BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilen söylemez söyleyen bilmez

Bilen söylemez söyleyen bilmez

Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir. Efendimiz buyurdular ki: Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmesen de, O seni görüyor.



Sırrı eminine VERİRLER İslâm âlimleri tasavvufu şöyle tarif etmişler: Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır. Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak, bid’atlerden kaçmaktır. Tasavvuf, fâniden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır. Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir. Emeli bırakıp amele devamdır. Tasavvuf, Hak teâlâya kayıtsız şartsız teslimiyettir. Baştan başa edeptir, haddini bilmektir. Tasavvuf, namaz, oruç ve gece ibadeti değildir. Bunlar kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Tasavvuf, nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır. Dine kolaylıkla uymak, gizli şirkten, küfürden kurtulmaktır. Tasavvufun yedi yüzden fazla tarifi yapılmıştır. Hepsinin özü “ehemmi mühimme tercihtir”. Yani çok önemli işi, önemli işten önce yapmaktır. Bu yolda ilerlemek kendi başına olmaz, talipler bir mürşidi kâmil bulmalı, kıldan ince menzilleri hocalarının nezaretinde aşmalıdırlar. İşte o terbiye usullerine tarikat (yol) denir. Tarikatlar 12 imam vesilesiyle bize ulaşırlar. Yetiştirme tarzları farklıdır, mesela Kadiriler zikri cehri (sesli zikir) yaparken Nakşilerin dili dudağı bile oynamaz. Söyledikleri aynıdır oysa... SİLSİLE YOLU İLE... Silsile-i Zeheb (altın silsile) adıyla anılan veliler zincirinin ikinci halkası Hazret-i Ebubekir’dir (Radıyallahu anh). Hicret için yola çıktıklarında Efendimizle (sallallahü aleyhi ve sellem) Sevr mağarasında bir müddet gizlenirler. Burada hafi zikrin inceliklerini bizzat Resulü Zişan’dan talim edip öğrenir. Ve sırrı ehline aktarır, Selman-ı Farisi (Radıyallahu anh) katılır halkaya.. Selman-ı Farisi emaneti Kasım bin Muhammed’e, Kasım bin Muhammed, Cafer-i Sadık’a nakleder. Bayezid-i Bistamî, Ebül Hasan Harkanî, Ebû Ali Farmedî, Yusuf-i Hemedanî derken Maveraünnehr illeri nurlanmaya başlar. Meşayıh-ı Türkistan sadece civarı değil cihanı aydınlatırlar. Abdülhalık Goncdüvanî hazretleri yolun esaslarını 8 başlık altında toplar. SEKİZ DÜSTUR Huş der dem: Aldığın ve verdiğin nefesi bilmek, bir an bile gafil olmamak. Öyleleri vardır, son nefeste şuurları bulanır ama kalpleri zikreder hâlâ... Nazar ber kadem: Yürürken ayaklarına bakmak, otururken önüne. Nakışlara ve renklere takılmamak. Mübtedi zakir (yeni başlayan zikredici) etrafla meşgul olursa, kalbini toparlayamaz. Sefer der vatan: Asli vatana sefer. Beşeri sıfatlardan çıkıp meleki sıfatlara koşmak. Halvet der encümen: Halvet deyince hücreye çekilmek anlaşılır. Ama bu büyükler çarşıda pazarda da Rabbiyle birliktedirler. Zahirde halk iledirler, batında Hakkla. Elleri iştedir, gönülleri zikirde... Yad-ı kerd: Yad hatırlamak. Yad-ı kerd. Sürekli hatırlamak. Tekrar-ı zikr, alel devam... Nefy ve ispat zikrini (La ilahe illallah) gizli gizli okumak... Mürşidi nefesi nasıl tutacağını, nasıl vereceğini talibe anlatır, biiznillah kalbi zikre başlar. Bâz-ı keşt: “İlâhî ente maksudi ve ridake matlûbi” (Ya Rabbi maksadım sensin ve sadece senin rızanı talep ediyorum) vecizesine uygun yaşamak! Nigâh-ı daşt: Kalbini muhafaza etmek... Masivaya (Allahü teâlâdan başkasına) yönelmemek, ilgiyi kontrol altında tutmak. Nefse hoş gelen, göz alan şeylerle alakadar olmamak. Yâd-ı Dâşt: Kendinden geçmeksizin sürekli huzur hali... Her an Allahü teâlâyı hatırlamak... ÜÇ DAHA ONBİR Şu üç düsturu da Şah-ı Nakşıbend Hazretleri ilave ederler. Vukuf-u zamani: Zamana vakıf olmak. Vaktin muhasebesini yapmak. Şu halime şükür mü etmeliyim, özür mü dilemeliyim yoksa? Kârda mıyım zararda mıyım, saatlerim nasıl geçiyor acaba? Vukuf-u adedi: Zikir adetlerine riayet. Tekler kıymetli. Allahü teâlâ tektir teki sever. “Bir” diğer bütün sayıların çekirdeği! Rakam ne kadar artsa da hakikatleri yine bir! Sayıya riayet ledün ilmine götüren kapı... Ehli bilir ancak. Vukuf-u kalbi: Gönlüne Allahü teâlâdan gayrisini koyma! Agâh ol ki kalp aynan toz kapmaya. BURASI YEMEN PANZERİN ÜSTÜNDE BİLE... Kur’an-ı kerim okunan evin hayrı artar, sakinlerini sıkmaz, melekler toplanır, şeytanlar uzaklaşır. Kur’an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar dolar. Kur’an, okunduğu yere huzur ve bereket verir. Gam, tasa ve kederlerini dağıtır, ümitsizliklerini siler. İşte burası Yemen’de Ali Abdullah Salih iktidarının bir askeri... Kontrol noktasındaki bir panzerin üzerinde iftar saatini beklerken Kur’an-ı kerim okuyor. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, “Kur’anı öğrenip gece-gündüz okuyana imrenmek gerek.” Hekeheşandi Köftesi Hazırlanışı: Pirinci yıkayıp tuzunu ilave edin. Yağ koymadan pilav olarak pişirin. Bu pilav soğuyunca içine kıyma ile karabiberi ilave edip karışımı pirinçleri kırmadan iyice yoğurun. Karışımdan istediğiniz büyüklükte köfteler yapın. Bunları çırptığınız yumurtaya bulayın. Bir tavada kızgın yağda köftelerin iki tarafı da kızaracak şekilde kızartın. Üzerine kıyılmış maydanoz doğrayıp sıcak olarak servise sunun. Malzemeler > 1 su bardağı pirinç > 300 gr. kıyma > 2 adet yumurta > Birkaç dal maydanoz > Yeteri kadar tuz ve karabiber Ezo Gelin Çorbası, Hekeheşandi Köftesi, Bulgur Pilavı, Çoban Salata, Künefe PAŞANIN İHSANIDIR 1893 ramazanında Tevfik Paşa’nın konağında bir iftar veriliyor. Teravihin ardından davetliler birer, ikişer çıkıyor, ellerine hediyeler (diş kirası) sıkıştırılıyor. Yazı merakı ile tanınan Sami Efendi sona kalmış bekliyor. Tevfik Paşa “hadi güle güle, Allah selamet versin” diyor. - İyi amma, hani benim diş kiram? - Yaa Samiciğim, diş kirası misafirler içindir, sen ev sahibi sayılırsın ama. - Yok, ben de isterim... - Yahu, şimdi ne bulayım da vereyim sana? - Diş kiramı almadan asla kıpırdamam! - Dur birkaç kâğıt vardı, boş çıkma. - Beni öyle birkaç kâğıtla savuşturma. Paşa gider gelir, Sami Efendinin önüne dört parmak kalınlığında bir murakka (yazı örnekleri) bırakır ki bizzat Hattat İsmail Zühdî’nin elinden çıkmadırlar. Meğer Tevfik Paşa, gündüzden Bayezid Camii avlusunda gezmiş dolaşmış sırf Sami Efendi için zikrolunan murakkayı almış hazırlamıştır. Her güne bir dua Murada kavuşmak İçin okunacak dua “Fetavai kari-ül-hidaye”de diyor ki: Dileği olan kimse, yatacağı zaman abdest almalı, temiz bir örtü üzerinde oturup, üç defa salevât okumalı, sonra her birine Besmele çekerek on Fâtiha ve sonra on bir İhlâs okumalı, sonra üç salevât okumalı, sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatıp uyumalıdır. Niyet ettiği şeyin nasıl olacağını, biiznillah rü’yâda görür. “Mekatib-i şerife” kitabında buyuruldu ki: Hacetlere, dileklere kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek duâ etmelidir. Mesela, “Ya Rabbi, filan yere sağ sâlim gidip gelmek nasip eyle, filan sıkıntıdan beni kurtar.” gibi duâ ettikten sonra, “Bu duâmı silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle” demelidir! Âmâ, bir zat gelip, “Ya Resûlallah! Allahü teâlâya duâ et, gözlerim açılsın” dedi. Peygamber efendimiz de, “Kusursuz bir abdest al! Sonra, ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duâmı kabul et” duâsını okumasını söyledi. O da, abdest alıp duâ etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duâyı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır. Ancak, namaz kılmayanın, haram işleyen ve kalbi gafil olan ettiği duâdan tam netice alamaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın okuması fayda vermez. Hak teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışmalıdır. Rabbimiz, insana sıhhat, şifa vermek için, duâ etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır. MENKIBELER Resûlullah sevgisi onu kurtardı Musa aleyhisselam zamanında hiç kimsenin sevmediği, günahkâr bir kimse vardı. Bu öldü. “Bu da adam mı!” diye çöplüğe attılar. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama emretti, “Benim falanca çöplükte bir evliya kulum var, onu oradan çıkar, temizle, namazını kıl ve defnet...” Musa aleyhisselam adamı çöplükten çıkardı, güzelce yıkadı, kefenledi, namazını kıldı, bu arada ahali şaşırdı, “Allah’ın Resulü, bunların çöpe attığı adamı, temizliyor, kefenliyor, namazını kılıyor”. Definden sonra Musa aleyhisselam adamın evine geldi; - Ey hatun, bu adam ne yaptı, hangi hayırlı ameli yaptı? Kadın dedi ki: - Ya Resulullah, bu hiç kimsenin sevmediği, herkesin kendinden kaçtığı birisi, bunun iyi bir ameli yoktu. - İyi düşün, bunun hayırlı bir ameli, iyi bir işi var. Kadın yine; - Hiç bir iyiliği yoktu, hep günah işlerdi dedi. Üçüncü defa sordu: - Bunun mutlaka bir şeyi var ki, Allahü teâlâ bana bunu defnetmemi söyledi. Kadın dedi ki: - Bir gün Tevrat okuyordu, okurken Muhammed (aleyhisselam) diye bir isim geçti. Bu ne güzel isim dedi, tekrar okudu, yine bu ne güzel isim dedi. Sonra, ya Rabbi, ismi böyle güzel olanın kim bilir kendisi ne kadar güzeldir, ben ona âşık oldum, dedi ve ismini öptü. Musa aleyhisselam da tamam, anlaşıldı buyurdu. Böyle bir Peygambere ümmet olmak en büyük nimettir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT