BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çeçen Direnişi - 5 -

Çeçen Direnişi - 5 -

Çeçenistan’da yaşanan dram, uluslararası hukuktaki boşluklardan değil, dünya kamuoyunun ilgisizliğinden ve uluslararası toplum çıkarlarını korumak için kendi koyduğu hukuk sistematiğinin çiğnenmesine seyirci kalmasından kaynaklanıyor.



Bir de hukuk katliamı var Batı, kıyıya vuran balinalar için seferber olurken, Ruslar 1944’te söyledikleri gibi, “ölen her Çeçen çocuğunun 100 Rus askerinin hayatının kurtulması anlamına geldiği” inancıyla 10 ile 60 yaş arasındaki bütün Çeçen erkeklerini tutuklamaya başladı. Batı, Öcalan’a gösterdiği şefkati, kendi kurallarını çiğneme pahasına Çeçenlere göstermedi. Uluslararası kuruluşlar, coğrafi açıdan Avrupa’da kabul ettikleri Caharkale’de yaşananlar karşısında, teröristlere açtığı kucağını Çeçenlere açmadı. DÜNDEN BUGÜNE 1850’lerde ve ardından 1917’de bağımsızlığını kazanan Çeçenistan, daha sonra yeniden Moskova’nın hakimiyetine girdi. 20 Ocak 1920 tarihli kararname ile İnguşya ile beraber Dağlık Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak ilhak edildi. Çeçenistan, 20 Kasım 1922’de Dağlık Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bünyesinden ayrıldı ve “özerk eyalet” statüsü aldı. 1924’de İnguşya’nın da özerk eyalet statüsü almasının ardından 15 Ocak 1934’de İnguşya ile birleştirildi. Çeçenistan daha sonra 5 Aralık 1936’da Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını aldı. Çeçenlerin direnişiyle geçen 1920’li ve 30’lu yılların ardından Moskova 1937-1938 döneminde bölgede ilk sistematik cinayetlere başladı. Tek örgütlenme imkanı olan Komünist Partisi’nin 3 bin 500 üyesi istenmeyen adam ilan edildi. 822 üye halk düşmanı ilan edildi ve ortadan kayboldu. Bin 500 üye ise sürgüne gönderildi. 1944 yılında 400 bin Çeçen 90 bin İnguşla beraber Sibirya’ya sürüldü. Beriya, Molotov, Kalinin, Voroşilov, Karanoviç ve Hruçev’in çabaları ile meydana gelen sürgünde nüfusun yüzde 20’si yolda can verdi. Sürgünün ilk yıllarında ölüm oranı yüzde 38’e ulaştı. 26 Kasım 1948’de sürgüne gönderilenlerin geri dönmesinin yasaklandığı açıklandı. Trenlerin yük vagonlarında her türlü yeme, içme ve hijyen imkanından yoksun başlayan ve Sibirya’da devam eden sürgün, Kruşçev’in 1950’li yılların ortasında başa geçmesine kadar sürdü. Kruşçev, Çeçen ve İnguşların yurtlarına geri dönmesine izin verdi. 1956’da Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nde zulme uğradıklarını kabul etti. 24 Kasım 1956’da Çeçenler İnguşlarla beraber yeniden özerklik kazandı. (1956’dan itibaren dört yıl içinde tamamlanması gereken geri dönüş, ancak 1991’de sonuca ulaşabildi). 1958’de çatışmalar yeniden başladı. Yaşanan gerginlik Çeçenler için yeni bir sürgün ihtimalinin doğmasına neden oldu. 1991 yılında hem SSCB’nin dağılmış olması hem de geri dönüşün tamamlanması Çeçenleri harekete geçirdi. Rusların Çeçenistan’daki bütün kilit noktaları elinde tutması, büyük konut açığı, işsizlik ve baskıcı politikalar sonucu Çeçenler ayrılma kararı aldı. 1989 yılından itibaren ivme kazanan gösteriler sonucu Moskova çok sayıda yöneticiyi görevden aldı. Çeçen-İnguş Cumhuriyeti 1990’da egemenliğini ilan etti ve 1991’de bağımsızlığını açıkladı. Parlamentoyu ve hükümeti 1991’de fesh eden Cahar Dudayev, aynı yıl Cumhurbaşkanı seçildi. Temmuz 1993’de Moskova Çeçenistan’ı özel özerk cumhuriyet olarak tanıdı. 1993 yılında Çeçenistan Rusya Federasyonu’nun yeni Anayasa ve parlamento seçimlerine katılmayacağını ilan etti. Dudayev’in yaptığı konfederatif ilişki kurulması teklifi Moskova tarafından geri çevrilirken, 1994’de Rusların bölgedeki ilk soykırımı başladı. Uluslararası hukuka göre sadece saldırıyı durdurmak için kullanılması gereken ordu, Çeçenlere karşı soykırım maksadıyla kullanıldı ve kullanılmaya devam ediyor. Uluslararası anlaşma Uluslararası hukuk güç kullanılarak toprak ilhakını reddeder. 1907 tarihli Den Haag Anlaşması, uluslararası anlaşmazlıkların müzakere vasıtasıyla çözümünü öngörür. 1928 tarihli Brianda-Kelloga Anlaşması milli siyasetlerin savaşa dayandırılmasını yasadışı olarak tarif eder. BM Genel Kurulu, 1946 yılında yaptığı bir oturumunda soykırımın uluslararası hukuk açısından suç teşkil ettiği yönünde bir karar aldı. 96/1 sayılı bu kararın ardından 1948’de 260 A (III) sayılı karar ile soykırımın kınanması ve cezalandırılması için bir anlaşma üye ülkelerin imzasına açıldı. Bu anlaşma 12 Ocak 1951’de yürürlüğe girdi. Diğer taraftan Çeçenistan’ın durumu sadece uluslararası hukuk değil, aynı zamanda Rusya’daki hukuk sistemi açısından da net: Lenin, 3 Aralık 1917’de yayınlanan manifestosunda “Rus imparatorluğunun boyunduruğundan kurtulan Çeçenlerin ve diğer milletlerin milli kurumlarını tanıdıklarını” söyler. 10 Temmuz 1918’de kabul edilen SSCB Anayasası da 2., 3. ve 49. maddeleri de Çeçenistan’daki bugünkü durumun hukuksuzluğunu ortaya koyuyor. Her şeyden önce net olan bir bilgi var; Çeçenistan Birliğe gönüllü değil, işgale uğrayarak katıldı, ilhak edildi. Bunun yanı sıra SSCB’nin tarihe karışması ile birlikte, Çeçenistan serbest kaldı. Rusya Federasyonu’nun kurulması için yapılan görüşmelere katılmayan Çeçenler, 31 Mart 1992’de bu anlaşmaya imza da koymadı. Yani Rusya Federasyonu’nun bir parçası olmadı. Ama Rusya, 1993 yılında kabul ettiği Anayasasındaki, “referandum ve özgür seçimler halk iktidarının doğrudan ifadesidir” maddesine rağmen, Çeçenleri “eşkıya ve bölücü” olarak görmeye devam etti. Rusya’nın başlattığı savaş da 31 Mart 1992 tarihli Federatif Anlaşma’nın 6. Maddesi’nde yer alan “federal hükümetle cumhuriyetlerin yönetim organları arasında ortaya çıkacak anlaşmazlıkların Anayasa ve Rusya Federasyonu yasalarında öngörülen yöntemlerin uygulanma prosedürlerinin mutlak olarak tatbiki yoluyla düzeltilmesi” hükmüne de aykırı. Çeçenlere uygulanan soykırım, hukukun temel ilkelerinin yanı sıra BM’nin devlet sorumluluğunun sınırlarını tayin eden komisyon çalışmasına da ters düşüyor. Son olarak; Rusya Federasyonu arasında İçkerya Çeçenistan Cumhuriyeti 1 Haziran 1996’da ve 28 Mayıs 1996’da Rusya Başbakanı Vlademir Çernomıyrdin ve Bakanlar Kurulu Başkanı Selimhan Yandarbiyev arasında Moskova’da ateşkes anlaşması ve silahlı anlaşmazlığın cözümlenmesi sorununa ilişkin çalışma grupları toplantısı protokolü imzalandı. Anlaşma Boris Yeltsin’in katılımıyla gerçekleştirildi. Bu anlaşmanın gerçekleştirilmesine Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) aracılık etti. Eğer Çeçenistan Rusya’nın bir parçası olsaydı ve saydığımız bütün hukuki gerekçeler ve düzenlemeler “hayal” olsaydı, Rusya o zaman Çeçenistan ile bu resmi anlaşmaları imzalar mıydı? DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT