BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yalvaran gözlerle baktı...

Yalvaran gözlerle baktı...

Eve yaklaştığı zaman kapının önünde bir karaltı gördü. Gözlerini kısarak baktı, Nafiz beydi. Bir sandalyede oturuyordu. Hızlandı. Eve iyice yaklaştığı sırada Kezban’ın büyük oğlu koşarak geldi yanına:



Eve yaklaştığı zaman kapının önünde bir karaltı gördü. Gözlerini kısarak baktı, Nafiz beydi. Bir sandalyede oturuyordu. Hızlandı. Eve iyice yaklaştığı sırada Kezban’ın büyük oğlu koşarak geldi yanına: - Teyze, misafirin var. O amca geldi. Başını salladı gülümseyerek. Nafiz bey de onu görüp ayağa kalkmıştı. - Bir bakayım dedim Seher... Kaç gündür sesin çıkmadı... - Yük oldum Nafiz dayı size de. Dolandım biraz sokaklarda, hava alırım dedim. Kaşları çatıldı yaşlı adamın. İnanmadığı belliydi. Alnında biriken terleri tertemiz, beyaz mendiliyle silerken: - Bu havada dolanmaya mı çıkılır Seher, neyin peşindesin yine sen? Diye sordu. Gülümsedi kapıyı açarken, buyur etti adamı içeriye. - Gel dayı, hele gir de anlatayım. Odaya girip pencereleri açtı. Ağır bir rutubet kokusu vardı evin içinde. Kaç gündür havalanmıyordu. - Arıyorum dayı, adı Şahin olan galericiyi arıyorum. Beyaz arabası olan... Bulacağım onu. Şaşırmıştı Nafiz bey. Hayretle dudak büktü: - Kızım, şaşırdın mı sen, Koskoca İstanbul’da, iğneyle kuyu kazmak bu, nasıl bulacaksın? - Bulurum be dayı, kaybedecek neyim kaldı ki... Arar bulurum. Böyle çaresiz evde oturmak daha mı iyi? Kuşkusuz haklıydı kadın. Ses çıkartmadı yaşlı adam. Etrafına bakındı. Bu yoksul evdeki acıyı düşündü. İnsanlar doğdukları zaman hayatın onları nasıl bir mücadelenin içine sokacağı, tıpkı bir nehir gibi hangi yatakta çağlayacağı belli olmuyordu. - Ne diyeyim kızım, kafana koymuşsun bir kere... Yandaki komşun bir şeyler anlattı, bir gelen olmuş... İrkildi Seher. Telaşla gözlerini açıp kapadı: - Gelmiş Nafiz dayı. Mutlaka o, Cengiz’im gelmiş, ah, oğul, ah, biliyor benim burada olduğumu, çıkmıyor meydana. Ağlamaklı olmuştu. Yalvaran gözlerle baktı yaşlı adama: - Nafiz dayı, ben bu kadar mı kötü bir anneyim, ne olur söyle? Nafiz bey kaşlarını kaldırdı şaşırmış gibi: - Yok kızım nereden çıkartıyorsun bütün bunları, neden kötü bir anne olasın, onlar bir cahillik ettiler. Mutlaka gerçeği, doğruyu anlayacaklar. Kim bilir belki de anladılar da arlarından gelemiyorlar. Şehnaz da özlemiştir seni.... Çevirdi bakışlarını basma perdeli pencereden dışarıya kadın: - Sağ olduğunu, iyi olduğunu bilsem, başka bir şey istemem. Bir görsem, kızmayacağım, sevdiyse evlenir. Ne diyeyim ama benim kızım narindir, benim kızım hassastır, deli doludur ama iyi kızdır. İçimden bir his başının belada olduğunu söylüyor, sanki “kurtar beni anne!” dediğini duyar gibi oluyorum. Nafiz bey dudaklarını ıslattı. Yine sıcaktı dışarısı. Birkaç gün hafif bir rüzgar çıkmış, o boğucu havayı dağıtmıştı ama bugün akşama doğru havadaki nem iyice yükselmiş, insanlar bunalır olmuştu. - Allah büyük kızım, Allah büyük... Bir bakarsın bir gün kapı çalınır, ikisi de çıkar gelir, hiç görmemişe dönersin. Aciz bir halde eğdi başını Seher. Duyulur duyulmaz bir sesle fısıldadı: - Bir gelseler, şu kapıdan bir girseler, bir dakika durmayacağım bu şehirde. Hemen döneceğim geriye. Bize göre değil buralar dayı, sanki aynı memleketin içinde başka dünyaların insanı gibiyiz. Alışamayız biz. Rahmetli Reşat’ım anlatırdı, yaşanmaz İstanbul’da derdi. Askerliğini burada yapmış o, çok zorlanmış askerken bile. “Bir köprüde, balık ekmeğinin tadına doyulmaz” derdi hep. “Bir de gezmeye doyulmaz” derdi. Yutkundu. Kocası gelmişti yeniden aklına, o mutlu, yoksul ama huzur dolu günler dizilivermişti gözlerinin önüne. Özlemle içini çekti. Yine o zamanlar gibi yüreğinde huzur, evlatları yanında, geceleri rahatça girebilecek miydi yatağına?... Etrafına bakındı. Mahcup bir tavırla mırıldandı olduğu yerde. - Sana da ikram edecek bir şeyim yok dayı, hiçbir şey alamadım. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT