acil kalemler hızla dağıtıldı. Ardından vefa trenleri yola çıktı, onları takiben büyücek bir gemi demir aldı ki yardımlarımız ceman 120 konteyneri buluyor. İki odalı bin çadır, battaniyeler, çocuk bezleri, üst baş, gıda... Bu arada 15 bin öğrenciye ayakkabı dağıttık, okulların tadilatlarını yaptık. Şu anda Muzaffergâh’ta bir depomuz var. Acil durumlar için yüz çadırı hazırda bekletiyoruz, çünkü muson yağmurları başladı, ne olur ne olmaz? Havalinin suyu tuzlu, şehir şebekesi içilmiyor. Tatlı suyu derinden çıkarıp şadırvanlarla sunuyoruz. Bir şadırvan yaklaşık 4-5 bin dolara mal oluyor. Hayırsever vatandaşımızın adını yazıyoruz dua alıyorlar. Okullara arıtma sistemi kuruyoruz, çocuklar tatlı ve temiz su içiyor. Kurbanda 17 bin baş hayvan kestik, ki 5 kilodan 55 bin paket yapar. Getirdiğimiz hekimler 8-9 bin aileyi taramadan geçirdi, ilaçlarını da verdi. Bu işler hep gönüllü yürüyor, eğer ücret ödeyecek olsak içinden çıkamayız... Biz Pakistan’da çadır kent kurmak yerine çadır dağıtmayı tercih ettik, böylece bağlarından bahçelerinden kopmadılar. Evet çadırlarımız mevcudların en iyisi, içi bölünebiliyor, pencereleri açılabiliyor fakat yine de evin yerini tutmuyor. Şimdi 105 dönüm arazi üzerinde 352 ev yapacak ve bunu Pencap hükümetinin tespit ettiği ailelere dağıtacağız. Camisi, reviri, mektebi, karakolu ve çarşısı ile küçük bir kasaba olacak. HİLALİN GÖLGESİNDE Pakistan güvenlik açısından sıkıntılı bir ülke ama Allaha şükür başımız ağrımadı daha. Burada Türk olmak imtiyaz, bayrağımızı gördüler mi kapılar açılıyor. Bu kadar patlamanın çatlamanın olduğu bir yerde burnumuz kanamadı daha. Almaya değil vermeye gidiyorsunuz ve insanlar bunu hissediyorlar. Zaten bu ülkede samimi olarak çalışanlar sadece Türk kurumları. Batılılar yardımları köpeğe atar gibi helikopterden sallıyor, insanları rencide ediyorlar. Halbuki Türkler ayaklarına kadar götürüyor, yaşlıların ellerini öpe öpe, küçüklerin başını okşaya okşaya sunuyor. Sofraya birlikte oturuyoruz, camide omuz omuza saf tutuyoruz. Öyle içten dualar alıyoruz ki, ben hem hayrı yapanların kazadan beladan korunacağına inanıyorum, hem de vatanımızın milletimizin sıkıntılardan arınacağına... Mesela Quetta Pakistan’ın en geri kalmış eyaleti, günde bir öğün yemek yiyebilen parmakla gösteriliyor. 30 kiloluk gıda paketi onlar için ilaç. Bir aile bununla Ramazan-ı şerifi çıkarabilir pekala. Zaten çok kanaatkârlar. Katık ede ede yiyorlar, suyuna bana bana... Şu ana kadar Pakistan’da 2-2.5 milyon insana bir vesileyle ulaşmışız, daha bunun Kızılay’ı var, Diyanet’i var, İHH’sı var... TC hükümeti belki on bin konut yaptı, bağışlanan okullar, hastaneler, resmi daireler hepsi yazılsa sayfalar almaz. İsimler ayrı durumlar aynı Yardım alanların adları okunuyor... Ali Bahadır Han, Gulam Bilal, Abdürreşid, Esma... Simalar yabancı ama isimler aşina... Bir torbada on kilo un var diğerinde yağ, çay, şeker, pirinç, süt tozu, bakliyat... Pek makbule geçiyor, akmasa da damlıyor. Her şeye rağmen taze hurma ikram ediyorlar. VERDİKÇE ARTIYOR Türkiye’de taksitle ev araba ilanlarını takip ederdim, şimdi gülüyorum o günlerime. Burada tapuymuş dövizmiş aklınıza bile gelmiyor. Her tanıştığınız garip yeni bir ibret vakası, ne kadar zengin olduğunuzu anlıyorsunuz şükrünüz artıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bin tren malzeme de getirsen Pakistan’a yetmez. Lâkin yardımlarımız kardeşlerimize umut oluyor, unutulmadıklarını görüyor, hayata sarılıyorlar. Niyet çok önemli, insanımızın gönülden verdiği için, azımız çok oluyor. Biz dağıttıkça Allahü teala da Türkiye’ye yağdırıyor, ülkemiz gelişip güçleniyor. Batılılar hesap kitap menfaat peşinde. Hollywood artistleri kucaklarına bir çocuk alıp fotoğraf çektiriyor, ertesi gün ara ki bulasın, kadın memleketine uçuyor. Halbuki biz 7 yıldır buradayız, gurbet elde, çoluğumuzla çocuğumuzla... Ve burada olacağız, bir yedi yıl sonra da... EKMEĞiMi ISIRAMADAN Özcan Bey sürekli kağıtlar çıkarıyor, projeleri anlatıyor. “Bunlar dinlemeye alışık olduğumuz şeyler” diyorum “listeler, rakamlar.... Gel bu sefer farklı bir haber yapalım. Sen bize kendini anlat!” Ufak bir sükutun ardından yüzü yumuşuyor. “On yaşındaydım” diyor, “top oynamış, acıkmışım. Bizim Sakarya’da köy ekmekleri yapılır, mis gibi kokar. Ortasından en iri dilimi kesmiş çıkarmışım, özene bezene yağ sürmüşüm. Babam demez mi git hayvanları topla. Çıktım elimde ekmek. Bir diş atmamışım daha. Atını otlatan bir ihtiyarın baktığını hissettim, sordum “amca ekmek ister misin?” “Valla çok iyi olur evladım” dedi “midem öyle kazınıyor ki anlatamam” Uzattım. İnanın kendim yesem o kadar hoşuma gitmezdi. İşte o gün bir şey vermenin tadına vardım ilk defa. Bu hazzı alan yerinde duramaz, okuyup İngilizce öğretmeni oldum ama Kimse Yok Mu çatısı alında koşturmak daha cazip geldi bana. Kolları sıvadım. Hanım da aynı kafada. Sağdan soldan topladığmız yardımları fukaraya ulaştırıyoruz, yoruldukça dinleniyoruz adeta. Zaman zaman sükutu hayale uğradığımız da olmadı değil. Mesela sakat bir kadıncağız için çamaşır makinesi arıyoruz. Biri “alın benimkini götürün” deyince uçtuk havalara. O ağır alameti daracık merdivenlerden indirdim. Hem de belimi incitme pahasına. Sıhhi tesisatçı bulup taktırdım, meğer bozukmuş hurda... Bazen torba torba esvap bırakırlar. Hanımla açarız, bir sürü kirli partal. Düşünün iç çamaşırlarına kadar. İşe yarayacakları seçer ayırırız, yıkayıp paklarız, ütüleyip şekle sokar, muhtaçlara sunarız. Kendimizi öyle kaptırdık ki bir lokantada oturup lahmacun bile söyleyemiyoruz artık, sanki yardım işleri ile uğraşanlar fukara olmak zorunda...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT