BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Nereden buldunuz burayı?!.”

“Nereden buldunuz burayı?!.”

Son derece lüks bir ortama girdiklerini daha merdivenleri çıkarken fark etmişti Oktay. Usulca genç kıza sordu:



Son derece lüks bir ortama girdiklerini daha merdivenleri çıkarken fark etmişti Oktay. Usulca genç kıza sordu: - Sen daha önce geldin mi buraya? Kaşlarını kaldırdı İclal. Yeşil gözleri muzipçe parlıyordu: - Hayır, hayatımda böyle yere gitmedim ben. Nereden buldular burayı bilmem ki... Bir pot falan kırmasak bari. Hale bak... Onun bu samimi, cana yakın itirafı rahatlatıverdi bir anda Oktay’ı. - Ben de... İlk defa görüyorum böyle bir yer. Biz de yaşıyoruz sanıyorduk yahu! Kapıda fraklı bir garson karşıladı genç çifti. Kibarca yaklaştı yanlarına: - Rezervasyon var mıydı efendim? Oktay irkildi ama hemen toparlandı. - Hayır, biz Ferhat beylerin masasına davetliyiz. Ferhat Çelik. Garson abartılı bir tavırla eğdi başını, kibarca, yumuşacık bir sesle gülümsedi: - Tamam efendim, sizi bekliyorlar, buyurun lütfen... Kıvrılarak öne geçti. Tıpkı eski Viyana saraylarındaki teşrifatçılar gibi eğilip bükülüyordu. İki genç gülmemek için zor tuttular kendilerini. Peşinden ilerlediler. Loş ama şık bir köşede, yuvarlak bir masada bekliyordu Ferhat ve eşi misafirlerini. Lacivert takım bir elbise giymişti Ferhat Çelik. Ayni elbisesinin renginde kravatı ve ceketinin göğüs cebinde bir mendili vardı. Sarı metal çerçeveli gözlüklerinin altından tıpkı İclal’inkiler gibi yemyeşil ve iri gözleri parlıyordu. Ayağa kalktı onları görünce. Sevecen bir tebessümle uzattı elini Oktay’a: - Hoş geldiniz. Merak etmeye başlamıştık... Oktay bu yakışıklı genç adamın hayret edilecek kadar İclal’e benzediğini fark etti. Yüzündeki tek değişiklik gözlükleriydi sadece. Karısı Ece ise siyah, düz bir elbise giymiş, boynuna kayınvalidesinin düğünde hediye ettiği inci gerdanlığını takmıştı. Zarif bir kadındı. Oldukça ince yapılıydı. Uzun bir yüzü, zekice parlayan ela gözleri vardı. Kısa saçları zaten minyon olan tipini daha da genç gösteriyordu. - Canım benim, çok şıksın, hoş geldin... diyerek sarıldı görümcesine. İkisi gerçekten, samimi bir şekilde iyi anlaşırlardı. Oktay’a uzattı elini sonradan: - Merhaba, ben Ece, Ferhat’ın eşiyim. Nasılsınız? Tanışma ve hatır faslı bittikten sonra yemeklerini ısmarladılar. Oktay’ın şimdiye kadar hiç duymadığı isimleri olan yemek çeşitleri vardı uzatılan listede. Kısa süren bir şaşkınlık yaşadı genç adam. Ama imdadına yine İclal yetişti: - Aman ağabey, bize bırakma, senin damak zevkin mükemmeldir, burada ne yiyebiliriz bilirsin, sana bırakıyoruz ikimiz de. Yanında kıvranan gence dönüp bir göz kırptı. - Ne dersin Oktay? Genç adam sevinçle tasdik etti: - Tabii, lütfen siz seçin... Garson uzaklaştıktan sonra İclal eğildi ağabeyine doğru: - Nereden buldunuz burayı. Kendimi eğreti hissediyorum böyle yerlerde... Yemek gerçekten çok keyifli ve neşeli geçti. Ferhat Oktay’ı beğenmişti. Ece’nin de işleri düzgün gittiği için aşırı bir sevinci vardı. Bu hepsine yansıdı zaman içinde. Protokolü de bir kenara koydular vakit ilerleyince... Keyifli bir sohbet sardı ortalığı. Ferhat Ece’yle tanışmasını, askerlik anılarını anlattı. Bol bol güldüler. Yemekten sonra çıkıp Aşiyan’daki çay bahçelerinden birinde oturdular bir süre. Çay içtiler. Bayanlar yoldan geçen kağıt helvacıdan kağıt helva istedi. Yürüyerek yediler. Sonunda İclal artık geç olduğunu hatırlattı hepsine: - Haydi bakalım, bu kadar avarelik yeter. Biliyorsun ki ağabey, bizimkiler ben eve girmeden yatmazlar... Çaresiz boyun eğerek arabalarına doğru ilerlediler. Ferhat ve eşi de onlarla geliyordu. Gece annelerinin evinde kalacaklardı. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT