BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Her şeyi öğreneceksin delikanlı!”

“Her şeyi öğreneceksin delikanlı!”

Oktay, İclal’i evinin önünde indirip arkadan gelen Ferhat ve eşi ile vedalaştıktan sonra gaza basarak direksiyonu kendi evine doğru kırdı. Hoş bir gece geçirmişti. Ferhat ve eşi çok iyi insanlardı. İki kardeşin arasındaki o inanılmaz yakınlığa gıptayla bakmıştı.



Oktay, İclal’i evinin önünde indirip arkadan gelen Ferhat ve eşi ile vedalaştıktan sonra gaza basarak direksiyonu kendi evine doğru kırdı. Hoş bir gece geçirmişti. Ferhat ve eşi çok iyi insanlardı. İki kardeşin arasındaki o inanılmaz yakınlığa gıptayla bakmıştı. Her zaman bir kardeşinin olmasını istemişti. Bu arzusunu birkaç kere anne ve babasına söylemiş, onlara bunun için de ne kadar büyük bir özlem olduğunu belirtmişti. Her seferinde gerek Perihan hanım, gerekse Doğan bey onun arzusunu gülerek karşılamışlar: - Kim bilir, Allah bir tane verdi, biz de seninle yetindik oğlum... diyerek geçiştirmişlerdi. Ferhat’ın konuşmalarından ve tavırlarından genç adamın üzerinde iyi bir intiba bıraktığını tahmin ediyordu. Ailesini de tanıdığına göre en kısa zamanda açılacaktı İclal’e. Arabasını maharetli bir şekildi park etti evinin önüne. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Evlerine baktı, ışık yoktu: - Yatmışlar! Diye söylendi kendi kendine. Kapıları kilitleyip keyifle bahçe kapısına yöneldiği sırada arkasında bir hışırtı duydu. Heyecanla karışık korkuyla döndü aniden. Arabanın arka tarafında siyah bir gölge gördü. Seslendi merakla: - Kim var orada? Birkaç saniye süren bir sessizlikten sonra gölge yaklaşmaya başladı. Genç adam yıldırım hızıyla düşünüyor, bu gelen insanın iyi niyetli biri olmadığını içgüdülerine güvenerek görüyor ve ne yapabileceğini hesaplamaya çalışıyordu. Birden sokak lambasının ışığıyla yaklaşan yüzü gördü. Bu yaklaşık yirmi gün önce bahçenin etrafında gezinen adamdı. - Yine mi sen? Ne istiyorsun bu saatte? Babam yatmıştır... Recep müstehzi tavrıyla ilerledi, tam karşısında durdu gencin. - Benim işim seninle, babanla değil delikanlı. - Benimle mi? Güldü hayretle: - Ne işin var benimle beyefendi? Ben seni tanımam etmem. Recep ileri doğru uzattı kafasını. Dişlerinin arasından fısıldadı: - Ben seni çok iyi tanırım ama. Senin her şeyini bilirim. Ananı, babanı, doğduğun yeri... Hepsini... Oktay şaşırmıştı. Biraz da ürkmüştü. Omuzlarını silkti. - Bana ne tanırsan? Ne alıp veremediğin var anlamadım. Konuş ne konuşacaksan... Recep kaşlarını kaldırdı, çevresine bakındı. - Burada olmaz. Anlatacağım hikaye uzun. Seni yaralayabilir. Sakın bu isteğimi doktora söyleme. Seni benimle konuşturmamak için elinden geleni yapacaktır. Engel olmaya çalışacaktır. Hayatım bile tehlikede olabilir. Beni öldürmeyi bile düşünebilir... O nedenle yalnız başına gel. Konuşalım. Sana bilmediğin şeyler anlatacağım. Oktay şaşkınlıkla dinledi adamı: - Sen deli misin nesin be? Git işine amca... Uğraşma benimle... Benim gizlim saklım yok ki... Kısa ve çirkin bir kahkaha attı Recep. - Sen öyle bil... Doktor neden son günlerde dalgın, düşünceli, berbat bir halde? Söyleyeyim, korkudan! Korkuyor, senin gerçekleri öğrenmenden korkuyor. Oktay bahçe kapısını araladı yavaşça. Dönüp adama baktı. İçine bir şüphe yerleşip oturuvermişti. - Neymiş o gerçekler? - Yarın, saat beşte. Sirkeci Akasya Otelinde bekliyorum seni. O zaman öğreneceksin her şeyi. Aklın varsa kimseye bir şey söyleme. Yalnız gel. Bu sözlerden sonra geldiği gibi karanlığın içinde kaybolup gitti. Oktay bakıp kalmıştı arkasından. Gerçekten babasının son zamanlardaki halini nereden biliyordu bu adam. Doktor, bu adam ortaya çıktıktan sonra değişmişti... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT