BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kbrıs'ta tansiyon yükseliyor!

Kbrıs'ta tansiyon yükseliyor!

Amerikan Noble Enerji şirketinin Kıbrıs Adasının güneydoğusunda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) “12. Parsel” adını verdiği arama sahasında sondaja başlamasıyla, Doğu Akdeniz’deki gerilim süratle yükselişe geçti.



ÇATIŞMA İHTİMALİ SIFIRA YAKIN Geçtiğimiz hafta yaşanan gelişmeler, Doğu Akdeniz’de bir çatışma ihtimalini ister istemez akıllara getirdi. Öyle yorumlansa da, çatışma ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu düşündürtecek sebepler var. AB MACERAMIZ BİTEBİLİR Avrupa Birliği üyesi Rum kesimi müzakere sürecini tamamen bloke edebilecek araçlara sahiptir. Bu yüzden silahlı bir çatışma Türkiye’nin AB macerasının hukuken sona ermesine yol açacaktır. Amerikan Noble Enerji şirketinin Kıbrıs Adasının güneydoğusunda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) “12. Parsel” adını verdiği arama sahasında sondaja başlamasıyla, Doğu Akdeniz’deki gerilim süratle yükselişe geçti. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında New York’ta “Kıta Sahanlığı Paylaşım Anlaşması”nın imzalanmasından hemen sonra Koca Piri Reis araştırma gemisi, donanmaya bağlı savaş gemilerinin eşliğinde, doğalgaz ve petrol aramak için Doğu Akdeniz’e açıldı. Başbakan Erdoğan da, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Rum yönetimi sadece Ada’da değil, bütün bölgede gerginliğe sebep olabilecek bu girişimlerinin durdurulması yönünde etkin çaba sarf etmeidir. Aksi takdirde biz de gereğini yapacağız” diyerek, Türkiye’nin bölgedeki haklarına sonuna kadar sahip çıkacağı mesajını verdi. Bir haftaya sığan bu gelişmeler, Doğu Akdeniz’de bir çatışma ihtimalini ister istemez akıllara getirdi. Her ne kadar, yaşanan gelişmeler kamuoyunun geniş kesimleri tarafından gerilimin daha da tırmanabileceği ve bir silahlı çatışmanın dahi çıkabileceği şeklinde yorumlansa da, çatışma ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu düşündürtecek başlıca beş sebep var. İŞTE BEŞ SEBEP Birincisi, GKRY’nin, KKTC’yle iş birliği yapmamasına ve Kıbrıs Türklerini hiçbir şekilde sürecin içine almadan doğalgaz çıkartma faaliyetine girişmiş olmasına rağmen, 2003’ten bu yana attığı adımlar -Türkiye’nin gecikmişliğini gösterse ve bu bakımdan üzücü olsa da- uluslararası hukuk bakımından fazlaca problemli gözükmüyor. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin bir tarafı olan GKRY, bu sözleşmeye dayanarak kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni, bir iç hukuk düzenlemesiyle ilan etmiş, yine bu sözleşmenin öngördüğü gibi, diğer devletlerle paylaşım anlaşmaları yapmış, ardından da uluslararası bir ihale açarak, bir Amerikan firmasına arama ve çıkartma ruhsatı vermiş durumda. Diğer devletlerle yaptığı anlaşmaları BM’ye tescil ettirmeyi de ihmal etmeyen GKRY’nin, uluslararası hukuku ihlal ettiği şeklinde bir gerekçenin Türkiye tarafından ileri sürülmesi ve buna dayanılarak GKRY’yle çatışmaya girilmesi söz konusu olamaz. Zaten Türkiye de, bunu ifade edemiyor. Ankara’nın savunduğu tez, GKRY’nin, KKTC’yi oyunun dışında bırakarak attığı bu adımların, Ada’da devam etmekte olan barış sürecini baltaladığından ibaret. RUMLAR TENKİD EDİLMİYOR İkincisi, GKRY uluslararası alanda diplomatik tanınmışlığı olan, Birleşmiş Milletlere “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla üyeliği devam eden, 2004’ten bu yana da AB üyesi olan bir “devlet”. KKTC’nin tanınmaması için BM Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu kararlar da ortada. GKRY’nin geleneksel müttefiki olan Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik bunalım sebebiyle Akdeniz’de parmağını oynatacak hali olmasa da, Avrupa Birliği, GKRY’nin D. Akdeniz’deki faaliyetlerini tasvip eden bir tutum içinde. Dahası, Rusya ve ABD de GKRY’nin eylemlerini tenkit eden bir söylemden ısrarla kaçınıyor, aksine Rumların D. Akdeniz’de gaz ve petrol aramasının uluslararası hukuka uygun olduğunu ifade ediyorlar. Böyle bir tablo içinde, Türkiye’nin, kendi tezine destek veren bir tek devlet bile yokken GKRY’yle çatışmaya girmesi mümkün değil. Zira böyle bir durumda, kendince ne kadar haklı gerekçelere dayansa da, Türkiye uluslararası alanda yalnızlaştırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. AB ÜYESİ İLE ÇATIŞAMAZ Üçüncüsü, 2005’ten bu yana AB’yle müzakereler yürüten Türkiye’nin, bir AB üyesiyle çatışması da söz konusu olamaz. Türkiye ile GKRY arasında -boyutu ne olursa olsun- silahlı bir çatışma Türkiye’nin AB macerasının hukuken sona ermesine de yol açacaktır. Diğer taraftan, AB üyesi GKRY’nin zaten ağır aksak giden müzakere sürecini tamamen bloke edebilecek araçlara sahip olduğu gerçeğini de akıllardan çıkartmamak gerekir. Kabul edelim ya da etmeyelim, GKRY 1 Mayıs 2004’ten bu yana AB’nin diğer üyelerinin sahip olduğu bütün haklara sahiptir. Rum Yönetimi’nin engellediği hiçbir müzakere başlığı açılamayacağı gibi, zaten AB Konseyi’nin Aralık 2006’da aldığı bir karar uyarınca, 8 müzakere başlığının açılabilmesi de doğrudan Türkiye’nin GKRY bandıralı gemi ve uçaklara kendi liman ve havaalanlarını açması şartına bağlıdır. Dolayısıyla Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’yle ilişkilerini rehin almış durumdadır. ÇÖZÜM İÇİN DESTEK Dördüncüsü, kamuoyunda sanki yaklaşmakta olan bir silahlı çatışma varmış izlenimi uyansa da, aslında Türkiye, Türk ve Rum tarafları arasında New York’ta devam eden çözüm görüşmelerine verdiği desteği sürdürmektedir. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Hedef, müzakerelerin bu yıl sonuna kadar sonuçlandırılması ve çözüm planının gelecek sene başında referandumlarda onaylanmasını takiben birleşik yeni Kıbrıs’ın Avrupa Birliği içindeki yerini almasıdır” cümlesini sarf ettiğini gözden kaçıramayız. Bir yandan, Ada’da barış için çaba gösteren Türkiye’nin, diğer taraftan da GKRY ile bir çatışmaya girmesi elbette düşünülemez. Aksi bir durum söz konusu olsaydı, Filistin’in BM üyeliği için bugüne kadar hiçbir devletin göstermediği çabayı tek başına BM çatısı altında sarf eden Başbakan Erdoğan’ın, KKTC’nin “üye olmayan devlet” olarak tanınması için de bir şeyler yapması beklenebilirdi. Bu gerçekleşmediği gibi, Başbakan BM konuşmasında “KKTC” demekten bile ısrarla kaçınmış, onun yerine “Kıbrıs Türk Tarafı” ifadesini kullanmayı tercih etmiştir. EKONOMİK BÖLGE İLANI Beşincisi, Türkiye gerçekten Doğu Akdeniz’de GKRY ile gerilimi daha üst seviyelere taşımayı göze alarak, doğalgaz ve petrol aramayı hedefleseydi, KKTC ile kıta sahanlığı paylaşım anlaşması yaparken, bir bakanlar kurulu kararıyla Akdeniz’de 200 millik münhasır ekonomik bölgesini de ilan ederdi. Aksine, 1986’da Karadeniz’de kendi münhasır ekonomik bölgesini ilan etmesinin üzerinden 25 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye Akdeniz’de bu adımı atmamaktadır. KKTC’yle yapılan anlaşmanın uygulamaya girebilmesi de, Anayasamızın 90. Maddesinde yer alan çok açık hüküm gereği, TBMM tarafından uygun bulunmasına bağlıdır. Parlamento açıldığında, hükümet tarafından gündeme alınmaması ve onaylanmaması durumunda, bu anlaşmanın hükümleri dahi uygulanamaz. Buna ek olarak, Türkiye’nin Akdeniz’deki enerji kaynaklarına erişim konusunda ciddi olduğunun bütün taraflarca idrak edilebilmesi için, herhalde 1978 yapımı ve günümüz teknolojisinin çok gerisinde kalmış bir araştırma gemisiyle değil, en modern donanıma sahip bir araştırma filosuyla sahaya çıkması gerekirdi. Uluslararası ilişkilerde de her musibetten bir hayır çıkabilir. GKRY’nin D. Akdeniz’deki hamlesi, hiç olmazsa Türkiye’nin bu büyük alanı hatırlamasına sebep oldu. Sadece bugün reaksiyon vermek adına değil, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik hedeflerine ulaşmak için planlı adımların atılması durumda, Türkiye de Akdeniz enerji kaynaklarına ortak olacaktır. Bu yapılırken, Kıbrıs görüşmelerinde önemli ilerlemeler kaydedilmesi kimse için sürpriz olmamalıdır. Asıl sürpriz, Akdeniz’de bir çatışmanın yaşanmasıdır. PİRİ REİS BÖLGEDE Türkiye ile KKTC arasında “Kıta Sahanlığı Paylaşım Anlaşması”nın imzalanmasından sonra Koca Piri Reis araştırma gemisi, Doğu Akdeniz’deki hedef noktaya ulaştı. Piri Reis; petrol sondajının yapılabilmesi için gerekli sismik araştırmaları (deniz tabanının ve altının incelenmesi) gerçekleştirebilecek Türkiye’nin tek gemisi olma özelliği taşıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT