BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pazarda kadın eli

Pazarda kadın eli

Tarlada organik olarak yetiştirip, hijyenik bir ortamda evde hazırlıyorlar. Maşukiyeli kadınlar, salça, turşu, reçel, erişte, tarhana, mantı, kuru sebze, lavaş ve yufka gibi katkısız, sağlıklı gıda maddelerini pazarda halkın istifadesine sunuyor...



Bilge Bekil, Şirinsulhiye köyündeki bahçesinden günlük topladığı çilek, incir, salatalık, maydanoz, ıspanak gibi taze ürünleri satıyor. Duyurusunu yaptığım “Pazar yerleri” gezimize ilk çağrı Maşukiye’den geldi. Maşukiye, İstanbul’dan sadece 120 km uzaklıkta, İzmit’in Kartepe ilçesine bağlı bahçeler içinde yeşil bir belde. Arkasını kayın, çam, ıhlamur, kestane ormanlarına dayamış, önünde Sapanca Gölü. 1860’larda bu topraklara gelen Çerkez ve Abazalar yerli halkın büyük kısmını teşkil ediyor. Belde sonraları Karadeniz’den, özellikle Artvin ve çevresinden de göç almış. İstanbul’dan sadece 1.5 saatlik otomobil yolculuğu ile günübirlik gelinebilen Maşukiye’nin neyi meşhur derseniz, ilk aklıma gelenler: Alabalık, İsli Çerkez, Abaza peynirleri, kültür mantarı, bal, her tür meyve, özellikle armut, elma, kiraz, incir, ceviz, fındık, karayemiş, muşmula, Trabzon hurması. Her cins sebze var. İlk sırada mısır, fasulye, kabak, domates gelir. Maşukiye pazarı, haftada bir gün, pazar günü kuruluyor. Köye giriş yolu üzerinde, geniş bir alana yayılmış. TURŞUNUN TAM ZAMANI Tezgah aralarında rahatlıkla dolaşabiliyorsunuz. Köylü kadınların ev yapımı salça, erişte, mantı, reçelleri de doğal ve katkısız. Ballar kavanozlarda sıralı genelde bu yöreye mahsus “kestane balı” var. Benim gittiğimde tezgahlar tamamen yeşildi. Taptaze salatalar, maydanoz, nane, dere otu, ıspanak, semizotu. Sadece turşuluk satanlar ayrılmış. Kornişon, turşuluk biber, kereviz yaprakları ve beyaz lahana. Tezgahlardan birinde genç bir kadın dikkatimi çekti. Yanyana dizilmiş incir, çilek sandıkların arkasına geçmiş, müşterilere mal tartıyor. Meyvelerin ikisi de biraz önce toplanmış. Tanışıyoruz. Bilge Bekil, Maşukiye’nin Şirinsulhiye köyünden gelmiş. Pazarcılık yapıyor, bahçesinin ürünlerini Bayrampaşa haline gönderiyor, bir kısmını da çevre pazarlara getirip satıyor. Sattıklarının arasında evde yaptığı salça, tarhana, yufka, turşu, reçel, hatta zeytinyağlı dolma bile var. -Pazarcılık işini ne zamandan beri yapıyorsunuz? “-Biz, bütün aile bu işi yapıyoruz. Bahçemizde yetiştirdiğimiz sebze, meyveleri her gün İstanbul haline göndeririz. Eskiden pazarcılık çok daha kârlı bir işti. Şimdilerde insanların çoğu bütün yiyeceklerini marketlerden alıyor. Halbuki benim evimde yaptığım ürünler tamamen doğal, katkısız, sağlıklı...” -Evde yaptıklarınıza temizlik, açısından da güvenebilir miyiz?... “-Elbette. Evimde tarhana, salça gibi ürünleri yaptığım, temizliğine özel dikkat ettiğim ayrı bir odam vardır. Bu konuda titiz davranırım”. GÜVENİLİR MANTARLAR Pazarın son kısmında güleç yüzlü, Zeki adlı bir başka Artvinliyle tanışıyorum. Kamyonetinin arkasına yüklediği lavaş ekmekler, Halep pidesi, tereyağı, irili ufaklı kavanozlardaki ballarını satıyor. -Pazar ola, Zeki Bey, neler satıyorsun, diye soruyorum. “-Bu pidelere Halep pidesi diyoruz. Kolay bayatlamıyor. Lavaş ekmekleri de öyle. Ballarım Artvin kestane balıdır. Saf ve temiz. Tereyağı da aynen. Zeki Bey’i her pazar Maşukiye’de, her cumartesi Acısu pazarında bulabilirsiniz. Biraz ilerideki satıcının iki ayrı sepetinde kültür ve kayın mantarları var. -Bu mantarlara güvenebilir miyiz? Ya zehirliyse?... “- Kesinlikle değil” diye cevap veriyor, “Bunlar özel odalarda yetiştiriliyor.” Pazarda erkek satıcıların yanında kadın satıcıların sayısı her yıl artıyormuş. Eşine, oğluna, erkek kardeşine yardım eden kadınlarımız evlerin ekmek parasına bir şekilde katkıda bulunuyor. Bu hafta Maşukiye pazarını anlattım. Gelecek haftalarda başka pazarlarda, sağlıklı, el emeği, ev yapımı ürünleri tanımak, yapımcılarını sizlere tanıtmak üzere hoşça kalınız. Sağlıkla, lezzetle... Çerkez peynirleri harika Ne de olsa hayat müşterek... Günümüzde evin iaşesini sadece erkekten beklemek zor oluyor. Pazarın tek dükkanı Köy Şarküteri-Köy Sofrası, sahibi Alaattin Hança 15 senedir süt ve süt mamulleri imalatı yapıyor, satıyor. Vitrinlerdeki isli, issiz Abaza, Çerkez peynirleri dikkat çekici. “Çerkez, Abaza peynirlerimizde maya yoktur” diye açıklıyor. Süt 100 C ısıtılır, kendi suyunda peynir oluşur. Bu peynirler özellikle kızartma ya da ızgaraya uygundur. Dükkanda peynir dışında, yine kendi imalatları tereyağı, acıka, sirkeli domates sosu, salça, kestane balı bulabiliyorsunuz. Alattin Bey, acıkayı kendilerine ait özel bir formülle yaptıklarını anlatıyor. “-İçinde doğal biber salçası, bol ceviz, kişniş ve Abaza otu vardır.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT