BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Marka olmak özgürlükle başlar

Marka olmak özgürlükle başlar

Marka Uzmanı, Reklamcı Ömer Şengüller: İsveç en özgür ülkeler arasında. Bu durum ülkeye çok sayıda marka kazandırmıştır.



RÖPORTAJ MURAT BAŞARAN KİMDİR? Lisan Öğrenimi için Londra’ya gitti ve orada marketing okudu. Margaret Thatcher’in kampanyası sırasında Saatchi&Saatchi’de staj yaptı. Üniversiteyi bitirdikten sonra 1986 yılında Panel Reklamcılığı kurdu. Kısa zamanda tam hizmet ajansı olarak ulusal ve uluslararası firmalara hizmet vermeye başladı. Panel Reklam ciro olarak ilk 10 ajans arasına girdi. Outdoor reklamcılıkta belediye otobüslerini giydirme işini başlattı ve hemen akabinde otobüs duraklarını yenileyip sattı. 1994’te açık hava reklamları yapan Magic Outdoor ve Mars Production’u kurdu. 2000 yılında şirketlerini Amerikalı ClearChannel’e sattı. Ardından ailesiyle birlikte Boston’a yerleşti ve tam 1 yıl boyunca tam zamanlı öğrenci oldu. Şimdi yeni firması “Global Branding” ile “marka” olmak isteyenlere hizmet veriyor. Ömer Şengüler gençlik yıllarında reklamcılığa gönül verip, kurduğu “Panel Reklam”la büyük işlere imza atmış ve sonra geliştirdiği işlerle birlikte firmalarını ClearChannal’e satıp yeni fikirler için Amerika’nın yolunu tutmuş enteresan bir girişimci. Daha sonra yurda dönüp “Neden bizim dünya markalarımız olmasın?” diyerek kolları sıvamış. Dünya markası olabilmenin temel şartının özgürlük ve cesaret olduğunu söylüyor ve “G. Kore savaştan sonra kurulmuş 40-45 yıllık bir ülke şu anda 10 tane dünya markası var” diyor. Basit bir çıkarımda bulunup soruyorum o zaman: “Peki Türkiye G. Kore’den daha önce kurulmuş, nüfusumuz fazla, imkânlarımız fazla. Bizim önümüzdeki tek engel özgürlük mü?” “Evet” diyor ve ekliyor: “Marka olmak özgürlükle başlar. Özgür düşünceyle Çin olgusu vardır. Çin malı marka yoktur. Noname’dir. Rusya da öyledir. Sanat ve spora önem verip rejim ihraç etmeyi düşündüler belki ama. Markaları yoktur. En özgür ülkelerden biri İsveç’tir. İsveç’in de nüfusu çok az, 6 ay gece 6 ay gündüz var. İntihar ve boşanma oranları çok yüksek ama bütün bu olumsuzluklara rağmen özgür olmanın getirdiği bir artı olarak çok sayıda dünya markası var. Bizim özgürlük problemimiz vardı. Onun için dünya markamız olamadı. Hala da kısmen var. Birinci sebep özgürlüktür. Kore’ de Güney Kore olmadan önce dünya markası yoktu. Kuzey Kore’nin hala markası yok. Şehir markası olarak Riyad bir marka değil, Dubai bir marka. Çünkü Riyad özgür değil. Dubai özgür. Marka yolculuğu özgürlükle başlar.” > Ama şimdi nispeten özgür bir ülkeyiz ve dünya markası olma fikrini destekleyen bir hükümetimiz var. Türkiye’nin durumu nedir bu anlamda? -İkinci en önemli unsur cesarettir. Marka olmanın. Markalaşmanın önündeki en büyük engel gelenekçi olmaktır. 10 sene önce RedBull diye bir marka yoktu. Sahibi Avusturyalı bir mühendistir. Mühendisler de genelde gelenekçi olurlar. Rakam, hesap, kitap, mantık onlar için daha önde ve önemlidir. Ama cesur bir insan sahibi. Şirketi öyle yapılandırdı ki, öyle aktivitelerle piar yaptı ki; geçen seneki cirosu 1.2 milyar dolar. Aslında bir dünya markası için çok da büyük bir ciro değil. Hâlâ ürününü kendisi üretmez privatelabel olarak ürettirir. Yani kendi fabrikası yok. Ama Formula-1’de bir takım satın aldı. 120 milyon euroya üç sene önce ve geçen sene bu takım birinci oldu. > Ciro ile bu yatırımı kıyaslarsak, akıl alacak gibi değil -İşte cesaret burada. Reklama piara ayırdığı para çok cesurca. Mesela hiçbir etkinliğe sponsor olmaz kendi etkinliğini kendi yapar. Adrenalinle ilgili her türlü aktiviteyi yapar. İşte 10 yıl gibi kısa bir sürede dünya markası olmayı başarmış örnek bir üründür. Cesarete örnektir. Dubai de cesarete bir örnektir. Türkiye’nin yaptığına gelince. Bir kere biz kibirli bir ülkeyiz. Biz çok iyiyiz. Her şeyimiz var. Topkapı Sarayımız var. Kapadokya’mız var. Gelen gelsin. Dubai bunu demiyor işte, ben sanal bir dünya kurdum orada çölün ortasında, her şeyi yaptım, müze yaptım, eğlence yerleri yaptım, alışveriş merkezleri yaptım, sanal olmasına rağmen, tarihim de olmamasına rağmen, tıpkı Amerika gibi, gel- gör diyor ve sana bir vaatte bulunuyor. Biz buna gerek duymadık. Bu hata. Biz dışa açılmada çok cesur değiliz. İhracatta iyiyiz. Yurtdışında fabrikalar mağazalar açıyoruz ama benim de bir türlü kafamda oturtmakta zorlandığım bir şekilde markalaşmada gerekeni yapmıyoruz. > Görünmeyene para ödemek ve yatırım yapmak mı ters geliyor bize? -Evet bir nedeni bu. Biz uzun yıllar enflasyonist bir ekonomide yaşadık. Bu dönemlerde sanal bir kar marjı vardır. Sürekli karlısınızdır. Türk işadamına Türkiye yetti. Ne üretsen satıyor. Türkiye yetiyor. Kazara ihracat bile yapsanız bir tek içindekiler bölümüne ilave yapıyorsunuz. Etiket aynı etiket. Dışarısı için bir strateji geliştirmiyorsunuz. Yıllarca Türk markalarına reklam filmi yaptım. Eğer yurtdışında reklam yapılacaksa, yurtiçi için yapılan filme dublaj yaptırılıp yollanırdı. Oranın kültürüne uygun bir film çekelim. Orada markalaşalım düşüncesi yok. Zaten yola çıkarken ileride bir marka olurum düşüncesi de yok. Dünya markası olurum düşüncesi hiç yok. > Yani dünyayı bir pazar olarak görmemişiz.! -Aynen. Zaten komünizm benzeri bir sisteme sahiptik. Özal gelene kadar malını dışarı sat diye bir düşünce yoktu. > İstanbul’u al marka yap deseler, İstanbul’un eksiği var mı? -Her türlü imkan var. Sadece karar ve bütçe gerekiyor. Fakat başta İstanbul olmak üzere bizim şehirlerimizin markalaşmasının önündeki en büyük engel, patron çokluğudur. Yani şehirlerin tek bir patronu olması lazım. Amerika’da New York Belediye Başkanı oranın patronudur. Polis ona bağlıdır. Alt yapı ona bağlıdır. Bütçesi vardır şehrin. Markalaşma faaliyetini de yapar. İstanbul’un tek bir patronu yok. Patron belediye başkanı mıdır? İl özel idaresi başkanı mı? Vali mi? Belli değil. Dolayısıyla bir karmaşa var ve bu karmaşa sebebiyle de tek bir bütçe yok. Öncelikle İstanbul tanıtım ajansı kurulması gerekir. Marka ajansı kurulması gerekir. 1996’da Dubai’nin yaptığı gibi. Buraya bir bütçe ayrılması gerekir. Bu bütçenin yani kabaca her yıl 400-500 milyon dolardan aşağı olmaması gerekir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir dünya markasıdır Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şahsında kendini gösteriyor. Özgür ve cesur. Marka olmanın temel şartları. Tayyip Bey ve hükümetin dünya markası olma fikrine yaklaşımları son derece olumlu ve büyük bir fırsat. Bunu Türkiye’nin mutlaka değerlendirmesi lazım. Hükümetler artık bir çok Türk markasının dünya markası olmayı hak ettiğini görmeye başladılar. Bir çok şehrimizin de dünya markası olmayı hak ettiğini görmeye başladılar. G.Kore, Çin, Hindistan ve zamanında gelişmiş Avrupa ülkeleri ve Amerika hükümetleri “marka olmak” için desteği alenen yapıyorlardı. Şimdi gecikmeli olarak biz de bu yoldayız. Türkiye’nin tek adayı, Türk Hava Yolları Türkiye’de dünya markası olmaya yaklaşmış tek aday Türk Hava Yolları’dır... Sonrakilerle arasında açık ara vardır. Dünya markası denebilmesi için bir markaya, dünya genelinde bir anket yaptığınızda marka bilinirliliğinin ilk yirmiye girmesi lazım... Mesela Victoria Secret bir dünya markasıdır. Halbuki sadece ABD ve Kanada’da mağazası vardır. Tek yaptığı yılın sonunda New York’ta düzenlediği defiledir. Yaptığı bir tek bu. Ama onu öyle bir kullanır ki... El Cezire’de bir markadır. Katar hükümeti ordu kurmaya kalksa 1 trilyon dolar harcaması lazımdı. 300- 400 bin nüfuslu bir ülke olarak El Cezire sayesinde kendisi de marka oldu. CocaCola’nın marka değeri 70 milyar dolardır, şirket değeri 40 milyar dolardır. Yani birisi alıyorum ben dese 70 artı 40 ödemek zorunda. Biz bunun hâlâ farkında değiliz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91445
    % -1.5
  • 5.4513
    % -0.73
  • 6.1428
    % -1.25
  • 7.0355
    % -0.45
  • 211.13
    % -0.42
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT