BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Canı acıyan toplum

Canı acıyan toplum

Haziran ayını hatırlayın. Seçimler yapılmış, AK Parti daha güçlü biçimde yeniden seçilmiş, Türkiye’de ilk defa halkın yapacağı, sivil iradenin yansıyacağı, özgürlükçü bir anayasa ihtimali belirmişti. Meclis’te seçmenin temsil oranı % 95’e ulaşmıştı.



Haziran ayını hatırlayın. Seçimler yapılmış, AK Parti daha güçlü biçimde yeniden seçilmiş, Türkiye’de ilk defa halkın yapacağı, sivil iradenin yansıyacağı, özgürlükçü bir anayasa ihtimali belirmişti. Meclis’te seçmenin temsil oranı % 95’e ulaşmıştı. Öcalan barış konseyinden, silahların bırakılmasından bahsetmeye başlamıştı. Sonra ne oldu? PKK saldırmaya, öldürmeye başladı. Yiten her canda toplumun canı yandı. Ama yine de sükûnetlerini korudu insanlar... Bu sorunun sadece silahla çözülemeyeceğini -küçük bir azınlık dışında- herkes idrak etmeye başlamıştı. PKK’nın saldırıları, katliamları devam etti. İtidalini kaybetmedi toplum... Ta ki salı gecesine kadar... O andan itibaren metanet ve itidal, yerini infial ve öfkeye bırakmaya başladı. İnsanlar sokaklara dökülmeye, her yere bayrak asmaya, cenazeler ulusalcı mitinglere dönüşmeye başladı. Tıpkı 5 yıl 10 yıl 20 yıl önceki gibi... İnsanların canları yanıyor, bunu anlıyorum. İçlerindeki öfkeyi, infiali bir şekilde boşaltmak istiyorlar. Lakin,toplumdaki ruh halinin yıkıcı bir nefrete dönüşmemesi lazım... Milliyetçi coşkunluklarla ve nefret sloganlarıyla hiçbir şeyin çözülmediğini yıllar boyunca yaşadık, öğrendik. Aynı girdabın bizi yutmasına izin vermemek gerekiyor. İntikam almak, Kürtlerden nefret etmek, milliyetçi gösteriler yapmak sadece duygularımızı tatmin eder. Oysa bize lazım olan aklıselim ve itidal... Kolay değil, yüreği yanan insanlara ‘sakin ve itidalli olalım’ demek... Lakin bu sorunu çözmek için zor ve rasyonel olanı yapmak gerekiyor. Bir 20 yıl ve binlerce insan daha kaybetmemek için... Medya Başbakan Erdoğan’ın medya yöneticileriyle toplantı yapmasını eleştirenler var. Efendim bu sansürmüş, medyanın sesi kısılmak isteniyormuş! Gazetelerin, TV’lerin acıları bu derece istismar ettiği, nefretin dilini haber dili diyerek yutturduğu bir yayıncılık anlayışının hangi evrensel habercilik kriterine uyduğunu, gazetecilik deyince her türlü ahkamı kesenlere bırakalım. Ama ‘toplumun üzüntü ve öfkesine bu kadar abanarak yayın yapmayın’ denildiğinde bunun neresinde sansür olduğunu cidden merak ediyorum. Önceki gün bütün medya yöneticileri Başbakan’la toplantıdan ‘topyekûn mutabakatla’ ayrılmışlar. Bakalım bu mutabakattan haberlerin haber gibi verildiği bir medya çıkacak mı? Genel Yayın Müdürümüz’ün toplantıyı yorumlarken yazdığı gibi ‘ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT