BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hâce Evliyâ-i Kebîr

Hâce Evliyâ-i Kebîr

“Ey mes’ûd ve bahtiyâr kardeşim! Mademki, Allahü teâlânın sevdiği kullarının yolunda yürümek arzûsundasın, bu yolun şartlarını ve edeblerini gözetmelisin!”



Hâce Evliyâ-i Kebîr hazretleri, Abdülhâlık-ı Goncdüvânî’nin yetiştirdiği evliyânın büyüklerindendir. Aslen Buhârâlıdır. On üçüncü asrın ortalarında vefât etmiş olup, kabri Buhârâ yakınlarında Hakrîz Hisârında Ayyâr Burcu yakınındadır... Bu mübarek zat, vefatından kısa bir zaman önce kendisinden nasihat isteyen birine şöyle buyurdu: “Ey mes’ûd ve bahtiyâr kardeşim! Mademki, Allahü teâlânın sevdiği kullarının yolunda yürümek arzûsundasın, bu yolun şartlarını ve edeblerini gözetmelisin! En önce, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid’atlerden sakınmak lâzımdır. Çünki, Allahü teâlânın sevgisine ulaştıran yolun esâsı, bu ikisidir. İşlerinizi, sözlerinizi ve ahlâkınızı, dînini bilen ve seven, dindâr âlimlerin sözlerine ve kitâblarına uydurmalısınız. Sâlih kullar gibi olmalısınız ve onları sevmelisiniz. Uykuda, yemekte ve söylemekte aşırı gitmeyip orta derecede olmalısınız. Seher vakti, [ya’nî gecelerin sonunda] kalkmaya gayret etmelisiniz. Bu vakitlerde istigfâr etmeyi, ağlamayı, Allahü teâlâya yalvarmayı ganîmet bilmelisiniz. Sâlihlerle düşüp kalkmayı aramalısınız. (İnsanın dîni, arkadaşının dîni gibidir) hadîs-i şerîfini unutmayınız! Şunu, iyi biliniz ki, âhıreti [se’âdet-i ebediyyeyi] isteyenlerin dünyâ lezzetlerine düşkün olmaması lâzımdır. NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR... İyi biliniz ki, namâz, dînin direğidir. Namâz kılan bir insan, dînini doğrultmuş olur. Namâz kılmayanın, dîni yıkılır. Namâzları, müstehab zamânlarında ve şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitâblarında bildirilmiştir. Namâzları cemâ’at ile kılmalı ve birinci tekbîri imâm ile birlikte almaya çalışmalıdır ve birinci safta yer bulmalıdır... Bunlardan biri yapılmazsa, mâtem tutmalıdır. Kâmil bir Müslümân, namâza durunca, sanki dünyâdan çıkıp âhırete girer. Çünkü, dünyâda Allahü teâlâya yaklaşmak, çok az nasîb olur. Eğer nasîb olursa, o da zılle, gölgeye, sûrete yakınlıktır. Âhıret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namâzda, âhırete girerek, burada nasîb olan devletten hisse alır... Allahü teâlânın Peygamberi “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Bir mü’min namâz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan hûriler onu karşılar. Bu hâl, namâz bitinceye kadar devâm eder.)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT