BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Atatürk tartışmaya açılsın mı açılmasın mı?

Atatürk tartışmaya açılsın mı açılmasın mı?

Bazı köşe yazılarında, bazı TV programlarında, yeni yeni ortaya atılan önemli bir soru var: “Atatürk tartışmaya açılsın mı açılmasın mı?”



Bazı köşe yazılarında, bazı TV programlarında, yeni yeni ortaya atılan önemli bir soru var: “Atatürk tartışmaya açılsın mı açılmasın mı?” Atatürk’ün ölümü üzerinden 73 yıl geçti. Biz hâlâ Atatürk üzerinde bir tartışma yapılmasından çok korkuyoruz. Çünkü bu, çok tehlikeli bir konu. Çünkü Atatürk, Türkiye’de 220 değil, 20.000 wolt gücünde bir cereyan. Ona dokunan kimseleri yakıp kavurabilir. Gitmiş olduğum şehirlerde, çıktığım kürsülerde, bana da Atatürk üzerine sorular soruluyor. Diyorum ki: Ben bu soruların cevabını biliyorum. Ama bana, öğretmen arkadaşlarımız ve devlet memurlarımız, sakın böyle sorular sormasınlar. Çünkü onlara, bir zarar gelmesini istemiyorum. İlmin kapısı şüphedir. Tenkid olmadan, bir meseleyi enine boyuna tartışmadan neticeye varamayız. Doğru! Doğru! Doğru! Ama Atatürk, bu doğrunun dışındadır. Türkiye’de en tehlikeli suçlamalardan biri: “Atatürk Düşmanı’dır!” Türkiye’de Atatürk zırhına bürünenlerin büyük bir dokunulmazlıkları vardır. Önleri açıktır. Mevkileri sağlamdır. Türkiye’de Atatürk üzerine rahat bir tartışma kat’iyyen yapılamaz. Atatürk her ne kadar; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!” demişse de iktisaden ve fikren geri kalmış memleketlerde, önemli olan ilim değildir. Kimse ilmin tesbitine, âlimlerin ne dediğine bakmaz. Liderin ne dediğine bakılır. Liderin dediği dedik, çaldığı düdüktür. Liderin söylediklerine dikkat etmeyen kimseler, şu veya bu şekilde bertaraf edilirler. Türkiye daha, en az 50 yıl, ağzını “Atatürk dedi ki!” diye açacaktır. Büyük kalabalıklarımız daha 50 yıl, başı sıkıştıkça Anıtkabir’e koşacaktır. İşte size birkaç örnek: Milli Mücadelemizin en önemli kahramanlarından biri de Kâzım Karabekir Paşa’dır. Karabekir Paşa, İSTİKLÂL HARBİMİZİN ESASLARI kitabını, tamamen belgelere dayanarak yazdı. Ama o kitap, daha matbaada iken, çok yetkili birkaç kişi tarafından alınıp İstanbul surları dibinde yakıldı. Niçin? Atatürk’ün BÜYÜK NUTUK isimli eseri dışında, hiçbir esere tahammül edemediğimiz için. Olur mu? Yakışık alır mı? Atatürk’ün boşadığı eşi Latife Hanım, hatıralarını yazmıştı. Belirli bir süre hatıralarının açılmamasını, okunmamasını vasiyet etmişti. O süre 3-4 yıl kadar önce doldu. Birtakım Atatürkçüler, derhal Latife Hanım’ın hatıralarına el koydular. Yayınlanmasını yasakladılar. Niçin? Ben, 1966 yılında Ankara’da, meşhur ediplerimizden ve Atatürk’ün çok yakınlarından Yakub Kadri Karaosmanoğlu ile evinde konuşmuş, HİSAR dergisinin Atatürk sayısına bir belge hazırlamıştım. Bir ara sormuştum: - Efendim demiştim. Atatürk’ün Güneş-Dil nazariyesi hakkında ne düşünüyorsunuz? - Güneş-Dil nazariyesi, tam bir skandaldır! Hiçbir ciddi tarafı yoktur. Bizi bütün dünya milletleri önünde gülünç duruma düşürmüştür! demişti. Sonra birdenbire kendini toplamıştı. “Bunu yazarsanız tekzib ederim. Ben böyle bir şey söylemedim! derim” diyerek kızarmıştı. Yakub Kadri bir büyük gerçeği Atatürk’ün ölümünden 28 yıl sonra bile söylemekten müthiş derecede korkmuştu. İyi mi? Bayramınız bayram ola...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT