BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bembeyazdı Oktay’ın yüzü!

Bembeyazdı Oktay’ın yüzü!

Doğan bey karısının getirdiği limonlu çaydan arka arkaya iki üç yudum aldıktan sonra hoşuna gitmiş olacak ki dudaklarını şaplatarak bıraktı fincanı sehpanın üzerine. - Nereye gitti Oktay?



Doğan bey karısının getirdiği limonlu çaydan arka arkaya iki üç yudum aldıktan sonra hoşuna gitmiş olacak ki dudaklarını şaplatarak bıraktı fincanı sehpanın üzerine. - Nereye gitti Oktay? Perihan hanım her zamanki sakin haliyle cevapladı: - Bilmiyorum. Bir arkadaşımla buluşacağım dedi. İşi var herhalde. Artık detayları öğrenmek için sorgu sual yapamıyorsun Doğan. Kocaman adam oldu. Yaşlı doktor hak verircesine kafasını salladı. Birkaç yudum daha aldı çayından: - Gider isteriz İclal’i... İyi bir kız. Aklı başında, şahsiyet sahibi. Biliyor musun hanım, oğluma hep böyle bir kız düşlemiştim... Kadın gülümsedi. Sevgiyle baktı kocasına. Ne kadar yıpranmıştı son birkaç hafta içinde. - Hanım kız gerçekten. Gözlerinin içi gülüyor. İyi bir aileye de benziyor ailesi. Anlattıklarıyla tabii. Yoksa daha görmedik. Doktor karısına döndü: - Yetiştirdikleri çocuktan belli oluyor canım. Pırlanta gibi kız! Söz keseriz. Okul bitince de evlenirler. Belki arada, son sınıfta falan nişan olur. Daha uzun bir yol var önlerinde. Zaman ne gösterir bilinmez... Durakladı. Son günlerde yaşadığı olaylar geliverdi aklına. Zaten beyninin bir köşesinde pusudaydılar. Yüzünü buruşturdu: - Şu adamdan bir kurtulabilsek... Ahlaksız! Neyse ki meydanlarda yok. Perihan hanım tedirginliğini açıklamak ihtiyacını duydu bu sözler üzerine: - Ondan temelli kurtulmalıyız Doğan. Böyle oluşuna bırakmak olmaz. Bunlar kötü niyetli insanlar. Ne yapacakları belli değil. Bu bizim için hep bir çıban. Korkuyorum. Adam karısını teselli etmek ihtiyacını duydu. Oktay’ın İclal’le ilgili düşünceleriyle bir nebze olsun içinde bulunduğu kötü düşüncelerden sıyrılmıştı ve oğlunun mutluluğuna ortak bir sevinç yaşıyordu. - Korkma, bir şey yapamaz. Korkak olur bunlar... Çayını bitirdi. Keyifle uzattı bardağını. - Bir tane daha içerim doğrusu. İyi geldi... Saatine baktı. Yediye geliyordu. Meraklı bir sesle sordu: - Nerede kaldı bu çocuk? Yemeğe çıkacaktık... Perihan hanım kocasının çayını doldururken söylendi. - Gelir şimdi. Biliyor gideceğimizi. Geç kalmam demişti giderken... Bardağı uzatıp yerine oturdu tekrar. Odanın içerisi loştu. Hava kararmış olmasına rağmen ışığı yakmamışlardı. Karı koca böyle karanlıkta oturup sohbet etmeyi evlendiklerinden beri severlerdi. Dışarıdan rüzgarın sesi geliyordu. Ürperdiğini hissetti Doğan bey. Büzüldü oturduğu koltukta: - Kış geldi... Bu sene soğuk olacak. Baksana, geçen sene bu mevsimde balkonda oturuyorduk, hatırlasana... Kaloriferler yanar yakında artık. Yine kirli hava çökecek şehrin üzerine kara bulut gibi. Bir çare bulamadılar... Sözünü bitirdiği sırada irkildiler. Oktay’ın arabasının sesini tanıdılar ikisi de. Garip ve tuhaf bir heyecanla baktılar birbirlerine: - Geldi galiba... Perihan hanım cama koştu. Eliyle gözlerine siper yaparak baktı dışarıya. - Evet, Oktay geldi... Çok geçmeden sokak kapısının açıldığını duydular. Birkaç saniye sonrada oturdukları salonun ışıkları yandı. Gülümseyerek çevirdiler başlarını kapıdan tarafa. Delikanlı bembeyaz bir yüzle dikiliyordu kapı ağzında. Karmakarışıktı yüzü. Gözleri kısılmış, kaşları çatıktı. Şakakları atıyordu. Şaşırdı doktor. Korkuyla sarsıldı. Soru dolu bakışlarla süzdü her ikisi de oğullarını. Oktay ise bir iki adım daha attı. Göz bebekleri büyümüştü. Tuhaf ve titrek bir sesle konuştu odanın ortasına doğru. - Konuşmamız lazım sizinle. Bana anlatacak şeyleriniz olmalı! DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT