BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsan niçin gıybet eder?..

İnsan niçin gıybet eder?..

Hazret-i Mevlânâ buyurdu ki: “Duydum ki beni gıybet etmişsin!.. Yüzüme söylemekten kaçmışsın! Benim gibi bir acizden korkmuş; fakat Allah’tan korkmamışsın!”



Önce, gıybeti tarif edelim... Gıybet, din kardeşinin işitince üzüleceği bir kusûrunu arkasından söylemektir. Yâni belli bir mü’minin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek gıybet olur. Meselâ, bedeninde, nesebinde, ahlâkında, işinde, sözünde, dîninde, dünyasında, hattâ elbisesinde, evinde bulunan bir kûsur arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Kapalı söylemek, işâret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep söylemek gibi gıybettir... Gıybet kanser gibidir. Girdiği vücut iflâh etmez. Aileleri parçalar, toplumları çökertir, cemiyetleri felakete götürür. Zinadan daha büyük günah olduğu halde, çok kolay işlenen bir günahtır. Bugün bu âfet maalesef hem erkekler hem de kadınlar arasında salgın hâle gelmiştir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmin Hucurat sûresi, 12. âyet-i kerîmesinde, sû-i zandan kaçınmayı emretmekte, birbirini çekiştirmeyi menetmekte, gıybeti ölü kardeşinin etini yemeğe benzetmektedir... “YAPMA, ALLAH’TAN KORK!” Gıybet yapılırken, orada bulunan kimse, korkmazsa, söz ile, korkunca, kalbi ile reddetmezse, gıybet, günâhına ortak olur. Sözünü kesmesi veyâhut kalkıp gitmesi mümkün ise, bunları yapmalıdır. Eliyle, başıyla, gözüyle menetmesi kâfî gelmez. Açıkça, “sus” demesi lâzımdır. Hüseyin bin Saîd hazretleri buyurdu ki: “Kim ki gıybet edene ‘Yapma Allah’tan kork, o senin din kardeşindir’ diyerek onu susturursa, yüz şehid sevabı alır. Hem de Viyana kapılarına kadar gitmiş, orada şehid olmuş olanınkinin yüz misli...” Hazret-i Mevlânâ da bu hususta şöyle buyurdu: “Duydum ki beni gıybet etmişsin!.. Yüzüme söylemekten kaçmışsın! Benim gibi bir acizden korkmuş; fakat Allahü tealadan korkmamışsın!” Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Kıyâmet günü, bir kimsenin sevâb defteri açılır. ‘Yâ Rabbî! Dünyada iken, şu ibâdetleri yapmıştım. Sayfada bunlar yazılı değil’ der. ‘Onlar, defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı’ denir.” “Kıyâmet günü bir kimsenin hasenât defteri açılır. Yapmamış olduğu ibâdetleri orada görür. Bunlar seni gıybet edenlerin sevâblarıdır, denir.” *** İnsanı gıybet etmeğe sürükleyen sebepler çoktur. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Ona karşı düşmanlık, yanında olanların fikirlerine uymak düşüncesi, sevilmeyen bir kimseyi kötülemek, kendisinin o günâhda bulunmadığını bildirmek, kendinin ondan üstün olduğunu bildirmek, haset etmek, yanında bulunanları güldürmek, şakalaşmak, onunla alay etmek, ummadığı kimsenin harâm işlemesine hayretini bildirmek, buna üzüldüğünü, ona acıdığını bildirmek, harâm işlediği için onu sevmediğini bildirmek... Gıybet etmenin kefâreti, üzülmek, tövbe etmek ve onunla helâlleşmektir. Affetmezse, onu övmeli, sevdiğini bildirmeli, yalvarmalı, gönlünü almalıdır. Helâl etmezse hak yine onundur. Pişmân olmadan helâlleşmek, riyâ olur, ayrı bir günâh olur... “Duydum ki beni çekiştirmişsin!..” Bir gün, büyük velî Hasan-ı Basrî hazretlerine birisi gelip; -Filan kimse seni çekiştirdi, gıybet etti, der. O mübarek de sorar; -Sen o zâtın evine niçin gitmiştin? Adam; -Misâfir olarak dâvet etmişti, der. Sonra adama, orada kendisine ne ikrâm edildiğini sorunca; -Çeşitli yemekler ve serin meşrubatlar ikram etti, cevabını alır. Hasan-ı Basrî hazretleri, adamdan bunu duyunca şöyle der: -Bu kadar yemeği içinde sakladın da, bir çift sözü mü saklayamadın? Mübarek zat hemen, kendisinin aleyhinde konuşan bu kimseye, bir tabak tâze hurma ile birlikte şöyle haber gönderir: “Duyduğuma göre gıybetimi ederek sevaplarını, benim amel defterime geçirmişsin! İsterdim ki, karşılık vereyim! Kusura bakmayın! Bizim hediyemiz sizinki kadar çok olmadı!..”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT