BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bildiğini yapma, sorduğunu yap, doğrusunu yaparsın...

Bildiğini yapma, sorduğunu yap, doğrusunu yaparsın...

Söz, bir bilge kişiye ait; oğluna nasihatlerden bir kesit. Yalnızca kendi reyi ile amel eden yanılır. Bu, tarihen, itikaden değişmez bir kaide. Bildiğinden öte hakîkat, kendinden üstün âlim tanımayan nice insan, duvarlara çarpmıştır.



Söz, bir bilge kişiye ait; oğluna nasihatlerden bir kesit. Yalnızca kendi reyi ile amel eden yanılır. Bu, tarihen, itikaden değişmez bir kaide. Bildiğinden öte hakîkat, kendinden üstün âlim tanımayan nice insan, duvarlara çarpmıştır. Bu çarpmalar sonucu çok kimse ilmen bitmiş, çok kimse mevkiinden olmuş, çok kimse iflas etmiş, çok kimse ziyan etmiştir. Mazi, önündeki yol doğrultusunca gidenler mezarlığıdır. Her bilenden daha iyi bilen vardır. Şu var ki bunlar, soyut ifadeler. Bu ifadeler karşısında bırakınız ümmiyi, entellektül bile yanan soba önündeki çocuk gibidir. Açıkçası bazan müktesebat insanın ayağına dolaşıyor. Bu açmaza düşmemenin yolu sormak, müşavere. İnanılması kolay değil elbet. Bütün veriler aksi istikamette, bütün tabela okları diğer tarafı gösteriyor. Hele şimdilerde. Şimdilerden kasıt tek başına iki binli yıllar değil. Aklın rehber sayıldığı, rasyonalizmin esas kabul edildiği bir buçuk iki asırdır böyle. O günden bu yana akılla vahyin çatışması yaşandı. Daha doğrusu rasyonalistler, vahye dayalı doğrulara çattılar. Son olaylarda bile benzeri hırçınlıklara tesadüf edilmekte. Bir dünya görüşü mensupları diğerlerini eleştirirken istişareden demokrasiye geçme aşaması diye bir değerlendirme yapıyorlar. İddialarının özü, istişare ile demokrasinin çatıştığı gibi bir anlama geliyor. Aslında “gibi” dahi fazla, düpedüz o savunmadalar. İstişare, müşavere, sorma, fikir teatisi küçümseniyor. Demokrasiler, ister hükümdarlık tipi taçlı, isterse cumhuriyet tarzı parlamenter nizamda olsun, neticede temeli meclise dayanır. Hatta çok kere tek meclisle de yetinilmez. Çok parti, çift meclis, hür basın, ifade hürriyeti müesseseleri esastır. Ki bugün bunların uğruna ne kavgalar veriliyor. Hepsi sormak, danışmak, müzakere içindir. Tenkîdle, hakareti ayıran kıstas da budur. Tenkîd ne kadar sevimsiz olsa da istişare alanına girer. İstişare insanın yanılabilirliğinin tescilidir. İnsan, mutlak, şaşmaz, değişmez doğruyu bulmaya muktedir değildir. Sorarak, aklı akla, fikri fikre, gönlü gönle ekleyerek, muktedir olunamayana yaklaşır. Soran, istişare eden, bir nevî kendini aradan çeker. İnsan, istişareyi bıraktığında kendi güneşini kapatan varlık olur. O bakımdan vecize çok güzel: -Bildiğini yapma, sorduğunu yap; doğrusunu yaparsın. İstişare, ben merkezli temayülleri bertaraf eder.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT