BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayal kurar mısınız?

Hayal kurar mısınız?

HAYAL kurar mısınız sahi? Şöyle, içinden çıkılmaz, ama tadından yenmez hayaller? Hayır, boş zamanlarınızda değil, dolu dolu yaşarken, işlerden başınızı kaşıyamazken, telefonlara bile vakit ayıramazken. Ne bileyim, binlerce kişiyle omuz omuza pazar yerinde dolaşırken.



HAYAL kurar mısınız sahi? Şöyle, içinden çıkılmaz, ama tadından yenmez hayaller? Hayır, boş zamanlarınızda değil, dolu dolu yaşarken, işlerden başınızı kaşıyamazken, telefonlara bile vakit ayıramazken. Ne bileyim, binlerce kişiyle omuz omuza pazar yerinde dolaşırken. Lezzeti başkadır hayal kurmaların. İnsan; ötelerle, dünlerle kendisi arasında bir güzel gidip gelir, gidip gelir. Ve... İnanın, yenilenir. * * * Aylak iken de varılır hayallere. Hayallerden hayal beğenilir. Bazen bir ip cambazı olurum. İki gökdelen arasına kurulmuş ipler üstünden yeryüzüne bakarım. Ya da bal rengi bir Mustang otomobile biner, çocukluğumu yaşadığım tozlu yollardan; beni unutmuş, öte yana göçmüş akranlarımı toplar, yaylalara çıkarım. Yüz türlü bağrışan yeşillik, nazar boncuğu bakışlı gökler ve... Mustang çevresinde; yoksul, elleri yufka dürümlü, koca kafalı, gülmekten kırılan yedi çocuk. * * * Beş odalı bir ev. Her yan kitap dolu. Bahçesinde irilerden iri, camlı bir sera. Seranın ortasında upuzun masalar. Az sonra garsonlar, tepsiler içinde yetmiş fincan çay ile çıkagelir. Yıllar evvel tanıdığım, şipşirin konuşan, dünya tatlısı yetmiş kibar İstanbullu, eskileri konuşmak için oradayızdır. Az sonra Mustafa Itrî Efendi son bestesini sunacaktır. Bağdat’tan dün gelen uduyla. * * * Veya; bol köpüklü, can haykırışlı bir çağlayan dibinde yapayalnızım. Çağıltıyı, dal-budak ağaçları, ağaçlardaki pırnakıl çiçekleri, rengârenk kuşları seyretmekteyim. Babamla annem beliriverir. İlk defa sevindiklerini görürüm. Onlara, içinde ölüm olmayan şiirler okurum. * * * Yalınayak gezerim kimi saatler. Dört apartman ortasında bol çimenli bir bahçem vardır. Bir hamakta salına sallana gökyüzüne bakarım. Arada yağmur çiseler, kaçmam. Izgaradan çipura kokuları geliyordur. Buzdolabı ve elektrik olmayan köylerden birinde yaşıyorumdur. Herhangi bir evde herhangi biriyim sözgelimi. İkindi üstlerinde köyün delikanlıları, genç kızları gelir. Onlara her defasında Hazar ötelerinden konuşuruz. Bana patlamış mısır uzatırlar. Dediklerimi hiç anlamaz ama, yaman sevinirler. * * * Hayalin sonu yok. Bir serdengeçti oluvermek hiç de zor değildir. Doru bir at üzerinde pürsilâh, Edirne’den bir çıkarım; burası Eflâk, şurası Macar ovaları, karşıda Polonya dağları; doludizgin dolanır, İstanbul’a bir gece vakti rüzgârla dönerim. Kılıcım yorgun, kalkanım yedi yerden yaralı. * * * Durmadan resim yaparım. 200 metrekarelik atölyede en ünlü ressamlarla beraberimdir. 120’nci tablom şaheser olmuştur. Bir alkıştır kopar. * * * İşte böyle... İç dünyamda bambaşkalıklar, savurucu esintiler, gümbürtüler; sükûnet ve basitlikle yanyana dolaşır. İnsan ne tuhaf... Ve ne kadar güçlü.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT