BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güç, servet ve sokaktaki adam

Güç, servet ve sokaktaki adam

Dünya liderleri, lütfen uyanın. Gelecekte dünya güvenliğine yönelik en büyük tehdit belki de ezici sefaletin, artan gelir adaletsizliğinin ve uçup giden umutların doğuracağı politik ve sosyal etkiler olacaktır.



Şüphesiz, adalet ve eşitlik, yoruma açık kavramlar. Ancak insanın kendi halkına ihtimam göstermesinin önemi, tartışılacak bir şey değil. Uluslararası döviz piyasalarında her gün yaklaşık 4 trilyon dolar el değiştiriyor. Dünya borsalarının toplam değeri, dalgalanmalar dahil, 52 trilyon dolar civarında. Yeni bir McKinsey raporuna göre, bilinen finansal varlıkların toplam değeri de 212 trilyon dolar civarında. ABD’de, yatırım şirketlerini de içine alan ve Çin, AB, Hindistan, Brezilya gibi ülkelere yüklü miktarda yatırım yapan bir grup var. Sadece bu grubun sermaye varlığı 10 trilyon doları buluyor. Hepsi hepsi 20 şirket ve kuruluştan oluşuyor bu grup. Öte yandan, dünyada anlamlı bir iş arayan insan sayısı neredeyse 1.5 milyar civarında. İnsanlığın yaklaşık yüzde 80’i günde 10 dolardan az bir gelirle yaşıyor. Dünyanın en zengin yüzde 20’si toplam gelirin yaklaşık yüzde 70’ini alıyor. En alttaki yüzde 40’ın payı ise yüzde 5. Yoksulluğu, “dünyanın en fena kitle imha silahı” olarak değerlendiriyorum. Her gün 22 bin çocuğun yoksulluk nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen UNICEF de bu görüşümü destekliyor. Her gün 5.500 çocuk kirli sudan dolayı ölüyor. Dünya varoşlarının çoğunda şebeke suyu ve sıhhi tesisat yok. En kötü örneklerden biri Kenya’nın Kibera’sı... Dünyanın en fena varoşlarındaki yoksulluk akla hayale sığacak gibi değil ve “ben etkilenmem” diyenleri bile şoke edecek durumda . Paul Collier “En Alttaki Bir Milyar İnsan” ifadesini ortaya attığında, önemli bir incelik yakalamıştı aslında: Yeryüzünde bir milyar insan merhamet sahibi çoğu kişiyi ağlatacak kadar acı bir yoksulluk içinde yaşıyor. Adil olmak gerekirse, son 20-30 yılda Çin gibi belli yerlerde sağlanan sosyo-ekonomik kalkınma sayesinde fakirlik gerilemekte. Çin, son dönemde, dünyanın en büyük “yoksullukla mücadele” programını yürütüyor. Öte yandan, ortalama Amerikalı da elbette 1900 senesinde olduğundan daha sağlıklı ve zengin. Ortalama bir Avrupalı’nın endüstri devrimi öncesi ve sonrasındaki hayat seviyeleri arasında büyük fark var. Türkiye de yoksullukla mücadelenin bazı alanlarında başarı göstermiş bulunuyor. Ancak herhangi bir şehrin sokaklarında yoksul, evsiz ve umutsuz insanlara rastlamadan dolaşılabilmek için henüz tüm ülkelerin katetmesi gereken uzun bir mesafe var. Bütün liderler bu acıyı dindirmeyi kendilerine amaç edinseler güzel olmaz mı? Şüphesiz, adalet ve eşitlik, yoruma açık kavramlar. Ancak insanın kendi halkına ihtimam göstermesinin önemi, tartışılacak bir şey değil. İslamiyette denge, adalet ve ihsan kavramları kilit önem taşır. Bu kavramlar Hıristiyanlık dâhil, diğer dinlerin çoğunda da hayati öneme sahiptir. Herkesin, özellikle de dünya liderlerinin, başkalarına verdikleri nasihatlere en başta kendilerinin uymalarının ve bu kavramları hayata geçirmeye başlamalarının zamanı gelmedi mi? İşin ulusal ve uluslararası güvenlik boyutu da var. Bunu görmek için gelir adaletsizliği ve yoksulluğun şimdilerde “Arap Baharı”na, çok öncesinde de Fransız, Rus ve Çin devrimlerine ne kadar etki ettiğine bir bakmak yeter. Dünya liderleri, lütfen uyanın. En alttaki bir milyar insan ve umutlarının kayıp gittiğini gören başka pek çok kişi sesini duyurmaya çalışıyor. Ve belki de asıl patırtı daha başlamadı. Şimdi dinleme, hem de dikkatle kulak kesilme zamanı. Dünyadaki tehditleri değerlendiren askeri ve diğer liderlerin aslında çok da uzağa bakmaları gerekmiyor. Gelecekte dünya güvenliğine yönelik en büyük tehdit belki de ezici sefaletin, artan gelir adaletsizliğinin ve uçup giden umutların doğuracağı politik ve sosyal etkiler olacaktır. Denge, adalet ve merhamet kavramları da bu duruma çare olma yolunda epey katkı sağlayabilecektir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT