BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Çeçen Direnişi - 3 -

Çeçen Direnişi - 3 -

Şu anda savaşın galibi gibi görünen Ruslar da biliyor ki, bu iş daha bitmedi. Çünkü, Çeçenler her hal ve şartta bağımsızlık mücadelesini sürdüreceklerini tüm dünyaya duyurdu.



Yalnız Kurt artık esir 25 Şubat günü ekranlara yansıyan ve tüm dünyayı ayağa kaldıran bir görüntü, Rusların savaşmaktan çok, önüne çıkan herkesi katlederek bir soykırıma giriştiğini ispatlıyordu. 22 Şubat’ta Caharkale’nin Goyti köyünde şehit ettikleri sivil Çeçenleri, kamyonların arkasına bağlayarak çamurun içinde sürükleyen Rus askerleri, öldürdükleri yetmiyormuş gibi, ölü bedenleri tekmeliyordu. Yürek parçalayan bu sahneler, bir filmden değil, Çeçenistan’da yaşanan vahşetin sadece bir anından alınmaydı. Belli ki, Ruslar soykırımı zevk aldıkları bir oyuna dönüştürmüştü. Yakında Bosna’daki gibi toplu mezarlar çıkarsa şaşmamak gerek. ŞANLI DİRENİŞ BÖYLE BAŞLADI Ruslar, Kafkaslarda 150 yıldır sürdürdüğü işgal harekatında ilk sonucu 1722’de aldı. Hazar Denizi’nin Dağıstan bölgesini ilhak etti. Rus istilasına ve zulmüne dayanamayan Kafkas halkı, 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Şeyh Şamil’in Çeçenistan ve Dağıstan Devletlerini kurmak (Birleşik Kuzey Kafkasya’yı oluşturmak) için başlattığı bağımsızlık hareketi ile şahlandı. Ancak, çok güçlü silahlara sahip düzenli Rus ordusunu yıllarca uğraştırmalarına rağmen sonuç alamadılar. 1917 bolşevik ihtilali de bölge halkının bağımsızlık isteğini yok edemedi. 1944’te Rusya’nın başına dünyanın en kanlı diktatörlerinden biri olan Stalin geçti. Çeçenler ve İnguşları kara günler bekliyordu. Nazilerle işbirliğinden bile sakınmayan Stalin, Çeçenleri ve İnguşları en iptidai yöntemlerle sürgüne daha doğrusu ölüme gönderdi. 1957’ye gelindiğinde ise iktidar Kruşçev’indi. Çeçenlerin ve İnguşların topraklarına dönmesine razı olan Kruşçev, Çeçen-İnguş otonom cumhuriyetinin kurulmasına da izin verdi. BAĞIMSIZLIK İLANI VE... 1990’larda, iflas eden komünizmin yerle bir ettiği Rusya vardı. Bu yıkılıştan bazı Türk Cumhuriyetleri ortaya çıkarken, Çeçenler de boş durmadı ve Moskova’nın emir eri durumundaki Doku Zavgayev yönetimi alaşağı edildi. SSCB Hava Kuvvetlerinde general olan Cahar Dudayev, halkının büyük desteği ile Devlet Başkanı oldu ve bağımsızlık ilan etti. 1994’e gelindiğinde, bu gelişmeleri içine sindiremeyen sözde “süper güç” Rusya harekete geçti ve tam bir katliama girişti. Buna rağmen bağımsızlık kararından vazgeçmeyen Çeçenler, göğüs göğüse çarpışmalarda, kendisinden silah bakımından kat be kat üstün olan Rusları perişan ederek çekilmek zorunda bıraktı. 1996, kazanılan zaferin tescili anlamına gelen, Rusya’nın ateşkes çağrısı yaptığı yıldı. 31 Ağustos’ta imzalanan anlaşma sonucu, binlerce ölü veren işgalciler evine döndü. Mashadov döneminden bugüne... 1997’nin Ocak ayı; Devlet Başkanı Cahar Dudayev’in katledilişinin ardından yapılan seçimlere sahne oldu. Yeni devlet Başkanı, oyların yüzde 65’ini alan Genelkurmay Başkanı Aslan Mashadov’du. Aynı yılın Mayıs ayında imzalanan Yeltsin-Mashadov anlaşmasında da, 1996’da olduğu gibi Çeçenistan’ın nihai durumu belirsizliğini korudu. Ancak, Ruslar, Çeçenistan’ın Rusya’ya bağlı otonom bölge olduğu iddiasını sürdürdü. 1999 Temmuzunda, komşu Dağıstan sınırında Rus birlikleri ile Çeçen savaşçılar arasında yaşanan çatışma, 7 Ağustos’ta Çeçenlerin Dağıstan sınırları içindeki iki köyü ele geçirmesi ile sonuçlandı. 28 Ağustos’ta, Dağıstan’daki Çeçen üssüne saldıran Rus ordusu yine hüsrana uğrarken, 4 Eylül’de, yine Dağıstan’ın Buyanksk şehrindeki bir askeri binada şiddetli patlama meydana geldi. Ruslar, 38 kişinin öldüğü bu olaydan Çeçenleri sorumlu tuttu. Ancak daha önce de Rus subayın ağzından dile getirdiğimiz gibi, bu patlamanın asıl sorumlusu Rus gizli servisleriydi. 5 Eylül’de ise Dağıstan topraklarına giren yüzlerce Çeçen Savaşçı birçok köyü ele geçirdi. Bir gün sonra Rus savaş uçakları Çeçenistan’ın köylerini bombalamaya ve masum sivil halkı katletmeye başladı. 9 Eylül’de 94 kişinin öldüğü, 13 Eylül’de 118 kişinin hayatını kaybettiği Moskova’daki patlamalar da Rusların işiydi; ancak, onlar yine Çeçenleri sorumlu tuttu. 14 Eylül’de geniş çaplı bir saldırı başlatan Ruslar, Çeçen savaşçıları Dağıstan’dan çekilmeye zorlamakla kalmadı, Çeçenleri kitle halinde katletmeye yönelik hava ve kara saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu arada Ruslar yine boş durmuyor, 16 Eylül’de Volgodonsk şehrinde bir apartmanı havaya uçurarak 17 kişiyi daha katlediyordu. Tabii sorumlu olarak yine Çeçenler gösteriliyor. 23 ve 30 Eylül’de aralarında Caharkale’nin de bulunduğu şehirler yoğun bombardımana tutulurken, Rusya’nın eski istihbarat şefi, yeni başbakan Vladimir Putin, Çeçenistan savaşının iç işleri olduğu iddiasını tekrarlıyor ve her türlü harekata hakları olduğunu savunuyordu. Bundan sonra, Rus saldırıları daha vahşi bir hal aldı. MÜLTECİ KONVOYUNA SALDIRI 2 Ekim’de Rusların Çeçenistan’da birkaç noktayı ele geçirmesi ve yoğunlaşan hava saldırılarından kurtulmak isteyen onbinlerce sivil Çeçen 3-4 Ekim’de yollara düştü. 5 Ekim’de Rus askerleri Terek nehrine kadar Çeçenistan’ın kuzeyini istila etti. 11 Ekimde de, Putin bombalama olaylarının kınanmasını, esirlerin ve bazı Çeçen savaşçıların kendilerine iadesini istedi. 15 Ekim’de meskun mahallere saldırı başlatan Ruslar, Caharkale’ye saldırmayacakları sözü vermelerine rağmen, yeni bir kalleşlik yaparak 21 Ekim’de Caharkale’yi de bombardımana tuttu. Pazar yerine düşen bir bomba, Bosna’daki pazar yeri katliamını andıran görüntülere sahne oldu. 23 Ekim’e gelindiğinde ise mültecilerin tek çıkış yolu olan İnguşetya yolunu kestiler. Çeçenistan’ı adeta bir ölüm kampına çevirdiler. Aralarında Kızılhaç örgütü araçlarının da bulunduğu bir mülteci konvoyuna saldıran Ruslar, 30 Ekim’de 40 masum sivili katletti. 12 Kasım’da Gudermes’i işgal ederken, hiçbir direnişle karşılaşmadılar. Çünkü, Çeçen savaşçılar daha önce çekilerek başka bölgelere yığınak yapmıştı. AGİT ZİRVESİ 18 Kasım’da, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin AGİT Zirvesi için İstanbul’daydı. Bu zirve, Çeçenistan konusunda özellikle Clinton-Yeltsin kavgasına sahne olurken, Çeçenlerin de sesini tüm dünyaya duyurması bakımından büyük bir imkan oluşturdu. Aynı gün Yeltsin apartopar İstanbul’u terk ederken, Rus askerleri de katliamlarına hız verdi. 27 Kasım tarihi, Rusların işgal harekatında üçüncü aşamayı başlattığı gündü. Buna göre, yeni hedef Çeçen savaşçıların sığındığı dağlardı. Yüzyüze çatışmalarda büyük kayıplar veren Ruslar, bu hedeflere ulaşmakta zorluk çekiyordu. 3 Aralık’ta Rus birlikleri Argun’u yine direnişle karşılaşmadan işgal etti. 4 Aralık’ta ise, Caharkale’yi tümüyle kuşatma altına aldı. Takvimler 6 Aralık’ı gösterirken, Rusların acımasız yüzü de bir kez daha ortaya çıktı. Caharkale’deki sivillerin ya şehri terketmesi ya da burada ölmeleri isteniyordu. Büyük uluslar arası baskılar ve IMF kredilerinin tehlikeye girmesi Rusların gözünü korkuttu ve verilen süreyi uzatmanın yanında, şehri terketmek isteyen siviller için de bir koridor oluşturuldu. RADUYEV YAKALANDI Rusya’da başkanlık seçimi yaklaşırken, rahatsızlığı yüzünden görevi bırakan Yeltsin’in yerini alan Vladimir Putin, bu makama seçimle oturmanın hesabını, döktüğü Çeçen kanı üzerine yapıyor. Sanki akan her damla kan, kendisine verilecek bir oymuş gibi katliamları teşvik eden Putin, Çeçen savaşçılar içinde özel bir yeri olan Salman Raduyev’in (Yalnız Kurt) yakalanması için Kızılordu’nun tüm imkanlarını kullandı. 12 Mart günü düzenlenen bir operasyonla Putin amacına ulaştı ve ne yazık ki Yalnız Kurt esir düştü. Raduyev’in esir alınması belki Putin’i başkanlık koltuğuna taşıyacak ama, Çeçenlerin yüreğindeki bağımsızlık ateşinin daha da parlayacağı bilinmeli. Büyük imkansızlıklar içinde bağımsızlık mücadelesi veren Çeçenler, silah bakımından kat kat üstün olan Ruslar karşısında elinden gelenin fazlasını yaptı, yapıyor da. Şu anda savaşın galibi gibi görünen Ruslar da biliyor ki, bu iş daha bitmedi. Çünkü, Çeçenler tüm Rusya topraklarını savaş alanı ilan ederek, her hal ve şartta bağımsızlık mücadelesini sürdüreceklerini tüm dünyaya duyurdu. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT