BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bayramı hak ettik mi?

Bayramı hak ettik mi?

Bir Bayramı daha geride bıraktık. Ne hazin tecellidir ki, ağız tadıyla ve gönül huzuruyla bayram yapabilmenin de imkanı kalmadı.



Bir Bayramı daha geride bıraktık. Ne hazin tecellidir ki, ağız tadıyla ve gönül huzuruyla bayram yapabilmenin de imkanı kalmadı. Biz içerden, başkaları dışardan “kurbanımıza” musallat olduk! Allah’ın bu lâtif emrini, olmadık yerlere çekerek manalandırmaya kalkıştık. Kaba kişiliğimizle, muazzez dinimizin nezahetine gölge düşürmeye hakkımız var mı? Neydi o “kurban” manzaraları? Gazetelerin sayfalarını, televizyonların ekranlarını dolduran çirkinlikleri sergilemeye kimin ne hakkı var? Bu anlaşılmaz hal bile, yüce dinimize ne denli bîgâne kaldığımızın resmidir! Bu lâtif dini, bu merhamet ve şefkat dinini, canavarlık olarak göstermek ve buna sebep olmak canavarların işi olsa gerek! Bu, bize; vaktiyle haybeden Başbakan olan ve sözde Kur’an-ı Kerim meali (Fransızcadan tercüme) yazacak kadar dinle alakalı gözüken Prof. Sadi Irmak’ın, Necip Fazıl’la bir söyleşisini hatırlattı. Şöyle ki: 40’lı seneler... Maarif Vekili Hasan Ali Yücel’in Özel Kalem’inde Necip Fazıl beklemektedir. Birazdan Prof. Sadi Irmak da içeri girer. Merhabalaşırlar; hoş beşten sonra, Sadi Irmak: - Necip Fazıl Bey! İslami mücadelenizi biliyor ve doğrusu takdir etmiyor değilim. Ama bana sorarsanız, bu devirde namaz kılmak da ne oluyor? Ben, namaz denilince aklıma çorap kokusu geliyor. Sorarım size; bu devirde secdeye varıp da alnında 250 gram tozla kalkmanın manası var mı? Demez mi? Her an heyheyleri üzerinde olan Necip Fazıl kükredi: - Ayol! Seni nasıl profesör yapmışlar? Sen, daha mücerretle müşahhasın (soyutla somutun) tefrikinden acizsin! İslamiyet’te namaz, gerçekte bulutlar üzerinde kılınır. (Yani, o ibadetin, Allah’ın huzurunda durmanın öylesine ruhi ve bedeni temizlik şartları vardır ki...) Mualla ve müberra olan namaz hakkında nasıl böyle konuşabilirsin? Senin burnuna gelen ve çorap kokusu dediğin şey, öz ciğerinin ufunet kokusudur! (Yani, senin içindeki -ciğerindeki- çürümüşlükten neşet etmektedir.) Bu kafayla sen; değil bir üniversitede profesör, tımarhanede hademe olamazsın! Öyle ya; bütün ibadetler Allah’a yakınlık için yapılır. Her ibadette olduğu gibi namazda da, kurban kesmede de, bu yakınlığı elde etmenin bedeni ve ruhi şartları, edepleri vardır. Din, bu şartların ve edeplerin yerine getirilmesini söylüyor; ayrıca, bunların nasıl yapılacağını da açıklıyor. Dedik ya; herkes, kafasına göre bir din uydurursa ve dini hükümleri kendi kör anlayışına göre değerlendirirse, ortalık böylesine mezbahaya döner! Camideki çorap kokusundan, Kurban kesmede gösterilen bu ilkelliklerden İslamiyet’in ne suçu olabilir? İslamiyet, böyle yapmamızı mı söylüyor? Bir kere, hayvanlara eziyet yapmak haramdır. Hayvan hakkına girer ki, helalleşilmesi bile mümkün değildir. Elde edilen günahla, öylece Cehennem’e gidilir! Hem, şu Belediyeler ne yapar Allah aşkına! Kurban hadisesine başka bir açıdan bakıldığında büyük bir ekonomik olaydır. Hayvan ticaretinden, derisinden etine kadar katma değeri olan büyük bir olay... Millet, hayvanını alıyor, para veriyor. Kestiriyor para veriyor.. Derisini bağışlıyor... Milleti, parasıyla rezil etmenin manası var mı? Neden Belediyeler bu işin tedbirlerini almıyor? Çok mu zor? Yahut, bunca deriyi kimseye kaptırmadan toplayan ve devasa rant elde eden kuruluşlar (Hava Kurumu, Kızılay vb.) neden bu kesim işine hiçbir katkıda bulunmuyorlar? Millet, parasını seve seve veriyor. Yoksa, milletin parası mı geçmiyor? Yorum sizin sevgili okuyucularım; sahi, bizler Bayramı ne kadar hak ediyoruz?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT