BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şii-Sünni gerginliği ve iktidar kavgaları: Irak

Şii-Sünni gerginliği ve iktidar kavgaları: Irak

Irak’ta belki de en önemli tehdidin kaynağı olan Şii-Sünni gerginliklerinin “kritik” aşamaya varması muhtemeldir. İran bu gerginlikleri körüklemede çok büyük rol oynamaktadır.



Irak’taki olayların petrol piyasaları üzerindeki etkileri küresel çapta ve çok büyük olabilir. Amerikan askerleri 31 Aralık 2011’de Irak’tan ayrılmayı bekliyor. Irak ile ilgili soruların çoğunun bu konuya yoğunlaştığı görülüyor. Yıl sonuna kadar köşe yazılarımdan bazılarında Irak (ekonomisi ve güvenlikle ilgili çeşitli zayıflıkları gibi), Türk-Irak ilişkileri, Irak’ın diğer Körfez ülkeleriyle ilişkileri ve Irak-İran ilişkilerinin çeşitli boyutlarını ele alacağım. Bu esnada Amerikan askerlerinin ayrılmasının da ötesinde pek çok olayın meydana geleceğinden emin olabilirsiniz. Bu olaylardan bazıları ise son derece akışkan, değişebilir ve çoğunlukla da önceden kestirilemez olaylar olabilecektir. Irak’ın dış dünyadan bağımsız olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Hiçbir ülke o şekilde değerlendirilemez. Her ülkenin yakın ve uzak komşuları mevcuttur. Irak’taki olayların, örneğin petrol piyasaları üzerindeki etkileri küresel çapta ve çok büyük olabilir. Söz gelimi Irak ihracatının büyük bölümünün tankerlere yüklemesinin yapıldığı çok önemli Basra Petrol Terminalinin bir saldırı sonucu veya herhangi bir nedenle ciddi boyutta zarar görmesi halinde petrol fiyatlarının dünyanın her yerinde hızla yukarı doğru hareket etmesi söz konusu olabilir. Pek çok kişi, sanki mümkünmüş gibi, ülkeleri tek başına incelemek ister. Ancak, bu mümkün değildir. Bütün ülkeler, hatta en küçük ve en yoksul ülkeler bile, küresel etkilere sebep olabilir. Irak ise çok önemli bir ülkedir; kimine göre de bölgenin en önemli ülkesidir. Komşuları Irak’ın istikrar ve refahında önemli bir rol oynayabilir; ancak bölgenin doğal kaynakları ve stratejik konumlarının dünyanın ekonomik refahı açısından taşıdığı önem nedeniyle sadece Irak’ın değil, bölgenin ve hatta tüm yerkürenin de istikrar ve refahında büyük bir rol oynarlar. Bütün ülkelerin Irakla ilgili tüm politika seçeneklerinde hem ülkenin iç dinamiklerini, hem de bölge ve ötesinin dış dinamiklerini dikkate almaları gereklidir. İçinde bulunduğumuz dönem, zaman zaman kıvrak ve iyi düşünülmüş politikaları gerektiren karmaşık bir dönemdir. Irak’ta, bölgede ve ötesinde Şii-Sünni gerginliğinin daha da artmasının ne kadar hassas ve potansiyel olarak ne kadar tehlikeli olabileceğini düşünün. Şii-Sünni gerginliği giderek artan ölçüde bölgeyi barut fıçısına çevirmiştir. Irak, içerisinde meydana gelen Şii-Sünni çatışmasından ağır zarar görmüştür ve orta ile uzun vadede çok kötü yönde bir gidişat sergileyebilecektir. Şu anda Irak içerisindeki tüm bu gerginlikler çok fena bir noktadadır. Ülkenin son derece durağan ekonomisi, bazı bölgelerdeki kahredici işsizlikle birlikte bu gerginlikleri besleyici rol oynayabilecektir. Bu gerginliklerin ardında ise pek çok neden yatmaktadır. Şiiler de, Sünniler de Müslüman’dır ve pek çok ortak değeri paylaşmaktadırlar. Aralarındaki ilişkilerde geçmişte de zorluklar olmuştur ancak bugünkü durum son derece endişe vericidir. Irak’ın dışına baktığımızda Şii-Sünni gerginliğinin Bahreyn’deki sorunların da bir parçasını oluşturduğunu görüyoruz. Aynı gerginlik, hâlihazırda Suriye’yi tahrip eden süreçte de mevcuttur. Sünni-Şii gerginliği çok uzun süre Lübnan’a da hâkim olmuştur ve burada daha epey bir süre yatışacak gibi de gözükmemektedir. Bu tür gerginlikler Yemen ve bölgenin diğer alanları ile Pakistan ve Afganistan gibi bölgenin dışındaki noktalarda da mevcuttur. Suudi Arabistan ve İran arasındaki gerginlikler günden güne artmaktadır. Diğer Körfez İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin çoğunun, İran’ın hegemonyacı amaçlarından dolayı duyduğu kaygılar artmaktadır. Bölge açısından belki de en önemli tehdidin kaynağı olan bu Şii-Sünni gerginliklerinin “kritik” aşamaya varması muhtemeldir. İran bu gerginlikleri körüklemede çok büyük rol oynamaktadır. İran, bu yılın sonu itibariyle hangi yetki ile olursa olsun, ABD askerlerinin bulunmasına izin vermemeleri konusunda Irak liderlerini yoğun biçimde zorlamaktaydı. Oysa bu karar görünürde Irak yönetiminin bir iç kararıydı. Bununla birlikte, İran’ın Irak’taki güç ve nüfuzu çok büyüktür. Bu iki ülke yıllar içerisinde ve özellikle de 2003 yılı Mart ayından beri pek çok açıdan iç içe geçmiştir. Irak savaşı, İran’a Irak üzerinde ve özellikle de Irak’ın güney kesimleri üzerinde çok fazla güç ve nüfuz getirmiştir. Irak’ın en önemli siyasi liderlerinden bazıları Saddam Hüseyin’in acımasızlıkları nedeniyle sürgünde oldukları zamanlarda İran, Lübnan (Güney Beyrut) ve Suriye’de misafir edilmişlerdi. Amerikan askerlerinin Irak’ı terk etmesi Irak’ta iktidar boşluklarının gelişmesine yol açacaktır. İran bu boşlukları doldurmaya son derece isteklidir. Bu durum da Suudi Arabistan ve diğerlerinin İran’ın niyetleri konusundaki kaygılarını artırabilecektir. Bu iktidar boşlukları ve kaygıların da Irak ve bölge için çok karmaşık ve tehlikeli bir geleceği ortaya çıkarması mümkündür. İşte bu nedenden dolayı bizlerin de Irak konusunda biraz daha kaygılı olmamız gerekmektedir. ABD’de Irak çoğu kişi için büyük ölçüde “unutulmuş bir savaş”tır. Amerikan askerleri tam çekilmeden dahi Irak’ın giderek manşetlerden düşeceğini tahmin ediyorum. Korkarım, kimileri bu durumdan yararlanmaya çalışabilir ve bu çok büyük bir hata olur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT