BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çeşmelerden akan zaman

Çeşmelerden akan zaman

Ve Sultanahmet Meydanı... Her ramazan ayında, belki de bin yıllık bir adreste buluşmanın tedirginliği yaşanıyordu... Meydanın bir başka en güzel adresi Yeşil Ev’in çeşmeli avlusunda suyun gürültüsüne kelimeler yenik düşüyordu...



Ve Sultanahmet Meydanı... Her ramazan ayında, belki de bin yıllık bir adreste buluşmanın tedirginliği yaşanıyordu... Meydanın bir başka en güzel adresi Yeşil Ev’in çeşmeli avlusunda suyun gürültüsüne kelimeler yenik düşüyordu... İftara daha saatler vardı... Sahabe-i Kiram’dan Abdurrahman Şamî Hazretleri’nin sokağa bakan küçük penceresi önünde ve huzurunda dua ediyoruz... Sanatçılar Çarşısı’nın avlusunda sükûnete teslim olmuş çınar ağaçlarının serinliğine kendimizi bırakıp soluklanırken, durup, düşünülecek bir zamanı yakalamanın huzurunu yaşamaktaydık. Dakikalar telaşsızdı. Vakitsiz, gürültüsüz bir dünyanın pencereleri ilk defa bize açılıyormuş gibiydi... Hasretten bin yıl uzaktaydık sanki... * Bir yanda Ayasofya asırlık ihtişamıyla duruyor ama mahsun haliyle sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi... Karşısında ise Sultanahmet... Öteki adıyla Mavi Cami. Günümüzde adı pek bilinmeyen Pakistan geceleri isimli ağaçlardan yayılan o hicaz kokusu genzimize takılıyor ve gözlerimizi ıslatıyordu... Şairin dediği gibi çeşmelerden Sinan akıyordu sanki... * Akıp gidiyordu zaman... Hatıralar; yıkanmış ve kefenlenmiş ölüler gibi gün mezarlığındaki kabirlerde uzanmış yatıyordu sanki... Sayfalar dolusu belki hüsran vardı. Belki de günah. Ve sayısız hayal kırıklığı, pişmanlık, öfke ve ihtiras. Ve yalanlar... Kaçışlar... Aldanışlar... Her biri ayrı bir mezar taşının üzerinde yazıyor gibiydi... Yağmura, kara ve çamura rağmen daha silinmemişti... Tek umud; hepsini silecek bir sabır, bir tövbe ve bir istiğfar gerekmekteydi... Ya da büyük bir sevap... Ve küçük bir merhamete sığınışın bitip tükenmeyen umuduna sarılmanın bin bir türlü hikâyesi o meydanda yazılmaktaydı... Ve o bin yıllık adresin meydanındaki çınar ağaçları sanki yapraklarıyla alkışlayarak bir ramazan ayını da daha usulca uğurlamaktaydı... Çeşmelerden su gibi akıp gidiyordu zaman...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT