BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yerinde duramıyor gibiydi...

Yerinde duramıyor gibiydi...

Sabah Perihan hanım kahvaltıyı hazırlamış, ekmek kızartmıştı. İki katlı evin her tarafını kızarmış ekmek kokusu sarmıştı. Doğan bey kalkalı yarım saat olmuş, gidip köşedeki bayiden günlük gazeteleri alıp gelmiş, balkon kapısı önündeki bambu koltuğa kurulmuş, okuyordu.



Sabah Perihan hanım kahvaltıyı hazırlamış, ekmek kızartmıştı. İki katlı evin her tarafını kızarmış ekmek kokusu sarmıştı. Doğan bey kalkalı yarım saat olmuş, gidip köşedeki bayiden günlük gazeteleri alıp gelmiş, balkon kapısı önündeki bambu koltuğa kurulmuş, okuyordu. Yaşlı kadın seslendi: - Bir bardak çay koyayım mı bey? Başını salladı adam. Uzatılan bardağı alırken karısına sordu: - Oktay geç mi geldi? - Bilmiyorum bey, duymadım. Saat yarımda baktım, daha yoktu, demek ki geç geldi. Birazdan kalkar... Gerçekten de yaşlı kadın tam sözünü bitirmişti ki delikanlı kapıda göründü. Gözleri şişmişti. Mahmur bakışlarla süzdü salonu: - Günaydın... Karı koca kalktılar yerlerinden. Ona doğru yürüdüler: - Günaydın oğlum, nasılsın, nasıl geçti gecen? - İyi, güzeldi. Selamları var. Sofraya oturdu, kahvaltıya göz gezdirdi. Daha uyanamamış gibiydi. Birden aklına gece eve geldiği zaman yaşadıkları geldi. Hızla başını kaldırıp babasına baktı. Tam konuşacaktı, vazgeçti. Doğan bey sandalyelerden birini çekip oturdu. Kızarmış ekmeklerden birini alıp üzerine bir miktar yağ sürdü. Perihan hanım atıldı: - Çok yeme Doğan. Peynir ye bana kalırsa... - Rahat bırak yahu... Ağız tadıyla bir lokma yiyeceğiz şurada... Haydi oğlum, soğutma... Nasıl? İclal’in ağabeyi nasıl bir adam? Oktay başını kaşıdı dalgın bir şekilde. Aklı gece yarısı karşısına çıkan adamın söylediklerindeydi. - İyi baba, senin benim gibi insanlar işte. Ne bileyim ben. İyiye benziyorlar... Perihan hanım oğlundaki tedirginliği fark edecek kadar iyi tanıyordu onu. Atıldı heyecanla: - Ya sen, sen iyi misin? Halin pek hoş değil gibi... Bir şey mi oldu? Oktay irkildi. Hemen sahte bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına. Kenarda duran ekmek tepsisine atıldı hızla: - Yok, ben mi, yok bir şey, uyanamadım herhalde daha... Açılırım şimdi... Geç yattım. Kahvaltı boyunca gerek Doğan beyin, gerekse Perihan hanımın akşamla ilgili soruları bitmedi. Büyük bir sabırla cevaplandırdı Oktay hepsini. Sonunda Doğan bey keyif çayını içerken açıkça sordu: - Ne düşünüyorsun oğlum bu kız hakkında? Kaşlarını kaldırdı Oktay. Yutkundu. Bu soruyu duyunca kafasını meşgul eden Recep’i unutuvermişti. - Şey... baba... ciddi şeyler düşünüyorum. Hayatım boyunca onunla olmak istiyorum. Ben de bu konuyu konuşacaktım sizinle. Biliyorum, okul bitmeden falan diyeceksiniz. Haklısınız. Şu ara evleneceğim diye tutturacak değilim. Daha askerliğim var. İki senem kaldı okulun bitmesi için. Ama... Durakladı, bir annesine, bir de babasına baktı. Her ikisi de sanki nefeslerini tutmuş dinliyorlardı onun sözlerini. Devam etti: - Hiç olmazsa bir söz alınabilir. Bir söz yüzüğü takabiliriz diye düşünüyorum. Daha İclal’le bir şey konuşmadım ama... Derin bir nefes aldı. Nihayet içindekileri ailesine açabilmişti. Onların yüzüne baktı tepkilerini görebilmek için. Doğan bey ciddi bir mesele karşısında kaldığı zaman yaptığı gibi dudaklarını şaplattı: - Bana kalırsa olur. Bilmem annen ne der? Perihan hanım mırıldandı: - Oktay istedikten sonra, ben onun verdiği sözlerde duracağından eminim. Sevinçle fırladı yerinden genç adam. Her ikisini de sevgiyle öptü. Yerinde duramıyor gibiydi. Doğan bey atıldı: - Akşam dışarıda yiyelim üçümüz, kutlayalım bunu, ne dersiniz? Perihan hanım başını eğdi “olur” anlamında. Oktay ise durakladı. Aklına gece yarısı olanlar gelmişti. - Şey... Akşam üzeri bir işim var benim. Geldikten sonra olabilir. Bir yere gitmem gerekiyor!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT