BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Terörle mücadelede ön alıcı savunma

Terörle mücadelede ön alıcı savunma

Sınır ötesinde “ön alıcı savunma” operasyonlarına girişilmeden önce, başta Türkiye’nin müttefikleri olmak üzere uluslararası alanda yoğun bir ikna faaliyetinin yürütülmesi gerekir. Bu noktada NATO ittifakı önem taşımaktadır.



NATO İTTİFAKI ÖNEMLİ Sınır ötesinde “ön alıcı savunma” operasyonlarına girişilmeden önce, başta Türkiye’nin müttefikleri olmak üzere uluslararası alanda yoğun bir ikna faaliyetinin yürütülmesi gerekir. Bu noktada NATO ittifakı önem taşımaktadır. TEK TARAFLI OPERASYON NATO talebinin ret edilmesi, Türkiye’nin tek taraflı gerçekleştireceği operasyonların meşruiyetini güçlendirir. Türkiye müttefiklerinden destek alırsa, onlarla birlikte, alamazsa tek başına kendi sınırlarının güvenliğini sağlamalı. Türkiye yıllardır terörle mücadele ediyor. Terör örgütü, Türkiye’ye karşı silahlı eylemlerini gerçekleştirirken ülkemize komşu toprakları üs olarak kullanıyor. Örgütün karargâhı ve eğitim üsleri uzun bir süre boyunca komşumuz Suriye’de ve Suriye’nin denetimindeki Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeydi. 1991’de Irak’ın kuzeyinde, dönemin Irak yönetiminin denetiminin dışında bırakılan bir “uçuşa yasak bölge” oluşturulmasıyla birlikte, örgüt “Çekiç Güç Alanı” olarak da isimlendirilebilecek bu bölgeye konuşlanmaya başladı. Bilhassa Kandil Dağı ve çevresindeki sarp alana yayılmış çok sayıda küçüklü büyüklü kamp, Türkiye’yi hedef alan terör faaliyetlerinin başlıca kaynağı haline geldi. ABD’nin 2003’te Saddam Hüseyin’i devirmesinden sonra, örgütün Kandil’deki mevcudiyeti giderek perçinlendi. Böyle bir ortamda, sadece Türkiye topraklarında güvenlik operasyonları düzenleyerek, terör örgütünü çökertmek imkânsız hale geldi. 1990’lardan itibaren yürütülen çok sayıda sınır ötesi harekâtta örgüte darbeler indirilmesine rağmen, terör yuvası haline gelen Kandil Dağı’nın etkin denetimi sağlanamadığından, bu bölge kaynaklı melanet canımızı, yüreğimizi yakmaya devam etti. DIŞ MİHRAKLARI KÜÇÜMSEMEYİN Türkiye’nin terörle mücadele tarihi gözden geçirildiğinde, terör örgütüne verilen “dış desteğin”, başka bir deyişle, “Dış mihrakların Türkiye’deki kardeşliği bozma girişimlerinin” sıklıkla dile getirilen ifadeler olduğu görülmektedir. Bazı kesimler bu “dış mihrak” kavramını küçümsemeye ve alaya almaya çalışsalar bile, terör örgütünün Türkiye’nin dışından, en azından lojistik anlamda destek almadan ayakta duramayacağı inkâr edilemez bir gerçektir. Böyle olunca da, terörle mücadelede Türkiye’nin dışında da etkin ve kararlı önlemler alınmadıkça, başarıya ulaşma şansı azalmaktadır. MEŞRU MÜDAFAA İLKESİ Söz konusu etkin ve kararlı önlemlerin başında ise Türkiye-Irak sınırının, Irak topraklarından başlayacak şekilde güvenliğinin sağlanması gelir. Bu iki yolla yapılabilir. Birincisi, sınırın Irak tarafında bir tampon bölge oluşturularak, teröristlerin ülkeye sızmalarını engellemektir. İkincisi ise terörist yuvası haline gelmiş olan Kandil Dağı ve çevresini denetim altına almaktır. Her iki önlem de, yıllardır çeşitli vesilelerle dile getirilmiş olmasına rağmen, bazı sebeplerle bu önlemleri gerçekleştirmeye yönelik adımlar atılamamıştır. Türkiye’nin bu iki noktada harekete geçmemesi, askerî yetersizliğinden değil, Irak’ı halen işgal altında tutan ABD ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’yle olan ilişkilerin “zedelenebileceği” endişesidir. Uluslararası hukukun, bu iki adımın atılmasını imkânsız kıldığını söyleyenler de vardır. Hâlbuki Türkiye-Irak sınırında bir tampon bölge, her açıdan Türkiye’ye muhtaç durumda olan Irak Bölgesel Yönetimi’nin ikna edilmesiyle kolayca kurulabilir. Dahası bugün bile fiilen “kimsenin denetiminde olmayan” Kandil Dağı bölgesinin Türkiye tarafından denetlenmesini, kimin, hangi gerekçeyle uluslararası hukuka aykırı bulabileceği belli değildir. Kaldı ki, Birleşmiş Milletler Antlaşması, toprakları dışından saldırılara maruz kalan Türkiye’ye kendini savunma hakkını veren “meşru müdafaa” ilkesini içermektedir. Günümüzdeki yorumuyla “meşru müdafaa” sadece saldırı gerçekleştikten sonra alınacak tedbirlere değil, çok muhtemel ve yakın bir saldırı tehdidinin bertaraf edilebilmesi için yürütülecek eylemlere de cevaz vermektedir. ABD’nin 2003 Irak saldırısına dayanak teşkil eden ve pek çok açıdan uluslararası hukukla çelişen “ön alıcı saldırı” konseptinden faklı olarak, başka ülkelerin topraklarından kaynaklanan ve o ülke yönetimlerinin yetersizlikleri ya da isteksizlikleri sebebiyle bir türlü önlenemeyen, açık ve yaygın terör saldırılarına karşı, Türkiye topraklarının ötesinde gerçekleştirilecek her türlü askerî hamle “ön alıcı savunma” kavramıyla hukukileştirilebilir. NATO VE 5. MADDE Elbette, sınır ötesinde “ön alıcı savunma” operasyonlarına girişilmeden önce, başta Türkiye’nin müttefikleri olmak üzere uluslararası alanda yoğun bir ikna faaliyetinin yürütülmesi gerekir. Bu noktada NATO ittifakı önem taşımaktadır. NATO Antlaşması’nın, bir müttefik ülkeye yapılmış saldırının, müttefiklerin tamamına yapılmış sayılmasını ve bu saldırıya karşı müşterek müdafaa yapılmasını öngören 5. Maddesi tarihte sadece bir defa, hem de bir terör saldırısı karşısında işletilmiştir. 11 Eylül terör saldırısından sonra ABD’nin talebiyle 5. Maddeyi işleten NATO, bu ülkeye destek olmuştur. Bugün hâl⠓uluslararası terörle mücadele” çerçevesinde sürdürülen Afganistan harekâtına NATO kumanda etmektedir. RE’SEN HAREKETE GEÇER Mİ? Terörle mücadelede Türkiye’nin NATO’dan destek istemesine karşı olanlar genellikle, terörün bir iç mesele olduğu, teröre maruz kalan İspanya ve İngiltere gibi ülkelerin de NATO’da bir destek talebinde bulunmadıkları argümanını ileri sürerler. Oysa bu iki ülkedeki durumdan farklı olarak, Türkiye’yi hedef alan örgütün binlerce silahlı militanı, NATO üyesi olmayan bir başka ülkenin topraklarında yerleşmiş durumdadır. Bir gün içinde, üstelik silah kullanılmadan gerçekleştirilen 11 Eylül saldırılarıyla mukayese edildiğinde, Irak topraklarından başlayarak Türkiye’yi hedef alan terör faaliyetlerinin 5. Madde kapsamına sokulması için çok sayıda sebep mevcuttur. Türkiye yıllardır maruz kaldığı bu saldırılara rağmen, bir defa bile NATO’nun yardımını talep etmemiştir. Dolayısıyla, “Terörle mücadelemizde NATO bize neden yardımcı olmuyor?” sorusu anlamsızdır. Türkiye’nin talebi olmadan, NATO’nun re’sen harekete geçmesi söz konusu olamaz. Asıl sorulması gereken şey, şu veya bu sebeple yıllardır Türkiye-Irak sınırında tampon bölge oluşturmayan ve Kandil’e sonuç alıcı bir harekât gerçekleştirmeyen Türkiye’nin neden NATO’dan etkin destek talep etmediğidir. DÜNYA LİDERİ OLMAMIZ İÇİN... Bir destek talebi geldiğinde NATO ülkelerinin Türkiye’nin terörle mücadelesine, ABD’ye verdiklerine benzer bir desteği vereceklerinin elbette garantisi yoktur. Bazılarına göre, “terör örgütünü zaten bunlar cesaretlendirmektedir.” Ama en azından, Türkiye’nin talebinin ret edilmesi bile, Türkiye’nin tek taraflı olarak gerçekleştirebileceği “ön alıcı savunma” operasyonlarının meşruiyetini güçlendirir. Türkiye müttefiklerinden destek alırsa, onlarla birlikte, alamazsa tek başına kendi sınırlarının güvenliğini sağlamalıdır. Kendi sınırlarını dahi koruyamayan ve ardı ardına şehit veren bir görüntü arz etmesi, Türkiye’nin “dünya liderleri arasına” girme hedefine hizmet etmemektedir. Lider ülke önce kendi topraklarını korur; kendi problemlerini, gerekirse “ön alıcı savunma” operasyonları yaparak çözer; ondan sonra çok gerekliyse, başkalarının meselelerine arabuluculuk rolü üstlenir. 27 yıldır kendisine saldıran silahlı terör örgütünü imha edemeyen bir devletin, uluslararası alanda “büyük devlet” olarak nitelendirilmesi zordur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT