BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yıldız olmak...

Yıldız olmak...

Ünlü reklamcı Jacques Sepuela’nın “Yarın çok star olacak” kitabından; “Ölümden sonra yeniden doğacağıma inanıyorum, yine de bazı şahsi eşyalarımı yanıma alacağım” diyor.



Ünlü reklamcı Jacques Sepuela’nın “Yarın çok star olacak” kitabından; “Ölümden sonra yeniden doğacağıma inanıyorum, yine de bazı şahsi eşyalarımı yanıma alacağım” diyor. Woody Allen... “Yıldız kullanma talimatı”, işte esip kavuracak bir küçük kılavuz. Ama Hollywood ve dünyayı fetheden ve ardında hiçbir yazılı iz bırakmayan star sisteminin kendi reçeteleri var mıdır? Kutsal devlere gelince, onlar iştahımızı mı açar yoksa hazımsızlık duygusu mu oluştururlar bizde? Mutluluk rock’çısı Eddy Mitchell şöyle anlatıyor: “Los Angeles’tan geçiyordum. Bir lokantaya girdim. Çok hoş bir sürpriz, arkamda Jessica Lange. Sinema delisiyimdir ve sanırım onu tanıyan bir tek bendim. Makyajlı değildi ve kucağında bebeğini taşıyordu. Bir kadındı. Sadece diğerlerinden biraz daha güzel bir kadın. Çocuğundan başka bir şeyle ilgilenmiyordu. Aynı durumda Marilyn Monreo olsaydı ne yapardı? İnsan içine çıkmadan önce saç tuvaletiyle, kendisinin ve çocuğunun kılığıyla saatlerce oyalanırdı. İçten de olsa analık duygularından yararlanarak farkına bile varmadan lokantaya girişi sahneye koyardı. Kısaca sinema yapardı. Marilyn Monreo’dan çok Jessica Lange gibi bir kadınla aşk yaşamayı yeğlermişim gibi geliyor bana. On yıl önce de aynı şeyi düşünür müydüm acaba?” Eddy’yi anlıyorum ama sıradanlaşan bu düşselliği reddediyorum. Benimki edepsizlik mi yoksa içtenlik mi? Bilmiyorum, ama seraplara inanmaya devam etmek istiyorum. Starları severim. Dramları bizi zenginleştirir; düş fabrikalarının işsiz kalmaya hakkı yoktur. Ölümleri, onlara olan aşkımızın doruk noktasıdır. Onlar gider ama biz onların “ölümsüzlüklerini” işlemek üzere kalırız. Onlar, günlük hayatımızın uğuru, bizi kuşatan umutsuzluğun panzehiridirler. Bu medya patırtısı içinde reklamcılık, kabuğumuzun altında uyuklayan fingirdeğin yüreğine daha iyi sızmak için onların püf noktalarını, tiklerini çaldı. Varoluşun bize sunduğu bardaklar hiçbir zaman ağzına kadar dolu değildir. Kimileri onları yarı boş görür; reklam çocukları ise her zaman yarı dolu. Öyle olmasa bu düşsel üretim mesleğini yapabilirler miydi? Başkalarını baştan çıkarmak, insanın kendisinin baştan çıkmış olmasını gerektirir! Yalnız yaşayan, buruk Don Juan efsanesi edebi bir buluştur. Gerçekten yaşadıysa Don Juan varoluşun ta kendisiydi. Dışa dönüklük ve iştah. Neşe ve oyun. Kendimi onun soyundan hissediyorum. Her şeye âşık, en başta da starlara. Kısacası bir reklamcının yıldızlara âşık olmasında şaşılacak yan yok. O göklerin taciridir. Tüm okuyucularıma ve “Reklamarkası” programı izleyenlerime esenlik içinde bir bayram geçirmelerini dilerim...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT