BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Tunus’ta Ekonomi ve İhtilal”

“Tunus’ta Ekonomi ve İhtilal”

Tunus’un makro-ekonomik verileri dışarıdan bakıldığında iyi gözükse de, Tunus, sıradan bir aileden gelen ortalama şansa sahip sıradan bir genç için umudun tükendiği bir ülke hâlini almıştı.



Arap Baharı, halkın, özellikle de gençlerin çok kompleks birtakım unsurların bileşkesi olarak sokağa dökülüp değişim istemesiyle meydana geldi. İnsanlar sebepsiz yere protestoya başvurup, hayatlarını ve ekmek teknelerini tehlikeye atmazlar. Hele hele de büyük askeri, polis ve istihbarat gücü olan dikta rejimlerinde... Tunus, sokaktaki insanın “sıra bizde” deyip değişim için inisiyatif almasının hikâyesidir. Sidi Bouzid kasabasında kendisini yakan Muhammed Buazizi isimli gencin başına gelenler, mahalli gazetelerin asayiş ya da vefat haberleri arasında kaynayıp gidebilirdi. Ama Buazizi, ihtilal ateşini tutuşturan en güçlü kıvılcımlardan biri oldu. Eğer Tunus’un birkaç yıl önceki makro-ekonomik verilerine bakılırsa, ihtilal öncesinde ekonominin büyümekte olduğu, sağlık, eğitim ve insani kalkınma istatistiklerinin iyi yönde geliştiği görülür. İhtilal öncesinde Tunus’ta genel manzara iyiydi. Ülkeye uçaktan bakıldığında her şey gayet iyi gözüküyordu. Ama gecekondu semtlerinde ve köylerde ise bambaşka bir hava teneffüs ediliyordu: Gelecekten hiçbir ümidi kalmamış işsiz gençlerin bağırlarında yılgınlık ve öfkeden başka bir şey olmadığı belliydi. Bu insanlara haysiyet ve kıymet hissi verecek bir iş umudu neredeyse sıfırlanmıştı. Yiyecek ve ev fiyatlarındaki artış, iş bulabilmiş şanslı kişilerin maaşlarını hızla eritiyordu. İş sahibi olanlar giderek daha çok akrabayı geçindirmek zorunda kalıyordu. Bir eve, iyi bir işe ve bu sayede iyi bir evliliğe sahip olmak birçok insan için ulaşılmaz bir hayal haline gelmişti. Ayrıca halk arasında, ülkedeki zengin insanların sıradan bir Tunuslunun asla sahip olamayacağı bağlantıları kullanarak ülkeyi soyup soğana çevirdikleri ve giderek daha zengin ve güçlü oldukları kanısı yaygındı. Krem tabakası lüks alışverişler için yurt dışı gezilerine gidiyordu. Bin Ali sülalesi ve avaneleri sahil kesimlerindeki kaşanelerinde günlerini gün ediyordu. Üstüne üstlük, krem tabaka dışında kimse baskı rejimine karşı gıkını çıkaramıyordu. Tüm bunlar ülkedeki havayı barut fıçısına çevirmişti. Tunus bir demokrasi olmaktan çok uzaktı. En ufak muhalif hareketler bile ezildi. Hatta ılımlı dindar gruplar üzerinde bile gerek yönetim, gerekse güvenlik güçleri tarafından acımasız baskılar kuruldu. Tunus’un makro-ekonomik verileri dışarıdan bakıldığında iyi gözükse de, Tunus, sıradan bir aileden gelen ortalama şansa sahip sıradan bir genç için umudun tükendiği bir ülke hâlini almıştı. Birçok insan Tunus’ta olan bitene şaşırdı. Bu anlaşılabilir bir durum. Şaşıranlar Tunus’a sadece uzaktan bakanlardı. Araştırma yapmak için ülkeyi ziyaret eden uzmanlar 5 yıldızlı otellerde ya da lüks konferans salonlarında sadece elitlerle buluşup kendilerine sunulan bilgiyle yetindiler. Kıssadan hisse: Bir ülkeyi anlamak için, sıradan insanlara kulak vermeli. Bu ülkelerin gerçek temsilcileri sıradan vatandaştır. Onlar gadaba gelirse, en acımasız ve baskıcı rejimler bile yıkılabilir. Doğrudur; Tunus’ta dengeleri değiştiren unsur, silahlı kuvvetlerin en nihayette Bin Ali ve avanesine cephe alması oldu. Ama yine de ihtilali getiren asıl güç, ezilen Tunus halkının “yeter” demesiydi. Korku duvarları artık yıkılmıştı, ardından öfkeli kalabalıklar sokaklara taştı ve Bin Ali’yi silip attılar. Temenni edelim ki, Tunus’ta herkes olmasa bile ortalama vatandaş geleceğe daha umutla baksın, hayat standartlarını geliştirmek için daha geniş imkânlara kavuşsun. Aksi halde kısa bir süre sonra en başa dönmek ve aynı problemlerle yeniden karşı karşıya kalmak işten bile değil...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT