BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Derin Ekoloji

Derin Ekoloji

“Derin Ekoloji” kavramı, insanın doğaya üstünlüğünü radikal bir tavırla reddeden, felsefi boyutu ağır basan bir harekettir. Tabiatı bütünüyle merkez kabul eden bu felsefi görüş, temelde idealist olup doğa ile “mistik bir birlik” sağlamayı hedefler.



FELSEFECİ Arne Naess, DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAKİ BİYOLOJİK GÜZELLİKLERİ YERİNDE İNCELEMİŞ... İNSANLA TABİATIN BARIŞMASI “Derin Ekoloji” kavramı, insanın doğaya üstünlüğünü radikal bir tavırla reddeden, felsefi boyutu ağır basan bir harekettir. Tabiatı bütünüyle merkez kabul eden bu felsefi görüş, temelde idealist olup doğa ile “mistik bir birlik” sağlamayı hedefler. DOĞAYI SEVGİYLE KUCAKLAMAK “Derin Ekoloji” kavramını 38 yıl önce ortaya atan Norveçli Felsefeci Arne Naess, insanların hayatları boyunca tabiatın içinde ve onun bir parçası olarak, ona saygılı kişiler olmaları gerektiğini savunur. Sevgili okurlar, insan, hiç şüphe yok ki yaşayan en mükemmel meziyetlere sahip varlıktır. Yüzyıllardır ilim, sanat alanında üstün merhaleler katetmiş olan insanoğlu, zamanın akışı içinde his, iman ve ahlak konularında da büyük gelişme göstermiştir. Ancak, günümüzde ulaştığı yüksek teknolojik ilerleme, kendisini dünyanın mutlak hakimi olarak görmesine zemin hazırlamıştır. “Derin Ekoloji” (Deep Ecology) kavramı, insanın doğaya üstünlüğünü radikal bir tavırla reddeden, felsefi boyutu ağır basan bir harekettir. Bu kavram kendisini “doğa-merkezli” bir düşünce şeklinde “insan-merkezli (antroposentrik)” çevreciliğin tam tersi olarak tanımlar. Doğayı bütünüyle merkez kabul eden bu felsefi görüş, temelde idealist olup doğa ile “mistik bir birlik” sağlamayı hedefler. Günümüzde ciddi çevre sorunlarına yol açmış değerleri ve yaşam biçimini yoğun bir biçimde sorgular. Derin Ekoloji terimi, kirlilik ve doğal kaynakların tükenmesi gibi çevre problemlerine çözüm olarak geleneksel ekolojiye karşı Norveçli Felsefeci Arne Naess tarafından 1973 yılında ortaya atılmış ve dünyada geniş ilgiyle karşılanmıştır. DOĞU MİSTİSİZMİNİN ETKİLERİ Naess’in doğu mistisizminden de etkilenerek geliştirdiğini söylediği Derin Ekoloji Felsefesi, 8 temel ilkeyi içermektedir. Arne Naess, insanların yaşamları müddetince doğanın içinde ve onun bir parçası olarak, ona saygılı kişiler olmaları gerektiğini söyleyerek, insan değerinin çevremizdeki hiçbir şeyden ayrılamayacağını vurgular. Derin Ekoloji yeni bir dünya görüşü düşüncesi içinde ekolojik bilgeliği ve ekofelsefeyi savunur. EKOLOJİK TARTIŞMALAR Değerli okurlar, ekoloji konusundaki kurumsal tartışmaları üç akımın üzerine kurulu olarak değerlendirebiliriz: Bunlardan ilki, çevrenin özel bir değerden arındırılmış ve insana en yüksek değerin atfedilmesi üzerine kurulmuş olan “insan merkezci” yaklaşımdır. Bu akıma göre doğa, insan denen varlığı çevreleyen ortamdan ibarettir. Dolayısıyla doğa merkez değil, insanın çevresidir. İkincisi, değer tablosunda insan dışındaki varlıklara da yer verilmesini içeren, acı çekebilecek canlılara hukuksal özne olma vasfını taşıyan “reformist insan merkezli” akımdır. Ahlaki ve vicdani kaygılar ile insanın doğadaki diğer canlılara sebepsizce acı çektirmesini önlemek, bu görüşü insan merkezci durumdan ayırmaktadır. Üçüncü akım ise, en küçük canlı unsurları da kapsayacak biçimde tüm doğanın haklarının korunması isteği üzerine kurulmuş anlayıştır. “Eko merkezci” ya da “derin ekoloji” olarak adlandırabileceğimiz bu yaklaşım, bütün canlıları hukuk öznesi olarak kabul ederek, bir doğa sözleşmesi oluşturulması gereğini vurgular. İçinde yaşadığımız bu dünyaya, “Ekosfer”e bütünüyle bir içsel değer atfeder. İNSAN HER ŞEYİN MERKEZİ Derin Ekoloji, reformist çevrecilikten farklı olarak, kısa vadeli çözüm önerisi yerine toplumsal yaşamı da içine alacak şekilde bir değişimi önermektedir. Bu akımın felsefesi bize, tüm olayların birbirlerine bağlı olduğunu, insanların doğa süreçlerinin içinde yer aldığını ve sonuç olarak ona bağlı bulunduğumuzun farkındalığını hatırlatır. DOĞA İLE ÖZDEŞLEŞME Temelinde, Arne Naess’in açıkça belirttiği gibi, “Bireysel özün baştan sona kadar doğa ile özdeşleşmesi” yatmaktadır. Diğer bir ifadeyle, “gezegenimizdeki yaşam ağının bir parçası olduğumuzun farkındaysak, işte o zaman tüm var oluşa özen göstermeye istekli oluruz” anlamını taşımaktadır. Günümüze gelinceye kadar benimsenen yaklaşım; insanın doğa ile ilişkisinde kuralları kendisinin belirlediği şeklinde gelişmekteydi. Ancak, yeni yüzyılda insan doğa ilişkilerinin sorgulanması gündeme gelmiştir. KÖTÜLÜK SAHİBİNE DÖNER Yaşamın örgüsünü tüm varlıklarla birlikte oluşturduğumuzun bilincine vardığımız zaman, “başkaları” olarak gördüğümüz tüm insan ve diğer varlıkların bizim uzantımız olduklarını ve onlara yaptığımız iyi-kötü her davranışı gerçekte kendimize yapmakta olduğumuzu da anlarız. Avusturya kökenli fizikçi “Fritjof Capra”nın dediği gibi: “Senin özün başka bir varlığı kucaklayacak anlamda genişse, özen göstermek için ahlaksal bir teşviğe gerek duymazsın!” Hepinize güzel bir Eylül haftası geçirmenizi diliyorum. Sevgilerimle... Yazışma adresi: 29 Ekim Cad­. No: 23 Ye­ni­bos­na İS­T. e-ma­il: ediz.hun@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT