BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Erbakan’ın mahkûmiyeti

Erbakan’ın mahkûmiyeti

Necmeddin Erbakan, 25 Şubat 1994’te Bingöl’de söylediği sözlerden dolayı, Diyarbakır DGM tarafından 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı; Yargıtay bu cezayı tasdik ederse, fiilen hapis yatar mı bilmiyorum, ama, herhalde milletvekili seçilme hakkını kaybedecek ve siyasi hayatı sona erecek. Ben bu yüzden gözyaşı dökecek değilim!



Necmeddin Erbakan, 25 Şubat 1994’te Bingöl’de söylediği sözlerden dolayı, Diyarbakır DGM tarafından 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı; Yargıtay bu cezayı tasdik ederse, fiilen hapis yatar mı bilmiyorum, ama, herhalde milletvekili seçilme hakkını kaybedecek ve siyasi hayatı sona erecek. Ben bu yüzden gözyaşı dökecek değilim! Erbakan’ın mahkûmiyeti gerektiren sözleri, daha önceki “Kanlı mı olacak kansız mı?” tehdidi kadar tehlikeli. Hoca, Cumhuriyet rejimine ve devrimlere sataştıktan sonra, açık ve seçik şöyle demiş: “Bu ülkenin çocukları asırlar boyu mektebe başlarken, besmeleyle başlar. Siz geldiniz.. (yani herhalde Atatürk ve Cumhuriyet geldi demek istiyor) bu besmeleyi kaldırdınız ne koydunuz yerine, “Türküm doğruyum çalışkanım” Sen bunu söyleyince öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı “Ya öyle mi, ben Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım demek hakkını kazandı... O meclis yarın inananların eline geçecek, bütün bu haklar kan dökülmeden verilecek...” Kemalist devrimler ve Cumhuriyet rejimi hiçbir Müslümanın, ben dahil, her işimize besmele ile başlamamızı, kelime-i şehadet getirmemizi yasaklamadı. Ancak, o hor gördüğü inanç tazeleme sözleri. Cumhuriyetten evvel, kendisine ve milletine güvenini yitirmiş bir millete yeniden milliyet imanı vermek için düşünülmüş, başlatılmıştı ve bu işlevi yıllarca başarıyla yaptı. II. Cumhuriyetçilerin, liboşların da şimdi takıldıkları, hatta kaldırılmasını önerdikleri bu andı ve Cumartesi günlerindeki Bayrak merasimini ve İstiklal Marşının topluca söylenmesini kaldırmaya, kimse cesaret edemeyecektir! DEMOKRASİ AYIBI Recai Kutan, Erbakan hakkındaki hükmün “demokrasi ayıbı”, Oğuzhan Asiltürk de “Haksızlık” olduğunu söylemişler. Bizim demokrasi soytarılarının, bilumum liboşların ve tabii Erbakan hayranlarının ve de AB piştarlarının da, hele Yargıtay hükmü tasdik ederse, “demokrasi ayıbı” diye kıyameti koparacaklarından eminim. MEHMET ALTAN’A GÖRE... II. Cumhuriyetçi ve ezeli Kemalizm düşmanı Mehmet Altan, Erbakan’a destek veriyor! Yakın Türk tarihinin geçirdiği evreleri bir kalemde hiçe sayarak, Saddam rejiminin, çok partili rejime dönüşmesi yapısal olarak nasıl imkansızsa, Atatürk’ün kurduğu tek partili Kemalist rejimin tam demokratik bir rejime dönüşmesinin de öyle, imkansız olduğunu, İsmet Paşa’nın İkinci Dünya Savaşından sonraki hareketiyle, aslında sadece, “çok partili rejime geçilmiş sayıldığımızı” iddia ediyor ve Erbakan’ın cezalandırılmasını öne süren Kemalist rejimin haksızlığı addediyor Altan’a sormak isterdim. Kurtuluş Savaşından sonra, üniter devlet dahil Kemalizmden başka bir yol tutulabilir mi idi? Tabii, ne düşündüğünü ve sıksa idi ne söyleyeceğini biliyorum: Bazı kayıtlar koyulmasa idi, keşke komünist Mustafa Suphi ve yoldaşlarına imkan verilse idi diyeceklerdir! ... Bugünün rahat koltuklarından tarihin revizyonunu yapmak kolay, ama o revizyonda Türkiye’nin bir Sovyet peyki olması ihtimali büyüktü. Ancak, Altanlar herhalde bunda mahzur görmezlerdi. Mehmet Altan, herhalde Erbakan’ın kışkırtıcı sözlerinde de mahzur görmüyor: Yaşar Kemal’in yabancı kamuoyuna Türkiye Cumhuriyetinin 75 yılını zulüm yılları olarak ilan etmesini de alkışladığına göre! VE ÜLSEVER Bir de, bir Cüneyt Ülsever efendi var... Hatırlardadır: Recai Kutan geçenlerde Hizbullah olayında TSK’ya tarizlerinin mehazı olarak onun yazısını göstermişti de bunun üzerine kendi gazetesinin Genel Yayın Müdürü, onun kişiliği hakkındaki en doğru hükmü vermişti.. Bu, Ülsever, bu olaydan sonra, o gazetedeki köşesini, aynı Genel Yayın Müdürünün herhalde icazeti ile nasıl muhafaza edebiliyor aklım almıyor, ama bu nihayet kendi iç sorunları. Şimdi Ülsever de “Türküm Doğruyum Çalışkanım” sözlerine atıf yaparak, Ali Kırca’nın Siyaset Meydanında Demirel’e efendice, soru soran gençlerin “tek düze”, Cumhuriyetin tek tip insan oluşturmak projesine uygun olmalarına takılıyor.. Ona göre gençler ‘68 kuşağı gençleri gibi, hoyrat, isyankâr olmalıydılar ve hele, “İslami duyarlılık, Milliyetçi Açılım ve Kürt Sorunu” hususlarında aykırı çıkışlar yapıp Cumhurbaşkanını terletmeli idiler!.. ERBAKAN’IN TEZİ... Erbakan’ın sözleri, Kürt bölücülüğünü ve milliyetçiliğini... Türk milliyetçiliğinin ve hatta Atatürk’ün daha ifadesi olan “Ne mutlu Türküm diyene” sloganının, dağlara taşlara yazılmış olmasının, tahrik ettiği yolundaki iddialar kadar gerçeklere aykırıdır. Ancak, emin olabilirsiniz ki Erbakan’ın mahkûmiyetine ve muhtemelen hapsine ve-veya siyasetten mahrum edilmesine, Avusturya’da Haider’in demokratik usullerle seçilmesine bile karşı olan Amerikalılar, Avrupalılar hele, İsveçliler, Danimarkalılar, Norveçliler, “Canım bu sözlerde ne var ki” diye, tepki göstereceklerdir... Tayyip Erdoğan’ın Siirt’te söylediği şiirde ne tehlike vardı, diye tepki gösterdikleri gibi... Ancak bu gibi olaylarda, ülkelerin hassasiyetleri söz konusu olunca evrensel kriterler uygulanamaz. İsveçliye hoş gelen Türke dokunabilir! Bir de o sözlerin söylendiği zemin ve mekan da var... Mümkün olsa da, kıssadan hisse çıkarmaları için, yabancılara Hocanın meşhur sakız çiğneme hikayesini anlatabilsek! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Politikada alicenaplık her zaman akıl kârı değildir.. Büyük bir imparatorlukta (devlette) küçük akıllara yer yoktur!” EDMUND BURKE-İNGİLİZ SİYASET FELSEFECİSİ (1729-1791)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT