BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Zamanı eskitme sanatı

Zamanı eskitme sanatı

Pek manasız bir başlık değil mi? Bu sözü ilk duyduğumda bana da son derece kakafonik bir ses topluluğu olarak göründü. Hani bazı insanlar vardır, çok önemli ve daha önce kimsenin keşfetmediği bir gerçeği açıklayacakmış edasıyla milleti esir alırlar ve bir sürü cümle kurarlar.



Pek manasız bir başlık değil mi? Bu sözü ilk duyduğumda bana da son derece kakafonik bir ses topluluğu olarak göründü. Hani bazı insanlar vardır, çok önemli ve daha önce kimsenin keşfetmediği bir gerçeği açıklayacakmış edasıyla milleti esir alırlar ve bir sürü cümle kurarlar. Bu cümlelerin içine bol bol kendilerinin de anlamadığı yabancı kelimeler yerleştirirler ki daha kültürlü zannedilsinler... Uzun süreli konferanslarına tahammül edip dinleseniz bile hiçbir sonuç çıkartamazsınız. Çünkü aslında kayda değer bir şey söylememişlerdir. İşte bu başlık da aynen öyle. Geçenlerde çok sevdiğim birisi karşıma geçip gözlerimin içine dikkatle baktı ve en ciddi haliyle bu sözleri söyledi. “Zamanı eskitmeyeceğim.” E güzel. Bu sözü söylerken daha bir gece önce söz verdiği her detayı tekzip etmiş oluyordu ama olsun. Kalp kırmak bu zamanda suç sayılmıyor ki. Bir dönem Zuhal Olcay’ın çok dinlenen bir ablümü vardı. İsmi Küçük Bir Öykü idi yanılmıyorsam. Ben hâlâ bazen dinliyorum bu albümü. Bir Mehmet Teoman çalışmasıydı. İçindeki şarkılardan birisinde “kaç kere çalınır kapı ve çağrılır insan avaz avaza” diyordu. Oradaki “kaç kere” sorusu kafamda çınlayıp duruyor bu zamanı eskitme safsatasını duyduğumdan beri. Kaç kere kırılır insan ve kimse anlamaz halinden? Ya da kaç kere aynı insan aynı babasını bir telefon konuşmasında kaybedebilir? Kaç kere dibe vurulup yeniden ayağa kalkmak için canını dişine takmak zorunda kalır ve bunu kimse anlamasın diye ayrıca mücadele verir? Kaç kere bütün ümidini kaybeder ve depresyonun eşiğine gelir? Bir kalp kaç kere bu kadar ağır yükü taşıyabilir? Bu soruları uzatmak mümkün. Cevapları yaşamadan öğrenemeyeceğiz ama. İşte mesele de bu zaten. Neye kaç kere dayanabileceğimizi ancak dayandıkça anlıyoruz. Buna da kısaca tecrübe diyoruz. Kendi adıma kalbimin yorgunluğunu duyumsayabiliyorum. İnce bir sızı sinsice orada duruyor ve hiçbir yere kıpırdamıyor. Belli etmemeyi bile beceremiyorum. En saf ve art niyetsiz çabalarımın bile reddediliyor olması beni kırıyor. Kendi babama bile derdimi anlatamıyorsam milyonlarca insana ne yüzle bir şeyler yazıyorum onu da çözemiyorum. Zaman eskimez. Zaten eskimeyen tek gerçektir zaman. Olsa olsa o bizleri ve duygularımızı eskitebilir. Biz ona karşı güçsüzüz. Tabii diğer yandan zamanın varlığını sorgulamak da mümkün. Sonuçta saat ve takvim gibi araçlar insan icadıdır. Kendi kafamıza göre on iki ay olduğunu var sayıyoruz. Ya da günü yirmi dört saate bölmek insan zekasının bir ürünü. Elbette işe yarıyor. En azından randevularımıza geç kalmıyoruz. En önemli randevumuz hariç... Hayatla olan randevumuz. Sözün Özü Egoizm insan ırkının en büyük bedduasıdır. LEVHA Hayatın yaprakları birer birer düşer.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT