BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yemek yedirme ve ihsânın önemi

Yemek yedirme ve ihsânın önemi

Her devirde, her yerde yemek vermek çok iyidir. Dünyâda hiçbir iş, cömertlikten ve yemek yedirmekten daha iyi değildir...



Cenâb-ı Hak, bütün Peygamberleri vâsıtasıyla, kullarına saâdet yollarını göstermiş, iyi ve kötü, güzel ve çirkin her şeyi öğretmiştir. Bu “Peygamber”leriyle, insanların dünyâda ve âhirette râhat etmeleri, huzûr içerisinde, iyi bir şekilde yaşamaları için, emirlerini ve yasaklarını, ya’nî ne yapmaları ve nelerden sakınmaları lâzım olduğunu açıklamıştır. Bu Peygamberlerin hepsinin hedefi, insanların dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamaları, âhirette de ebedî saâdete kavuşmalarıdır. Peygamberlerin vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâm da, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, âileler ve cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır. HÂTİM-İ TÂΒNİN CÖMERTLİĞİ Ma’lûm olduğu üzere, dünyâda ad-şöhret kazanmış ve kazanmakta olan herkes, bu şöhreti aş-ekmek, para-pul, mal-mülk vermekten elde etmişlerdir. Onun için, imkânı olanların her gün yemek vermekte kusûr etmemeleri gerekir. Bir kimsenin herhangi bir ni’meti varsa ve onu başkalarına dağıtıyorsa, o kişi sultân olmasa da, halk ona saygı duyar. Nitekim cömertliğiyle meşhûr Hâtim-i Tâî, hâlâ unutulmamıştır. Onun hakkında birkaç kelime söylemek gerekirse, şunları ifâde edebiliriz: Abdullah bin Sa’d (Hâtim-i Tâî), altıncı asrın sonunda, yedinci asrın başında yaşamış, cömertliğiyle meşhûr bir Arap şâiri ve kabîle reîsidir. Peygamberimizin devrine yetişmiş, ancak onun Peygamberliğini açıklamasından önce vefât etmiştir, ama oğlu Adî (Adiyy) İslâmiyetle şereflenmiştir. Asıl ismi Abdullah bin Sa’d olduğu hâlde, çok cömert olduğu için “Hâtim”, Tayy kabîlesinden ve o kabîlenin reîsi olduğu için de “Tâî” lakabıyla anılmaktadır. Hâtim-i Tâî, Arap, Îrân ve Türk edebiyâtında zenginlik, cömertlik, hayırseverlik timsâli olarak kullanılır. “Hayra verilen mal, isrâf olmaz” derdi. Hâtim-i Tâî, cömertliği ve misâfirseverliği yüzünden, Sahâbe-i kirâm ve diğer Müslümânlar arasında dâimâ övülmüş, cömertliği dillere destân olmuş, hatt⠓Esha’l-arab: Arapların en cömerdi” diye anılmıştır. Dünyâ durdukça, onun cömertliğinden bahsedilecektir. O, gerçekten çok cömert idi. Öyle ki, kabîlesinin yerleşmiş olduğu yerin etrâfındaki tepelere ateş yaktırarak, yolunu şaşıranların kendisine gelip misâfir olmalarını sağlardı. Bir muhârebede Müslümanlara esîr düşen Hâtim-i Tâî’nin kızı, Peygamberimize gelerek; “Eğer lutfedip beni bağışlarsanız, hakkımda, Arap kabîlelerinin hasetçilerini sevindirmemiş olursunuz. Zîrâ ben öyle bir kabîle başkanının kızıyım ki, babam esîrleri âzâd eder, açları doyurur, çıplakları giydirir, insanlara alçak gönüllülükle davranır, dört yanındakileri korurdu” deyince, Peygamberimiz kendisini hemen serbest bıraktı. Kendisine, elbise, binek hayvanı ve yol azığı da verdi. Hâtim-i Tâî’nin oğlu Adî (Adiyy) de, bilâhare Huzûr-ı Saâdet’e gelerek ikrâm gördü. Resûlullah Efendimiz onu evine götürdü. Kendisi yere otururken Adî (Adiyy)’e minder ikrâm etti. Ona İslâmiyeti telkîn etti, o da îmânla şereflendi. Müslümân olan Adî bin Hâtim(radıyallahü anh)’in bildirdiği hadîs-i şerîfler, Kütüb-i Sitte’de (mu’teber 6 hadîs kitâbında) mevcuttur. “CÖMERDİN ÎMÂNI KUVVETLİDİR” Allahü teâlâ, Hazret-i İbrâhîm’i, yemek yedirmesinden ve misâfirperverliğinden dolayı, Kur’ân-ı kerîminde övmüştür. Hazret-i Osmân, çok cömerd olduğundan dolayı, “hesapsız Cennet’e gidecek” diye müjdelenmiştir. Hazret-i Alî, çok fazla parası olmadığı hâlde, birçok cömertlikler yapmıştır. Allahü teâlâ, onu da Kur’ân-ı kerîmde medh etmiştir. Kıyâmete kadar onun cömertliğinden, mertliğinden, cesûrluğundan söz edilecektir. Her devirde, her yerde yemek vermek çok iyidir. Dünyâda hiçbir iş [tabîî ki îmân ve farz olan ibâdetler müstesnâ edilecek olursa], cömertlikten ve yemek yedirmekten daha iyi değildir. Hadîs-i şerîfte; “Cömerdin îmânı kuvvetlidir” buyurulmuştur. Sevgili Peygamberimizin, bir hadîs-i şerîfleriyle bugünkü makâlemizi bitirelim: “Ancak iki kişiye gıpta edilir (imrenilir): 1- Allahü teâlânın mal verdiği ve onu hak yolda (veya hayırda) harcamaya muvaffak kıldığı kimse. 2- Allahü teâlânın ilim verdiği, o ilmiyle amel eden ve onu başkalarına da öğreten kimse” buyurmuşlardır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT