BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Allahü teâlânın sevgisi...

Allahü teâlânın sevgisi...

Tanımadan sevgi olmaz. Sevgi tanımakla olur. Tanımak ne kadar çok ise, sevgi de o kadar çok olur. Rabbini bilen elbette O’nu sever...



Ahirette en çok mes’ud olanlar, Allahü teâlâyı en çok sevenlerdir. Ahiret demek, Allahü teâlâya kavuşmak saadetine ermek demektir. Uzunca bir hasretten sonra ebediyyen sevgilisine kavuşmaktan daha büyük sevinç ne olabilir? Herkes kendi varlığının hiç yok olmadan devam etmesini ister. Kendini ve Rabbini bilen, kendi varlığının elinde olmadığını bilir. Bunun Allahü teâlânın dilemesiyle var olduğunu da çok iyi bilir. MARİFETİN MEYVESİ... Varlıkların tamamı O’nun kudretiyle vardır. Hiç kimse kendi kendini yaratıp, hayatını devam ettiremez. O halde kişi, kendini yaratan, yaşatan ve çeşitli nimetler veren Rabbini sevmelidir. Sevmiyorsa, yaratılışını bilmediğinden ve cehâletindendir. Çünkü sevgi, marifetin yani tanımanın meyvesidir. Tanımadan sevgi olmaz. Sevgi tanımakla olur. Tanımak ne kadar çok ise, sevgi de o kadar çok olur. Rabbini bilen elbette O’nu sever. Kendini seven O’nu yaratanı sevmemesi düşünülemez. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: (Nefsini tanıyan, Rabbini tanır.) Cafer-i Sadık hazretlerine “Dualarımız neden kabul olmuyor?” diye sormuşlar, o mübarek de şöyle cevap vermiş: -Siz tanımadığınızdan bir şeyler istiyorsunuz da ondan. Rabbinizi tanısaydınız dualarınız kabul olunurdu!.. KAVUŞTUĞUMUZ NİMETLER Kavuştuğumuz bütün nimetler maddi veya manevî bildiğimiz veya bilemediğimiz bunların tamamını Rabbimiz, bizim için yaratmış, çeşitli vasıtalarla da bizlere ulaştırmıştır. Kimden gelirse gelsin gönderen O’dur. Güneşin yakıcı sıcağına maruz kalan gölgeyi sever. Gölgeyi seven de ister istemez gölge yapan ağaçları sever. Kâinatta ne varsa Allahü teâlâya nisbetle, gölgenin ağaca nisbeti gibidir. Gölgenin varlığı ağacın varlığına bağlı olduğu gibi, her şeyin varlığı da Rabbimizin varlığını ve ihsanını bildirir. Bütün insanlar kendine iyilik edeni sever. Bütün kalbimizle Allahü teâlâyı sevmeliyiz. Eshâb-ı kirâmdan aleyhimürrıdvân Ebû Huzeyfe, kız kardeşini kölesi Salim ile evlendirdi. Bundan dolayı kendisini ayıplayanlar oldu. Dediler ki: -Siz çok asil bir ailesiniz, kardeşinize çok talipler çıkabilirdi, enişteniz bir köle olmamalıydı! Ebû Huzeyfe radıyallahü anh, onlara şöyle cevap verdi: -Salim, benim kardeşimden daha üstündür. Ben kendi kulaklarımla Peygamber Efendimizden duydum. Buyurdular ki: (Kim Rabbini bütün kalbi ile seveni görmek istiyorsa Salim’e baksın.) ALLAHÜ TEÂLÂYI SEVMENİN ALÂMETLERİ Herkes, Rabbini sevdiğini iddia eder; fakat bu iddia ne kadar doğrudur? Muhabbet bir kalb işidir, ancak haricî alâmetleri ile anlaşılır. Yoksa kuru bir iddia olur, bir kıymet ifade etmez. Bir adam sizi sevdiğini söylüyor; fakat hiç sözünüzü tutmuyorsa ona inanmazsınız. Sevginin gerçek olabilmesi için, sevdiğinizin sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek lazımdır. İmâm-ı Rabbânî kuddise sirrûh buyurdular ki: “İmanın şartı altıdır. Bu altı şartın geçerli olabilmesi için bir şart daha vardır! O da hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır. Yani sevdiklerini sevmek sevmediklerini sevmemektir...”
Kapat
KAPAT