BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mini mini birler...

Mini mini birler...

MMinik kardeş, minik kardeş, can can can! Vayyy mektebe başlıyorsun ha? Ooo pek de yakışmış gıcır iskarpinler, forman, aynalı çantan.



BİR BOY GERİSİNDE... Son düzlüğe girildi, Ercan’la, Nurcan at başı gidiyor, onun bir boy kadar gerisinde Emre ile Berke.... Minik kardeş, minik kardeş, can can can! Vayyy mektebe başlıyorsun ha? Ooo pek de yakışmış gıcır iskarpinler, forman, aynalı çantan. Ama çabuk bıkacaksın be gülüm, “bunları giymek zorunda mıyım” diye mızıldayacaksın bir süre sonra. Aslında öyle bir mecburiyetin yok. “Giymiyorum” de göreceksin bir şey olmayacak. “Gitmiyorum” desen de bi şeycik olmaz. Sınıfta kalmak eskidenmiş, şimdi tembeli de mezun ediyorlar. “Aaa ne iyi yatayım keyfime bakayım” dediğini duyar gibiyim. Nerdeee? Ebeveynin üstüne çöreklenecek zavallım, okul yetmez gibi kurslara yollayacak, hususi dersler aldıracaklar... Yarış atı gibi kırbaçlanacaksın, koştukça “deh” diyecekler sana! Bizden çok şey beklemezlerdi oysa, okumayı sök, kurdeleyi tak tamam. Sınıf birincisi filan olursan aliyy-ül âlâ... Sınıflar 60 - 70 kişiydi ama... Dörder beşer sıkışırdık sıralara. Lâkin sen sınıf birinciliği ile sıyıramazsın. Semt birinciliği, şehir birinciliği bile kesmez, ilk yüzlere asılmalısın Türkiye çapında... Muvaffak olasın ki anan baban gazetecilere sırıta, zafer işaretleri yapa. Paragöz dershaneci pankartlara adını yaza... Bitmişsin dostum... Yazık, pek de küçüksün daha... BİZ OKUDUK DA N’OLDU? Rahmetli anam dürüst kadındı, okul hakkında sualler sormaya başladığımda “matah bir yer değil” demişti açıkça. Yine de hevesle koşturmuştum. Hatta ilk pazar giyinmiş kuşanmış çıkmıştım yola. -Nereye oğlum? -Mektebe! -Bugün ders olmaz ama. -Ya varsa? -Git bak o zaman! Gittim baktım, kapı duvar. O yıllarda servis mervis yoktu, kilometrelerce yürür, sabahın ayazında girerdik sıraya. Kulaklarımız, burunlarımız kızarır, ellerimiz donar, nefeslerimiz buhar. Zaten garipler çıplak ayaklarına kara lastik giyerler, mesti çorabı kim kaybetmiş ki onlar bula. Lastik de soğuğu nasıl çeker anlatamam, kemiğinin içi sızlar. Öğretmenler soba başında çaylarını yudumlar, kah kah kahkaha. Süt kuzuları boyunlarını büker, bekleşirler dışarıda. Abiler, romatizmaysak sebebi var! Ne vebal ama... Derken tiz bir ses “Dikkat!” Başmuavin cenapları görünür, merasim kıtalarını denetleyen general edası ile emreder. “Raat! Hizaya gir! Mesafe al! Hazırol!” Ses veriyorum: “Korkmaaa!” Ardından nutuk başlar, mevzu namevcud, daldan dala! Yok kağıt atma, yok muslukları kapa... Cebinde çekirdek taşıyan veledler kulaklarından çivilenmelidir duvara. Derken beşlerden biri öne çıkar. Önlüğün eteklerini mıncıkladığına bakılırsa sıkıntılıdır. Boyun damarlarını kabarta kabarta haykırır... “Türküm, doğruyum...” bunu anlıyordum da “çalışkanım yasam” ne demekti acaba? Bir de “Larda yüüüzen alsancak”ı da çözememiştim o sıra. Peki yurdumu milletimi özümden çok mu seviyordum? Bilmem, sadece soba başında oturmak istiyordum o anda... UYU ALİ UYU... YAT YAT UYU Yaaa minik kardeş işte böyle... Biz de senin yaşında başlamıştık. Çomak çizmiştik ilk iki hafta... Şakuli, ufki ve çapraz... Sonra müselles ve halka... Sayfalarca... Öğretmen fiş dağıtır. Ali yat uyu... Veli top oyna... Oya ip atla. Tamam yatalım, oynayalım, atlayalım dersin. “I ıh, sen okula!” Okumayı tez söktüysen yanmışsın, diğerlerini bekleyecek, döneceksin başa... Tekrar, tekrar, tekrar bıktırasıya... O yıllarda tedrisat parti programını andırırdı. Aritmetik kitabında bile okuma parçaları vardı... “Sen Mustafa ben Mustafa... Adın Kemal olsun bundan sonra!” Efendim Vahdeddin kaçtı, vatanı İngilizlere sattı. Kuru iftira! Garibim gurbette kalmış. Kasaba manava borç yapmış cenazesi kalmış ortalıkta. İl encümen azası, ihtiyar heyeti... Bucak müdürünün vazifeleri? Pes yani! Koskoca müdür de vazifesini bilmiyorsa? 27 Mayısı alkışla! 23 Nisanda gül! 10 Kasımda ağla! Yat kalk kargaları taşla! İşkembe, börkenek, şirden, kırkbayır. Kendi organlarımızın neye yaradığını bilmezdik ama... Safra kesesinin sarılıkla bir âlâkası olmalıydı... Onu da mahallede duymuştum laf arasında... Homeros, Truva, İlyada... Azıcık Ergenokon koklatırlar, Manas’tan satır okutmazlar adama. Zeus, Afrodit, Athena ... Helen, Lidya, Frigya... Yok Hammurabi, Şubbililuma... Kadeş anlaşmasını maddeler halinde yazınız? Ufacık çocuktan istediklere şeye bak, diplomatlara sorsan bilmez valla. Evrim, devrim, hattı müdafaa, tayyare cemiyeti, fitre zarfı, dam üstü saksağan, mugalata! Deseler ki “leblebi tozu yerken kıkırdamayın genzinize kaçar.” Bu bile faydalı bilgidir. Yeri gelir kullanırsın icabında.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT