BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nevruz şenliğinden Çanakkale zaferine

Nevruz şenliğinden Çanakkale zaferine

Belki bana inanmayacaksınız. Yazdıklarıma dudak bükeceksiniz. “Canım olur mu?” diyeceksiniz. Ben de size “neden olmasın?” diyerek şaşırıp kalacağım ve yüreğimden geçenleri samimiyetle yazacağım: Bildiğiniz gibi.



Belki bana inanmayacaksınız. Yazdıklarıma dudak bükeceksiniz. “Canım olur mu?” diyeceksiniz. Ben de size “neden olmasın?” diyerek şaşırıp kalacağım ve yüreğimden geçenleri samimiyetle yazacağım: Bildiğiniz gibi. Çanakkale savaşları bizim tarihimizin muhteşem zaferleriyle yüklü! Daha düne kadar Çanakkale’de 253.000 şehid verdiğimizi biliyorduk. Yeni araştırmalara göre şehid sayımız 57.000’dir. Öyle veya böyle, Çanakkale, Türk ve Dünya tarihinin çok önemli savaşlarına sahne oldu. Mehmetçiklerimiz Çanakkale’nin deniz ve kara savaşlarından “Bedrin arslanları gibi şanlı” çıktılar. Şimdi ben şunu iddia ediyorum: Türkiye’de bir fosil kafa, Çanakkale savaşlarını tarih kitaplarımızdan silse ve: “Çanakkale zaferimizi anmak halklar arasında düşmanlık meydana getiriyor! Bölge barışını bozuyor!” dese; 18 Mart merasimlerinin üzerine kalın bir çizgi çizse ne olur biliyor musunuz? Yetmiş yıl sonra, hiç kimse, 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale’de muhteşem bir zafer kazandığımızı hatırlayamaz. Bitmedi! Kabul edelim ki, 70 yıl sonra, Türkiye’de meydanlara Mozobo isimli bir kalabalık döküldü ve dediki: “Biz, bu topraklarda binlerce yıldan beri yaşayan ve Mozobo imparatorlukları kuran çok medenî bir milletin bakiyesiz. Bizim Mazobo ordularımız, 18 Mart 1915’te, Çanakkale’de, Zozo isimli düşmanlarımıza karşı büyük bir zafer kazandılar. Şimdi biz, önümüzdeki 18 Mart’ta, o zaferin 135. yıldönümünü gündüz bandolarla, gece fener alaylarıla kutlayacağız! Valilik bize izin versin. Ne olur biliyor musunuz? Derhal, çeşitli vilâyetlerimizde, valilerimizin başkanlığında toplantılar yapılır. Poliste izinler kaldırılır. Mozobo’ların 18 Mart gösterileri yasaklanır. Bazı valilerimiz Türkçede (M) harfiyle başlayan kelime olmadığını (Mozobo) kelimesinin Türkçe’den gelmedini açıklar. Şerefli Türk Basını konuya derhal sahib çıkar ve 8 sütunluk başlıklarla çığlıklar koparır! Biri “Mozobolar baskı altında!” diye haykırır, öteki, “Mozobo liderlerinden Toto, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını söylüyor!” diye vaveyla koparır. Beri ki: “Mozobolar faşizme karşı direneceklerini açıkladılar!” Öteki: “Avrupa Birliği’ne girdiğimiz şu günlerde yüzümüz yine kızardı!” Arkadaki: “Bırakalım Mozobolar 18 Mart bayramlarını kutlasınlar!” diye dövünür. Ve sonra, bütün televizyonlarımızda Mozobolarla ilgili: “Bomba gibi haberler!” “Şok açıklamalar”, “Polisle çatışmalar!” “Sokak aralarında Mozobo avı” yırtınmaları ekranlara gelir. Arkasından bazı Valilerimiz yeni açıklamalarda bulunur: “...Bozobo’lar 18 Mart 1915 Çanakkale zaferlerinin 155. yıldönümünü, kapalı salonlarda veya stadyumlarda, taşkınlıklara sebebiyet vermemek kaydıyla kutlayabilirler. Bu açıklamalardan sonra, kendilerine Mozobo diyenlerle çocukları, kırmızı-beyaz renkli başörtüleriyle, mintanlarıyla, alınlıklarıyla meydanlara dökülürler. Şehadet ve orta parmaklarıyla zafer işareti yaparak zıplamaya, bağırıp çağırmaya başlarlar. Bu şamatalar devam ederken bazı yaşlı-başlı tarihçiler, araştırmacılar, yazarlar da ortaya çıkarlar: “-Yahu derler 18 Mart 1915 tarihinde, Çanakkale’de çarpışan ve zafer kazanan Türk ordusudur. Bu Mozobo orduları da nerden çıktı? Zozolar da kim? Bu nasıl bir oyundur; nasıl bir cehalettir?” derler ama onlara pek aldıran olmaz. Basınımızdaki devrimci ve ilerici kalemler, böyle bir iddiayla ortaya çıkanları “Faşistlikle, gericilikle, ırçkılıkla” suçlayarak Mozobolara arka çıkarlar. Ortalık toz duman olur. İnanmıyor musunuz? Düşünmüyorsanız, okumuyorsanız, öğrenmek istemiyorsanız inanmamakta ısrarlı olacaksınız. Halbuki PKK, Türkiye’ye Nevruz şenliklerini, yukarıda anlattığım mizansenle getirdi. Ve bizim bir güzel bayramımızı kana buladı, ateşe verdi. Ben, yeni kurulan Türk Cumhuriyetlerine 9 defa gidip geldim. Türk Cumhuriyetleriyle ilgili olarak 101 TV programı hazırladım ve sundum. Bizzat gördüm ki Doğu Türkistan’da, Kırgızistan’da, Kazakistan’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, binlerce yıldan beri Nevruz şenlikleri yapılmaktadır. Türkiye’de de 1923 yılına kadar Nevruz kutlamaları vardı. Balkanlar’da da Sultan Nevruz eğlenceleri olmakta. Eski harfleri biliyorsanız lütfen açın okuyun 1921-1922-1923 yıllarının Hâkimiyet-i Milliye, İkdam, Yeni Gün gazetelerini! Eski harfleri bilmiyorsanız, açın okuyun Atatürk Kültür Merkezi tarafından çıkarılan Türk Dünyasında Nevruz isimli kitapta Doç. Dr. M. Akif Tural’ın önemli incelemesini! Hâkimeyet-i Milliye Gazetesi’nin 23 Mart 1921 tarihli nüshasında Kütahya Mebusu Besim Atalay, Nevruz’un 3.500 yıllık Türk bayramı olduğunu yazıyor. 23 Mart 1922 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesinde ise şu haber var: “Ankara’da Ergenekon günü -Nevruz- kutlandı. Meclis önünde geçit töreni yapıldı. Öğrenciler ve halk da Meclis önünde toplandı. Resmi geçit, dün, bütün göğüsleri kabartacak derecede muntazam olmuştur. Nevruz an’anevi ve halkımızın riayet ettiği seyirlik, gezintiye çıkmak ve servet, zenginlik sevinç günüdür.” Gördünüz mü? Peki ya sonra? 1923 yılından itibaren Nevruz kutlamaları kaldırıldı. Nevruz, zamanla unutuldu, unutturuldu. Aradan 70 yıl geçince, PKK yukarıda benim uydurarak anlattığım Mozobolar iddiasıyla ortalığa çıktı. Bizim 9.500 yıllık bayramımızla şimdi bizi bölmeye, vurmaya, yıkmaya çalışıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT