BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Korkunun kralı

Korkunun kralı

Stephen King, sadece romanları ve öyküleri beyazperdeye uyarlanan adam olarak tanınmıyor; bazen senaryo da yazıyor. “Hayvan Mezarlığı/Pet Sematary”yi senaryolaştırdı, “Sleepwalkers”i ise kendisi kaleme aldı.



Geçen hafta içinde, ünlü korku roman yazarı Stephen King’in, “Riding The Bullet” (Kurşunu Atmak) adlı yeni eserini ilk defa küçük bir ücret karşılığında internette (www.simon-says.com) piyasaya süreceği açıklandı. King’in kitapçılarda satılmayan yeni eserinin sadece 66 sayfa olduğu ve internetten 2.50 dolar karşılığında elde edilebileceği de açıklamalar arasında yer alıyordu. “eBook” formatı denilen yeni teknolojinin ürünü internet kitapları, hiçbir şekilde kağıda basılamıyor ya da bilgisayara yüklendikten sonra başkalarına gönderilemiyor. Sadece yüklendiği bilgisayarda okunabiliyor. King, farklı şekilde yayınladığı yeni romanında dijital gelecek temasını işliyor. Kitaba, Barnes&Noble’dan ulaşmak mümkün. King, yeni romanına dair nasıl bir tepki alacağını ve bu tür kitapların geleceğinin nasıl olacağını merak ettiğini söylüyor. SİNEMA MACERASI Birbirinden heyecanlı romanlarıyla korku romanı severlerin takip ettiği isimlerden biri olan Stephen King, 70’lerden bu yana korku edebiyatının en önemli ismi olmakla kalmıyor, sinema için de tükenmeyen bir kaynak olarak dikkatleri çekmeyi sürdürüyor. Çok seri bir şekilde ürettiği hikayelerini sinemacılar da arka arkaya beyazperdeye taşıyor. Geçen yaz bir trafik kazası geçirip ölümden dönen ve iyileştikten sonra ilk iş olarak kendisine çarpan karavanı, daha sonra çekiçle parçalamak üzere satın alan “Korkunun Kralı” Stephen King’ten yapılan son uyarlama, bu hafta sonu Türkiye sinemalarında gösterime girecek olan “The Green Mile” (Yeşil Yol). Sinema/edebiyat ilişkisini ortaya koyması bakımından önemli bir isim olan King’in yolculuğuna kısa bir göz atmak istiyoruz. KİNG’İN KORKULARI Bazı yazarlar, beyazperdeye uyarlanma konusunda diğerlerine oranla biraz daha şanslıdır. İyi oyuncular bulunduğu ve eserin özüne dokunulmadığı sürece Elmore Leonard, bu konuda oldukça başarılı bir isimdir. Stephen King de bu şanslılar sınıfında yer alır. Gerilim dozu yüksek eserlerinde, başkası için duyulan korku, başkalarına karşı duyulan korku (paranoya), ölüm korkusu, böcek korkusu (başta örümcek, sinek ve hamamböceği olmak üzere), kapalı yer korkusu, fare korkusu, yılan korkusu, deformasyon korkusu, seslere karşı duyulan korku ve karanlık korkusunu işleyen yazar, her zaman çok satanlar listesinde yer alıyor. 1980’lerin sonlarında, Stephen King’i sinemaya uyarlamanın pek de parlak sonuçlar üretmediği fikri ortaya çıkmıştı. “Firestarter”, “Silver Bullet” ve “Graveyard Shift” gibi filmlerin, aslında King’in dünyasının sinemaya çok uygun olduğunu düşünenleri bile tereddüte düşürebilecek filmlerdi. Yazarın, eserlerini sinemaya uyarlayanların başarısızlığı hakkında sarfettiği sözler de bu işi zorlaştırıyordu. VAZGEÇİLMEZ KAYNAK Fakat buna rağmen iki Stephen King uyarlaması, korku sinemasında bu yazarın ne kadar önemli bir malzeme olduğunu isbat etti. Brian De Palma’nın “Carrie”si ve Stanley Kubrick’in “The Shining”i. Sinemaya uygun olmadığı iddia edilen yazarın eserleri arasında Rob Reiner’in “Misery”, David Cronenberg’in “The Dead Zone”, Taylor Hackfiord’un “Dolores Clairborne” da dikkat çekicidir. Bugünlerde gösterime girecek olan “The Green Mile”i da çeken Frank Darabont’un “Shawshank Redemption”i, Amerikali izleyicilerin el üstünde tuttuğu bir film. Sinema konusunda kısır olduğu iddia edilen yazarın John Carpenter tarafından sinemaya alınan “Christine”i bu fikirleri yalanlıyor. Bugünlerde yeniden tartışılmaya başlanan Stephen King uyarlamaları, Hollywood’un vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Bundan sonra da böyle olacak gibi. Korku dizi filmlerinin bile onun eserlerinden etkilenerek çekildiği bir ortamda, King romanlarının tartışılması yersiz gibi görünüyor. Sinemada Stephen King Carre (Yön. Brian De Palma, 1976) The Shining (Yön. Stanley Kubrick, 1980) Christine (Yön. John Carpenter, 1983) The Dead Zone (Yön. David Cronenberg, 1983) Stand by Me (Yön. Rob Reiner, 1986) Misery (Yön. Rob Reiner, 1990) Graveyard Shift (Yön. Ralp Singleton, 1991) The Lawnmower Man (Yön. Brett Leonard, 1992) The Needful Things (Yön. Fraser Clarke Heston, 1994) The Shawshank Redempiton (Yön. Frank Darabont, 1994) Dolores Claiborne (Yön. Taylor Hackford, 1995) Apt Pupil (Yön. Brian Singer, 1998) The Green Mile (Yön. Frank Darabont, 2000) HAFIZA Bu toprağın ozanı Bu dünyadan Aşık Veysel geçti. Geçti ama öyle güzel sözler bıraktı ki... 1894’te Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde doğdu. Babasının ismi Ahmed, annesinin Gülizar’dır. Yedi yaşında çiçek hastalığına yakalandı ve bir gözü görmez oldu. İkinci gözüne de perde indi. Saz şairliğine meraklı olan babası, zaman zaman yörenin şairlerini saz çalmak için evinde toplardı. Babası sonunda Veysel’e bir saz alarak, halk şiirlerini öğretip, saz dersleri aldırdı. Veysel’in ilk saz hocası Çamşıhlı Ali’dir. 1919’da 25 yaşında evlenen Veysel, iki sene sonra anası ve babasını kaybetti. Veysel, 1933 senesine kadar usta malı şiirleri çalıp söylerdi. 1933’ten sonra kendi şiirlerini çalıp söylemeye başladı. Köyünden hiç çıkmayan Veysel, 1933’ten sonra bütün Türkiye’yi gezmeye başladı. Halk ozanlarından Karacaoğlan, Emrah, Dertli’yi usta olarak bilir ve severdi. Bir süre Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yaptı. 1952’de İstanbul’da büyük bir jübile yapıldı. 1965 senesinde TBMM’ce anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı özel bir kanunla vatani hizmet tertibinden maaş bağlandı. 78 yaşlarındayken 21 Mart 1973 yılında vefat etti. Aşık Veysel’in diğer ozanlardan farklı tarafı, toprak sevgisinin ağır basması ve Yunus Emre’nin de etkisinin bulunmasıdır. Son şiiri “Dostlar Beni Hatırlasın” kuvvetli bir söyleyişin de isbatıdır: Ben giderim adım kalır/ Dostlar beni hatırlasın/ Düğün olur bayram gelir/ Dostlar beni hatırlasın Can kafeste durmaz uçar/ Dünya bir han, konan göçer/ Ay dolanır yıllar geçer/ Dostlar beni hatırlasın Can bedenden ayrılacak/ Tütmez baca yanmaz ocak/ Selam olsun kucak kucak/ Dostlar beni hatırlasın Ne gelirdim ne giderdim/ Günden güne arttı derdim/ Garip kalır yerim yurdum/ Dostlar beni hatırlasın Açar solar türlü çiçek/ Kimler gülmüş kim gülecek/ Murat yalan ölüm gerçek/ Dostlar beni hatırlasın Gün ikindi akşam olur/ Gör ki, başa neler gelir/ Veysel gider adı kalır/ Dostlar beni hatırlasın ARKA KAPAK Çağımızın Şehrazat’ ı Döneminin dünyaca ünlü devlet adamlarından Faslı General Ufkir’in kızı Melike, Fas Kralı tarafından evlat edinildiğinde beş yaşındaydı. Rabat’taki kral sarayında eğitim gördü. Oradan asla çıkamadı ve ailesini göremedi. 1972 yılında Kral II. Hasan’a karşı düzenlenen başarısız bir askeri darbe sonucunda General Ufkir öldürüldü. Bu kötü olayın ardından Melike ve ailesi için (annesi Fatma ve en küçüğü üç yaşında olmak üzere beş kardeşi) 20 yıl süreyle korkunç bir esaret başlamış oldu. Çağımızın Şehrazat’ı olan Melike Ufkir, hiçbir şeyi unutmadı. Ne esaret yıllarında geçirdiği gecelerin boğuculuğunu, ne açlığı, susuzluğu, ne de aşkı... Kendisini evlat edinen Fas Kralı tarafından ailesiyle birlikte ölümden daha korkunç bir esarete gönderilen Melike Ufkir, “Tutsak” isimli kitabını, yine kendisi gibi Kuzey Afrikalı olan gazeteci ve yazar Michele Fitoussi ile birlikte kaleme aldı. Fitoussi, Melike Ufkir’le ilgili olarak şöyle konuşuyor: “Kendimden geçmiş halde dinliyorum. Melike, eşsiz bir anlatıcı. Bir Şehrazat. Ağır ağır sükûnetle konuşmasında, anlatışında, söylediklerinin etkisini tartmasında, sözlerine vurgu katmak için uzun ellerini sallayışında Doğulu bir hava var. Gözleri inanılmayacak kadar çok şeyi ifade ediyor. Kederden kahkahaya geçiyor. Aynı anda çocuk, sonra genç kız, sonra olgun bir insan. Hiçbir yaşı yaşamadığı için, her yaşta...” Tuvanna Gülcan tarafından dilimize kazandırılan kitapta, henüz 47 yaşında olan Melike Ufkir’in dünyası ele alınıyor. (Tutsak, Melike Ufkir-Michele Fitoussi, Güncel Yayıncılık, 511 22 37) Umut Çocukları’na destek Gıda sektörünün önde gelen kuruluşu Banvit, geçen yaz aylarında Okay Temiz ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile birlikte düzenlediği “Kuzeyden Güneye Yansımalar” Banvit ‘99 Yaz Konserleri CD’sinin 2 bin adedini Umut Çocukları Derneği’ne bağışladı. CD’lerin satışından sağlanacak gelirle, Umut Çamaşırhanesi’nin çeşitli masrafları karşılanacak. Banvit ayrıca, İlk Adım İstasyonları ve Umut Evleri’nde kalan çocuklardan oluşan 60 kişilik bir grubu Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu’nda sahnelenen “Güzel ve Çirkin” oyununa götürerek onlara neşeli bir gün yaşattı. YORDAM Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki... Mevlâna
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT