BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yollara sevgi ekti

Yollara sevgi ekti

Tayfun Talipoğlu, Anadolu yollarına sevgi ekti, emek ekti ve insanlarımızın sevgisini biçti



Biriktiği belirlenemeyen iki şey bilirim; biri sevgi, diğeri emek” Belki biriktiği anlarda belirlenemiyor ama birikim oluştuğunda da sevgi çağlayarak gönüllere, emek coşarak düşüncelere hakim olmaya başlıyor. Küçücük ayrıntılar belki yüreklerdeki tomurcukları filizlendirmeye yetiveriyor. İçimizden birisi olmak, hem de elini uzatınca tutunacak kadar yakında olmak; sevgi dolu bir yüreğin, yıllara meydan okuyan emeğin ürünü olsa gerek. Söz dile, dil yüreğe hakim olunca karşınıza harika bir insan manzarası çıkıveriyor. Bizler bu manzara karşısında sadece gözlerimizle, beğenimizi dile getiriyoruz. Hani derler ya; “Diline sağlık, eline sağlık” “Tayfun Taliboğlu’na sağlık” demek, sanıyorum her ikisini de kapsıyor... Onunla yapılan söyleşinin iki yönü vardı; biri zor olanı, diğeri kolay. Zor olanı, onun gibi bir söz ustasıyla nasıl başa çıkacağım. Kolay ise, gönül adamı olmasıydı. Anlardı herhalde insan halinden, bunca yoldur (Yanlış okumadınız yıl değil, yol) insanlarla hemhal oldu. Nice sevdalara gözyaşlarıyla eşlik etti, nice kavgalara barış sloganlarıyla son verdi. Yollar uzayıp giderken, onu bu yollarda tesselli eden tek şey, insanların gönüllerinden kopartarak ona anlattıklarıydı... şi onun için çok önemliydi ve ilk soru meslek ve mesleğine duyduğu aşka dair oldu. T.T : Ben herşeyden önce mesleğe saygı duyulmasından yanayım. Her insanın aşkları sevdaları olabilir, bunu normal karşılıyorum ama bu işe alış koşulu oluyorsa o mesleği yemiş oluyorsun kardeşim, yok böyle birşey. Gazetelerin, televizyonların halinin başlangıcı mesleğe saygı duymamaktan geçiyor. Bu kız güzel alalım, olsun yapar; yok böyle bir şey. Kişi mesleğine saygı duymuyorsa, başarı da peşinden gelmez. Benim bazıları öylesine hayallerimi yıktı ki. Yani şimdi iletişim fakültelerindeki gençleri kandırmak hangi işinin erbabı kişiye yakışır? Benim de özel yaşantım var ama herşeyi üslubuyla yaşamak lazım. Ben tabiatım icabı zaten çok fazla gece hayatına düşkün değilim ama yaşadığım zaman da mesleğime ve kişiliğime zarar gelmeyecek şekilde dikkat ediyorum. Ha zaten rol yapmak bir yere kadar kendini gösterir. Bir gün oynarsın iki gün oynarsın sonra bakarsın gerçek yüzün ortaya çıkıvermiş. Küçük ayrıntılar Yol hikayeleri nasıl başladı? T.T : Ben gazetecinin görüneni değil, görünmeyeni aktaracağına inanarak yola çıktım. Benim bilmediğim ve benim görmediğim yönleri bulup çıkarmalı diye düşünüyorum. Yıllarca parlomento muhabirliği yaptım ama bu beni açmadı. Çünkü her insanın anlatacak bir hikayesi vardı; seçim konuşmaları yapılırken ben sokağın arkasında bulunan kahveci, bakırcıyla konuşmayı tercih ederdim. İnsan hikayeleri parmak izleri gibi. Ne kadar parmaklar birbirine benzese de, parmak izleri benzemiyor. Mutlaka küçük bir ayrıntıları oluyor. İşte aynı tanımlama insan hikayeleri için geçerli. Türkiye sanki yüz kişilik bir topluluğa sesleniyor. Medyacısıyla, politikacısıyla, hep sanki geride kalanlar yok sayılıyor. Yani bir taraf iktidar diğer taraf teba; işte ben tebanın adamıyım. Böyle başladık. Beni başlangıç aşamasında üzen yolumun geç açılması ya da açılan yolda yapılan değişiklikler değildi. Yolumu açanların muhtevasıydı. Bu yolu bana açan üzücüdür; gazeteciler olmadı, patronum oldu. “Patronlar ne der?” diye korkanlardandır benim korkum çünkü onlar yolumu kapatırlar. Sektörde bir kast oluştu ya içindesin ya da dışındasın. İşin en acı tarafı, arkadaşların bile “Yaa bırak bu fazla erdemli bize gelmez” demeye başlarlar. Maalesef iş bu noktalara kadar geldi... Uzayan yollar Bam Teli ismi nasıl çıktı? T.T : İsmini seven bir yapım var. İlk sesli anonsu ben yaptım Türkiye’de. Ben emeğimin para olarak değerlendirilmesini değil emeğimin gerçekten haber ve haberci olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanırım. Şu ana kadar hiç oturup para için pazarlık yapmadım, insanlar bana para verdi çünkü parayla duygusallığımı kaybettiğime inandım. Şu anda iyi yaşıyorum bunun da fazlasını istemiyorum. Neyse konudan konuya atlıyoruz. Ben ilk sesli anonsu yapıyorum ve yorumla bitiriyorum. Eşim bir gün bana “Yaa sen hep böyle yorumlarınla insanın bam teline dokunuyorsun, neden programın ismini Bam Teli koymuyorsun” dedi. Ve ismi Bam Teli olarak kaldı. “Yollar... Uzayıp giden yollar” diye başlıyorsunuz söze. Yollar gerçekten uzayıp gidiyorsa neden illa ki yollar? Neden daha pratik ve daha süratli yolculuklar değil de uzun ve yorucu yollar? T.T : Onu özellikle belirtmek isterim. Yolları ve arabayla yolculuğu tercih ediyorum. Kesinlikle heryere arabayla gidiyorum. Çok istisnai durumlarda işte buraya programa yetişeceksem ancak o zaman uçak benim ulaşım vasıtam oluyor. Onun dışında kesinlikle arabayla yolculuk yapıyorum. Çünkü benim malzemem yollar. Konularımı ve konuklarımı yolumun beni götürdüğü yerlerde buluyorum. Yaşanan duygular Sanırım sizi bizlere bağlayan öğelerden birisi de diliniz. Öylesine şiirsel bir hava var ki duygularda yolculuğa çıkarıyor insanı. T.T : Burada da aynı dili kullanıyorum. Haberci haberi yaptığı yere gidip o duyguları orada yaşamalı. Eğer ben Keban’daki bir balıkçıyla gidip orada balık tutmazsam, balıkçının hislerini anlayamam. Anadolu’da yapılacak o kadar güzel şeyler varki. Ha gelelim şiirsel dile; ben yola çıkıyorum ve haberi yaşayarak olaylara bakıyorum. Yaşadığım esnada, kafamda bazı noktaları not ediyorum. Sonra gece saat dokuzdan sonra oturuyorum, müzik eşliğinde kafamdakileri kağıda döküyorum. Ben yazmıyorum, yardımcım benim söylediklerimi kağıda döküyor çünkü konuşurken düşüncelerimi unutabiliyorum. Dağarcığımda piyasaya yeni çıkmış, ya da hit olmuş bütün şiir kitaplarını barındırırım. Her zaman vaktim yetmese de kitap okumaya gayret ediyorum. Sürekli okumak insanın ufkunu da, kelime çeşitliliğini de arttırıyor. Bir de bu içten gelen bir şey anlatılamıyor. (Tayfun bey,masanın üzerinde duran bir bardağa bakarak anında başlıyor duygularını adeta şarkı gibi mırıldanmaya) “Bardağın rengi garibanlığını dışa vurmaya yetmezdi, Kimbilir kimlerin elinden gelip geçmişti, sorsanız söyleyemezdi...” İşte böyle başlar ve bunu uzatıp giderim. Bu bardak koskoca odada küçük bir ayrıntıdır normalde. Ama güzellikler, gizemler hep o küçücük ayrıntılarda saklıdır. Halktan birisi Duygu yüklüsünüz ancak bu duygular hepimizin yaşadığı şeyler. Öyle bir an geliyor ki insan”Bunlar benim duygularım. Ben niye bunu böyle ifade edemedim?” diyor kendi kendine. T.T : İşte beni halktan yapan bu yön. Bizim ailede sofralar çok uzun sürerdi. Onun için ben yemek yemeyi çok severim. Yemekte babam gazete okurdu, yemek sırasında şiirler okunurdu ve en güzeli sohbet ederek yemek yerdik. Ben şimdi şiir kaseti de çıkarıyorum. Bu şiir merakım o sofralardan kalma bir meraktır. Hiç unutmuyorum üst komşum Tahsin amca masada, elinde rakısıyla şiir okurdu ve benim iki şiirim ona aittir: “Yepyeni bir denizi, yüzyıl eskileştirsek, İşte bu kadar yıldır seviyordum ben seni . Bir sahilin kumlarını tek tek okşamak gibi, Deniz minarelerini bir ömre dizmek gibi, Denizlerimdeki yeşili sen çaldın rahat mısın bari?” Tahsin amcanın hiç kavuşamadığı sevgilisine yazdığı şiirdir bu. Sevdalanmıştır, sevdaların öyle günü birlik olmadığını ben onda öğrendim. Bam Teli’nin felsefesi nedir? T.T : Türkiye’de gazetecilik yeni başladı . Yani, insanların gazeteciye güvenmeleri adına yeni başladı. BamTeli’nde insanların fırsat eşitliğini sağlamak için fırsat vermek gerektiğini öğrendik hep birlikte. İnsanlar eşit doğmaz ama imkanları eşit olursa belki o farkı kapatabilirler. İşte biz yaptığımız kampanyalarlar bu fırsatları vermeye çalışıyoruz. Benim programımda Ali Dursun vardı, dağda çobandı. Sonra benimle konuşurken, “Ne olacaksın?” dedim. “İmam” diye yanıtladı. Ben, “Hayır olamazsın başka işin mi yok?” deseydim,belki Ali Dursun inadına olurdu. Ama biz ona alternatifler sunduk ve şimdi “Ben bilgisayar mühendisi olacağım” diyor. Kendisinin inançlarına, düşüncelerine kızmadan, saygı duyarak yaklaşmak; Bam Teli’nin felsefesidir. Ayrıca Bam Teli yani bizler Türkiye’nin sorununun sebeblerle değil sonuçlarla ilgilenilmesi olarak görüyoruz. Gazeteler, siyasiler hapsi sadece sonuçlarla ilgileniyor. Ve bir başka örneğe geçelim sen kalkar; “Arkadaşlar egemen toplumlarda klasik müzik dinlenir” diye bir yaptırımla ortaya çıkarsan, halk buna tepki olarak arabesk dinler ya da Türk Halk Müziği bugünkü seviyesine çok önce gelirdi. Ben klasik müziğe karşı değilim ama sevdirerek verelim. Ben sekiz yıl klasik müzik eğitimi aldım ama davul zurna duyduğumda şu yüreğim ayağa kalkıyor. Bu başka bir şey. Yani biz tüm bu ilkeleri benimseyerek yola çıkıyoruz. Mesleğe saygı Peki bu ilkeler acaba genele yayılıyor mu? T.T : Yayılmak zorunda. Kimsenin kimseyi hayal kırıklığına uğratmaya hakkı yok. İnsana yatırım yapmak zorundayız. Biri gider bini gelmez . Şayet sen emek verip yetiştirdiğin elemanını bini gelir diye kaybedersen eline yetişmemiş elemanlarla uğraşmaktan başka bir şey geçmez. İşte günümüzdeki durum bu. Sen kaliteli, yetişmiş elemanı yerine yenisi gelir diye kaybediyorsun. Yerine yenisi gelir ama eskisini de aratır. Mesleğe saygı şart. Başladığı noktayla geldiği noktayı çok iyi tespit etmek gerekir çünkü izleyici bu tespiti yapıyor. Kaliteli olan ve işini iyi yapan belki zahiren kaybediyor görünür ama kaybetmez. Şöyle kaybetmez; sonuçta bir yer buluyor insan. Sen kaliteliysen birgün bir yerde bunu ispatlıyorsun, yok kalitesizsen küçücük bir ayrıntı senin kalitesizliğini ortaya çıkarıyor. Yıllar geçse bile o bilinç gerçekle buluşuyor. Bunca yaşananlardan küçücük bir hatıra... T.T : O kadar çok yaşananlar var ki. Her insanda kendimden bir hatıra saklı. Bana kalırsa Türkiye’nin en zengin insanı benim. Parayla satın alınamayacak kadar güzel duyguları ben halkımdan alıyorum. Elazığ’da yaşadığım bir olayı anlatayım. Orada gemi boyuyorlar adına da “Gemi Sanayii” demişler. Adam tekneyi boyuyor ben de yanına gittim. Kafasını kaldırdı, “Hoş geldin Tayfun abi nasılsın” dedi ve işine devam etti. Yani hiç şaşırma emaresi yok. Öylesine kendilerinden olmuşum ki, öylesine eminler ki birgün Tayfun Talipoğlu buraya da gelir diye. Bu onlar için çok normal. Bunları yaşamak çok önemli, sanki arkadaşım gibi davranmaları çok önemli... Kimilerine göre ağbi, kimilerine göre, oğul, kimilerine göre karısının aşık olduğu bir rakip ama sevimli bir rakip... İşte insanların Tayfun Talipoğlu’na bakış açısı. “Ne ekersen onu biçersin” derler. Tayfun bey sevgi ve emek ekti; Türkiye dolusu sevgi ve Yollar (Yıllar) dolusu emek yani hakettiğini biçiyor ...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91630
    % 2.1
  • 4.7866
    % -1.01
  • 5.5944
    % -1.16
  • 6.3074
    % -1.67
  • 189.176
    % -2.18
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT