BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hamilton anlatıyor

Hamilton anlatıyor

“Hayatımda hiç o kadar çok harp ve yardımcı harp gemilerinin bir araya geldiğini görmemiştim” diyor Ian Hamilton. Ünlü Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı...



“Hayatımda hiç o kadar çok harp ve yardımcı harp gemilerinin bir araya geldiğini görmemiştim” diyor Ian Hamilton. Ünlü Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanı... Boğaza ulaştıktan sonra kıyıları hayranlıkla seyrederken Homeros’un İliada ve Odisseus’unu hatırlayan İngiliz komutan... 18 Mart Çanakkale Zaferi dolayısıyla onun “Gelibolu Günlüğü”ne bir daha göz attım. Ne var ki Çanakkale, Yunan destanlarının sayfalarındaki müphem, masalsı çizgilerden ibaret değildir. Kumandan yaklaştıkça hiç de kolay aşılmayacak bir coğrafyanın gerçek çizgileriyle karşılaştığını anlar. Hatta Saros Körfezi’ne girmek üzre güney batıya doğru, sahile paralel bir durumda ilerlerken önce ormanlık saha, sonra körfezin arkasındaki arazinin bataklık oluşu ona ilk korkuyu hissettirir. Böylece ümitsizliğe kapılır. Çünkü ilk anda o kıyılarda çıkarma yapabileceği tek plaj göremez. Bununla beraber Suvla Körfezi ile Kaba Tepe arasındaki hat denizin sakin olduğu bir sırada çıkarma yapmaya elverişli görünür. General, Türkler’in de kör olmadıklarını düşünür ve kesif siperler, dikenli tel manialar gözünden kaçmaz. “Gelibolu yarımadası tabii bir tahkimat halindeyken Türkler tarafından durmadan her gece yeni siperler kazılarak, dikenli teller, hendekler yapılarak geçilmesi, aşılması güçleştiriliyordu. Şubat ayında deniz piyadelerinin giriştikleri çıkarma harekâtından bu yana tek bir canlı görülmez olduğu halde her sabah Türk siperlerinin daha mükemmel hale getirildiği, piyadenin çok derin tüneller açarak savunma siperlerini birbirlerine bağladıkları, sahra toplarının ve obüs bataryalarının mevzilendirildiği, keşif uçakları tarafından tespit edilmişti.” Hamilton’un ruhuna ürpertiler veren Çanakkale giderek bir azap yeri haline gelecektir. Zaten buradaki yanılgı da İngilizler’in öteden beri daima gurur ve zafere alışmışlık duygusu ile karşılarındaki gücü zayıf, hemen yutabilecekleri bir millet olarak görmeleri değil mi? Nitekim onca hazırlıklara rağmen Çanakkale’ye de biraz sayfiyeye gelir gibi havai duygularla gelmiş olsalar gerek. Ne kadar incelemiş olurlarsa olsunlar bilmedikleri bir mekana gelmişlerdi. Çanakkale zor bir savaştır ve Türkler zor bir millettir. Hasta adam gözüyle bakılan Osmanlı belki onların gözünde son günlerini yaşıyordu ama bir yanda da Çanakkale’nin sırtlarında o büyük kumandan Mustafa Kemal vardı ve o doğuyordu. Adım adım tahkim edilmiş boğaza girmek, mayınlı suları aşmak öyle kolay olmayacaktır. Nitekim General Hamilton hatıralarının sonunda altedemedikleri Türkler’i şöyle değerlendirecektir: “Mısır’da ve Limni Adası’nda üslendirilmiş İngiliz ve Fransız bayrağı altındaki askerlere küçümsenerek anlatılan Türk askeri buydu işte. Askerler Anadolu’nun bağrından ya da Trakya’dan kopup gelmiş, çok az tahsilli, cesur, namuslu, güvenilir insanlardı. Son derece kanaatkârdılar ve komutanlarının verdikleri emirler konusunda zihinlerinde asla şüphe uyanmıyordu.” Hamilton bu askerin iyi bir öğrenime ve eğitime kavuştuğu zaman dünyanın en ideal askeri olacağını söyler. Evet Çanakkale’yi ve bizi anlamak için böyle acı bir tecrübeyi yaşamak lâzımmış. Ve o, bu tecrübeyi kumandan kimliğiyle açıklarken şunları söyler: “Hiçbir görev Gelibolu seferindeki görevim kadar ciddi bir sorumluluk taşımamıştır; bu derece kutsal bir ölüm de olamaz.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT