BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tohum

Tohum

Ben bir tohumdum; şefkatli bir avuçta... Ve belki aynı avuçta kalmaktı muradım. O beni alıp götürdü ve toprağa bıraktı. Yalnız başıma... Ben istemiyordum belki ondan ayrılmak; yapayalnız ve kuru toprağın karanlığında gömülü kalmak...



Ben bir tohumdum; şefkatli bir avuçta... Ve belki aynı avuçta kalmaktı muradım. O beni alıp götürdü ve toprağa bıraktı. Yalnız başıma... Ben istemiyordum belki ondan ayrılmak; yapayalnız ve kuru toprağın karanlığında gömülü kalmak... Bahçenin tavukları istemiyordu benim, onların bulamayacakları bir yere sokulmuş olmamı... Ve ağaçlardaki kuşlar da istemiyordu bunu. * * * Ben; şefkatli bir avuçtaydım... Belki de ben avucun şefkatinden bile şüphedeydim; neden bırakılıyorum diye tek başıma kara bir toprağın yalnızlığına! Aylar geçti... * * * Karanlık sordu bana; “Sabrın var mı?” İki yol vardı; “Var”ı seçtim... Aylar geçti. * * * Sıkıldım. Sonra rahmet indi üstüme. İçimden bir ses; “Haydi!” Dedi bana. ..... Ben ki; bahçenin tavukları ve yabanın kuşları tarafından görülemeyen ve bulunamayan tohum... Ve hatta bulunduğum avucun şefkatinden bile şüphe eden!.. Ama rahmetle buluşan... Ben bulmadım onu; rahmet beni buldu... ..... Haydi! Diye yankılandı içimde bir ses... Emre uydum; “Haydi”dim! * * * Bir el, benim içimden; bana benzeyen dallar tuttu çıkardı... Aynı el köklerimi saldı toprağa... Birşeyler oldu bana. Ben bendim işte, aynı bendim; ama bende birşeyler olmuştu, değişik!.. * * * Karanlık, bir pencere açtı sonra bana; adı “ümit” olan... Sen memnun değildin, kuşlar memnun değildi, tavuklar memnun değildi, hatta çocuklar memnun değildi... Ama seni sıcak bir yemeğe veya ekmeğe katmayı değil, toprağa terketmeyi seçmişti şefkatli bir el; yarınları düşünüp... Sen de düşün ve uzaklara bak!.. * * * Ben ilk defa uzaklara bakmayı o zaman öğrendim. Hem de en karanlıkların ortasında! * * * Baktım ve uzakları gördüm; İnsanlar kızıyordu bana... Çocuklar kızıyordu... Tavuklar kızıyordu... Kuşlar kızıyordu... Ve üstelik, o âna kadar bir de ben kızıyordum! * * * Bir kaç ayı buldu karanlıktan gün ışığıyla tanışmam. Ben ışığı gördüm; ama ışığı bana yakıştırmadı bazıları ve bastı üstüme! Yeni bir yaprak uzattım... Kuşlar dadandı filizlerime! Yeni bir yaprak uzattım... Sonra tavuklar koştu başıma! Yeni bir yaprak uzattım... * * * Sanıyorum; o şefkatli avuç beni toprağa bıraktıktan sonra semaya dönmüştü ve rahmet inmişti üstüme göklerden... Çatlamıştı kabuğum ve önce köklerim, sonra dallarım, budaklarım belirmişti. * * * Yıllar geçti... Büyüdüm! “Bundan odun bile olmaz” diyenler altımda şimdi; gölgemde meyvelerimden yemekte... * * * Bazen düşünmekteyim... Kim haklıydı acaba ve doğruyu yapan kimdi? Ben mi?.. Tavuklar ve kuşlar mı?.. Yoksa kendi çocuklarına, tavuklarına ve bana rağmen, beni yemeyip ve yedirmeyip kapkaranlık bir toprağa salan şefkatli elin sahibi mi?.. * * * Şimdi gölgem meyvelerimle dolu... Kuşlar da, tavuklar da, çocuklar da yemekte. Kuşlar da, tavuklar da, çocuklar da memnun... Ben bile memnunum! * * * Soruyorum yarınlara bakarak: “Bir şefkatli el daha yok mu yarınları düşünen?.. Nefsine, çocuklarına, tavuklarına ve kuşlara rağmen tohumlarımdan bir kaçını ekecek, geleceğe... Ve sevgiyle, ve minnetle, ve rahmetle anılmak isteyen?..” Bir mektup bir cevap... Merhaba bay sevgi, Herşeye bir örnek hadise bulmanız ve bundan iyi neticeler çıkarmanız yaratılıştan mı yoksa sonradan kazanılan yetenek mi merak ediyorum. Siz insanlıkta olması gerekenleri dile getiriyor hatta Türkiye’ye yayınlıyorsunuz. İnsanlığa ve insanlara sevgiler saçıyorsunuz. Her hadiseden bir hisse çıkarmak her kimsenin harcı değildir. Ayrıca; Gazetedeki yerinizi çok güzel seçmişsiniz. Biz yıllardır gazeteye aboneyiz fakat senin yazılarının birazını okuyordum ve -afedersiniz- saçma geliyordu ve bir daha devamını okumaya tenezzül etmiyordum. Birgün “Çatlak Kova” isimli yazınızı tamamen okudum ve yazılarınız hoşuma gitmeye başladı. Sonra yeriniz tesadüfen iç sayfanın tam arkasındaymış ve önceden biriktirilmiş olan gazete içlerinin hemen arkalarını çevirdim ve onları boş kalınca devamlı, bir kitap gibi okuyorum. Bir de; insanları eleştirmemeyi de senden öğrendim. Mesajlarının hiç olumsuzlaşmaması dileğiyle... Hoşçakal. Senden tek ricam gazetedeki yerini değiştirme. Ali Osman Kahraman (Soru bu, cevap ise yandaki “Tohum” yazısı idi...) Günün mektubu Merhaba... Seni seviyorum... ... Böyle başlanır mı mektuba? Başlanır tabii, ben yazıyorsam, sana yazıyorsam başlanır... İnsan niye söyler karşısındakine sevgisini? Galiba biliyorum biraz. Bazen kötü oluyor yüreğim... İçim ağrıyor... İçim ağlıyor... Hatta kötü şeyler bile istiyorum hayatım adına. (daha doğrusu ecelim hakkında) Öyle anlarda güven duyacağım birisini arıyorum ister istemez. O anda söylenen “Seni seviyorum”un anlamı da şu: “Dayanamıyorum artık. İnsanlara, hayata, hatta kendime bile katlanamıyorum... Bana güzel birşeylerden bahsetsene biraz. Hayat güzel aslında, de... Böyle şeyler düşünme, de... Sana ihtiyacı olan çok kişi var, de... Benim bile ihtiyacım var sana, de... Yalan da olsa söyle bunu... Herkes gibi engelleme gözyaşlarımı. Bazıları beni ağlarken görünce “ağlama” diyorlar. Sen yapma bunu. Ben en çok senin yanında iyi hissediyorum kendimi... Ve en kötü olduğum anlarda da senin yanında olabilmeyi, durabilmeyi istiyorum. Ağlamaya ihtiyacım varsa ağlat beni... Anlıyormuşsun gibi yapma... Adam gibi anla. Anlatabiliyor muyum?..” İki kelimeye bunlar sığıyormuş öyle anlarda. Yeni farkettim. Aslında fazlası bile var da... ..... Diyorsun ki şimdi; “Ne problemli kız, nerden çıktı karşıma, bir türlü kurtulamıyorum.” Aslında şimdiye kadar (yani son zamanlarda) biraz da bu yüzden aramadım. Benim gibi önemsiz biriyle vaktini boş yere harcamaman için. Bunlar öylesine, inanılmadan söylenen -yazılan- şeyler değil abi. Gerçekler bunlar. Hayatın gerçekleri, hayatımın gerçekleri. ..... Z..’e imreniyorum... Benim 4-5 sene önceki halim gibi... Seni yeni tanıdı ve herşey yeni başladı onun için... Herşey taze ve harika... Ben de yeniden başladığını sanmıştım herşeyin kendi adıma... Ama olmamış. Hiçbirşey eskisi gibi olmuyormuş. Eskiyen şeyler varmış. Sen değil abisi, eskiyen benim... Eskiyen yüreğim... Öyle eski ki, yok sayabiliriz! Az önce bir yazı yazdım, içimi dökmek için... Ama mektupsuz olmuyor. Bi de sensiz. ..... Bu mübarek günde bir şey için dua edeceğim; Allah bana senin acını göstermesin... N’olur dikkat et kendine abicim. Ölme lütfen... A... (İyi de ben niye ağlıyorum şimdi?) Akşamlar Gündüz bir arbede, gece sığınak Kaçamak bir bakış, silik akşamlar Yerle bir olmuştur nice sığınak Yağmur gümbür gümbür yağar, sağanak Hergün bir büyük aksilik akşamlar * * * Elinde şemsiye kelle koltukta Artık damlar ılık ılık akşamlar Kitaplar, defterler ille koltukta Düşer mi düşmez mi; gözler boşlukta Apansız ağlar oluk oluk akşamlar * * * Yangın bu; sonrası yine üşürsün Geceye bir mesaj, ıslık akşamlar Dua et kaderim tarih düşürsün Yoksa bu acıyı nasıl taşırsın Yine bir kopuş, ayrılık akşamlar... İlhan Palalı
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT