BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eyvah çocuğum Facebook'ta demeyin!

Eyvah çocuğum Facebook'ta demeyin!

Bütün olumsuzlukların kaynağını internete bağlamak doğru değil. Önemli olan sosyal paylaşım sitelerini bir “öcü” gibi göstermek yerine, bu siteleri boşa zaman geçirme yeri ve oyun oynama platformu olmadığını öğretmektir.



> DR. A. FARUK LEVENT SORULARINIZI CEVAPLIYOR... Çocuğum 11 yaşında. Evimizde internet var. Çocuğumuz bilgisayara karşı çok ilgili ve bilgisayarı bizden çok daha iyi kullanıyor. Bilgisayarda uzun süreler oyun oynamasına izin vermiyoruz. Facebook’a üye olmuş. Ona, daha yaşının çok küçük ve erken olduğunu söyledik. Ama ‘Bütün arkadaşlarımın Facebook’ta hesabı var’ diyor. Facebook’un zararları hakkında çok endişeliyiz. Nasıl davranmamızı önerirsiniz? (Hakkı Bilgiç- Ankara) CEVAP: Facebook kanser yapar, intihara sürükler, şiddete yol açar, asosyal yapar... Bu gibi sözlere aldırış etmeyin. Çevremizde ve medyada oldukça fazla bilgi kirliliği var bu konuda. Hayatımızda yaşanan tüm problemlerin ve olumsuzlukların kaynağını internete ve sosyal paylaşım sitelerine bağlamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü kabul etmemiz gereken bir gerçek var. Yaşadığımız çağda interneti ve onun sağladığı imkânları yok saymak mümkün değil. Zaten çocuklarımız bu sanal dünyaya çoktan adapte olmuş durumda. Bir ebeveyn olarak görevimiz, çocuklarımıza interneti bilinçli kullanma alışkanlığı kazandırmaktır. Dolayısıyla interneti ve sosyal paylaşım sitelerini bir “öcü” gibi göstermek yerine internetin boşa zaman geçirme yeri ve oyun oynama platformu olmadığını çocuklarımıza öğretmeliyiz. Bunun için çocuğunuzla ev içinde internet kullanım kurallarını oluşturun. Çocuğunuzu da kuralların oluşturulma sürecine dâhil ederseniz çocuğunuz bu kuralları daha çok benimser. Ev içinde alabileceğiniz bir başka tedbir ise bilgisayarı çocuğun kendi odasında değil herkesin gözü önünde kullanmayı sağlamaktır. Böylece internet kullanımını daha kolay denetim altına alabilirsiniz. Eğer süre kısıtlaması olan bir ebeveyn-çocuk koruma yazılımı alırsanız işiniz daha da kolaylaşır. Özellikle Amerika’da yaygın olarak kullanılan bu tür programlar yüzde yüz koruma sağlamasa da olumsuz içerikli sitelere girilmesini büyük oranda engelliyor. Bunun yanında çocuğunuza, internette bilmediği insanlara kişisel bilgilerini vermemesi ve tanımadığı kişileri Facebook’ta “arkadaş” olarak eklememesi gerektiğini nedenleriyle açıklayın. Çünkü sanal ortamda kötü niyetli insanlar çocuklarınızı istismar edip onları kandırabilirler. Özet olarak interneti yasaklayarak değil, bilgi amaçlı kullanma kültürü vererek çocuklarımızı sanal dünyanın zararlarından koruyabiliriz. Hepimize kolay gelsin. CEZALANDIRMAYIN, OLUMLU DAVRANIŞA YÖNLENDİRİN ÇOK YARAMAZ, LAFTAN SÖZDEN ANLAMIYOR! Altı yaşına yeni giren bir çocuğum var. Çok yaramaz, sürekli bizi sinir edecek davranışlar yapıyor. Onu dövmek istemiyoruz, lütfen bize yardım edin. (İstanbul’dan ismini vermek istemeyen bir okuyucumuz) CEVAP: Çocuğa hangi davranışları yapmaması gerektiğini öğretmek sanıldığı kadar zor değildir, ancak biraz sabır gerektirir. Özellikle küçük çocukların öğrenmesi zaman aldığından, olumsuz bir davranışı değiştirmek bazen birkaç haftalık bir süreyi gerektirebilir. Bu sebeple acele edip hemen ümitsizliğe kapılmayın. Çocukların hatalı davranışlarını önlemek için uzun uzun açıklamalar yapmak çoğu defa işe yaramaz. Bu davranışları onaylamadığınızı ve benimsemediğinizi söylemeniz yeterli. Peki, bu davranışların önüne nasıl geçebilirsiniz? Çocuk eğitiminde ödülün yeri olduğu gibi cezanın da yeri vardır. Cezadan kastettiğimiz şey, bütün iyi niyetinize ve hoşgörünüze rağmen çocukta ortaya çıkan olumsuz davranışlara karşı tavır almaktır. Bu tavrı, onun canını yakmak ve dayağa yönelik hareketlerle karıştırmamak gerekir. Üzüldüğünüzü söylemek, kısa bir süre küsmek, surat asmak gibi tavırlar da bir çeşit cezadır. En etkili ve uzun vadeli yöntem ise olumsuz davranışlarına karşı çocuklara kızma ve azarlama yerine, onları olumlu davranışları için cesaretlendirme ve takdir etmektir. Bu yolla onların yanlış davranışlarını daha kolay değiştirmelerini sağlayabilirsiniz. BİZE YAZIN SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ihlaskoleji.com 0 212 639 68 81 PENCERELER Emre erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: KEDİLER KEDİLER aslında ne demek ister? > Hayvanların en temizlerinden, evde beslenmeye de en uygun ev hayvanıdır kedi. Size sokulur, sırnaşır, kendini sevdirmek için her şeyi yapar. Oyuncudur da aynı zamanda, bazen bilerek mırıldar, gözlerini kırpar. O her daim ilgi bekler. Kediler hakkında bilmediğiniz 3 şey... 1. Burun buruna selamlaşma: Kediler pek birbirlerine burunlarını değdirmezler, çünkü çok hassas bir noktadır burunları. Fakat birbirlerini iyi tanıyan, ama uzun süredir görüşmeyen kediler, birbirlerini tanıdıklarını teyit etmek için bu selamlaşmayı yaparlar. 2. Mırıldama mutluluktan: Kediler genelde mutlu olduklarında mırıldarlar, fakat derinden gelen mırıldama sesi hastalığın işaretidir. Doğduktan 1 hafta sonra mırıldamaya başlayabilen kedilerin, mırıldama sesini tam olarak nasıl ve nereden çıkardıklarını kesin olarak bulamamıştır bilim adamları. 3. Göz kırpma: Kediler kazara göz teması yaptığında, hemen gözünü kırpar ve ardından kısar. Sonra da başka bir yöne bakıyormuş gibi yapar. Aynı kişiyle bu birkaç kez üst üste olursa ona alışır ve onunla kaynaşır. KARMA SÖZLÜK Sözlüklerde tabela yazıları > Bir dürümcü tabelası: Bi dürüm mü var? (yorganiğnesi) > Köfte ekmekçi: Gel bir şeyler ye, ikimiz de aç kalmayalım. (atalaş) > Avukat tabelası: AVUKAT GÜVEN KURTUL (risk) > Oto servisi levhası: FORDOĞLU (cocojambo) > Garaj önü uyarı levhası: Kim olursan ol park yapma! (self abandonment) > Bodrum’da bir brandacının tabelası: “MARLON BRANDA”(cano) > Bir dönerci tabelası: ÖZLER DÖNER (rast) > Kebap salonu: ARALIK SONU OCAKBAŞI (uğurlu) > Bir söğüşçü tabelası: SAVAŞMA SÖĞÜŞ (abgar) BİLİYOR MUSUNUZ? Güçlü mimar, aciz karınca Mimar Sinan, Osmanlı Devleti’nin fütuhat, saltanat, ilim ve sanat bakımından en muhteşem devrinde, büyük bir imar kudretinin başında ve şöhretli bir insan olmasına rağmen, yazma nüshalarda kendinden hep “mur-ı natuvan” yani güçsüz karınca; imzalarında ise “aciz, fakir, değersiz” diye bahsettiğini biliyor muydunuz? LÜGATİ’T UYDURUKÇA Bin yıllık Türk-İslam tarihinde aşağıdaki uydurukça kelimelerin hiçbiri yoktu. UYDURUKÇA TÜRKÇE Basınç Tazyik Etki Tesir Güvenç İtimat Sağlıksal Sıhhi Siyasal Siyasî tweetçi Utku Öztürk twitter.com/_utkuozturk_ utku.ozturk@ihlaskoleji.com ceriLevis Sevgili mağazalar.. İçeri girenlere harita, dedektör, kazma kürek falan verin de sakladığınız %70 indirimli ürünlerinizin gömüsünü bulalım! bisoluklanhele Ders çalışmam gerektiğinde sanata olan ilgim artıyor. Duvardaki boşluğa bile sürrealist bir yaklaşımla yorum katıyorum. littleiv3 Çin yemeğini eve sipariş edip kutudan çubukla yiyeyim dedim. Annem ‘dökme oralara’ deyip kutunun altına tabak verdi. İçimdeki Amerikan öldü. tekerleklibavul Dünya kendi etrafında dönünce günler, Güneş’in etrafında dönünce mevsimler, insanların etrafında dönünce de egolar oluşuyor. kırmızıboncuk Bugün bazı pilot ve dalgıç arkadaşlarla buluştuk, havadan sudan konuştuk. VeyselEroglu Google: “Ben herşeye sahibim” Facebook: “Ben herkesi tanırım” İnternet: “Ben olmasam bir hiçsiniz” Elektrik: Yürüyün gidin işinize. istiklalAkarsu 60 yaş üstü akrabalarda %100 çalışıyor: -nerde çalışıyorsun evladım? -twitterda amca -napıyorsunuz orda? -tivit yapıyoruz - aferin evladım etkiliyorum İbrahim CEBECİ icebeci@ihlaskoleji.com Ah eski günler ah! Türkiye... Her geçen gün biraz daha büyüyen, gelişen, kendini ispat eden, dünyada önemini artıran ve inşâallah yakın zamanda ilk üçe oynayacak bir ülke. Dünya liderliğine soyunmak kolay değil. Zirveye çıkmak için önünüzdeki engelleri aşmak, bu engellerin etkisinde kalmamak çok zor. Nitekim uzun süredir etkisi altında kaldığımız Avrupa ve Amerika, ülkemize kültür erozyonu konusunda çok ciddi mesafe katettirdi (!) Lider olacağımız günleri ve o günlerin Türkiye’sinin nasıl bir ülke olacağını düşünmek heyecan verici. Değer yargılarımızın, dilimizin, insanî ilişkilerimizin vs. hangi boyutlara ulaşacağı ise merak konusu. Merak ettiklerimin başında da aile geliyor. Kara deliklerin uzay cisimlerini yutması gibi Avrupa kültürü de bizim muhteşem geçmişimizden gelen nefis hasletlerimizi yutup yok etti. Geleneksel aile yapımızdan hızla uzaklaştık. Eskiden ailelerde danışılacak babaanne ve dedeler vardı. Onlara sadece danışılır mıydı? Tabii ki hayır, evin diğer üyeleri onların yanında hayat okulunu okur ve yine aynı tecrübelerin yanında stajlarını görür, mesleğe başarıyla başlar, mesleklerini başarıyla devam ettirirken yanlarına da stajyerler alırlardı. Çünkü aynı okulun aynı sınıfını paylaşırlardı. Sınıf ayrımı yapmaz, aynı sınıftakileri de farklı sınıfa hatta farklı okula göndermezlerdi. Ne olduysa, onları huzurevlerine postalayıp eğitim öğretim görmeyip staj yapmadan hayata atılmamızla oldu. Böylece geleneksel ailenin yerine de modern (!) aileler geldi. Adını çekirdek koyduk bu ailelerin; fakat bu çekirdek, dişimizi kıracak kadar sert çıktı. Evet, bu yeni bir modeldi; çok beğenildi, çok satıldı ve her geçen sene yeni modeller üretime girdi. Yeni modeller üretildikçe eskiden uzaklaşıldı, eskiden uzaklaşıldıkça hayat okulunun kalitesi azaldı, sınıfta kalanlar ve okulu bitiremeyenler çoğaldı. Dededen ve babaanneden öğüt alırken öğüt aldığımız insanları öğüttükçe öğüttük; aile içi geçimsizlikler, dolayısıyla huzursuzluk ve şiddet aldı başını gitti. Öğütme makinesi, içine aldığı her şeyi öğüttü ve ortaya yepyeni modeller çıktı. Bu modeller; aile büyüklerinden ayrı, onların sevgilerinden mahrum yetiştiler. Sevgisiz yetişen bir nesilden sevgi beklemek de tohum ekmeden ürün almaya benzer. Biz modern dünyanın maddi modernliklerini takip edelim; fakat maneviyatlarını onlara bırakalım. Çünkü bizim maneviyatımız bizi mutlu etmeye yeter. Gelin biz yine geleneksel aile yapımıza dönelim. Yoksa bu öğütme makinesi bir gün bizi de öğütecektir!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT