BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hoş geldin Avcı!..

Hoş geldin Avcı!..

Futbolumuza da, Milli Takımımıza da hayırlı uğurlu olsun!.. Abdullah Avcı, Guus Hiddink’in yerine, yıllar ve yıllar süren “sabırlı, istikrarlı, inançlı” bir mücadele ile, dahası “bugün oturduğu koltuğa ulaşan yolu” tırnaklarıyla kaza kaza gelmiştir!..



Abdullah Avcı, milli takımları başarıya ulaştırmak için vereceği mücadeleden çok daha fazlasını, kamuoyunu oluşturan spor medyasına “av olmamak için” vereceğini iyi biliyor!.. Futbolumuza da, Milli Takımımıza da hayırlı uğurlu olsun!.. Abdullah Avcı, Guus Hiddink’in yerine, yıllar ve yıllar süren “sabırlı, istikrarlı, inançlı” bir mücadele ile, dahası “bugün oturduğu koltuğa ulaşan yolu” tırnaklarıyla kaza kaza gelmiştir!.. Elbette, başarılı olmak ve milli takımımızı başarılı kılmak, dahası “milli takımlar organizasyonunu sağlam temel ve prensipler üzerine oturmak için” elinden geleni yapacaktır!.. Ancak, “sadece onun elinden geleni yapması” başarıya ulaşmak için yeterli midir; hayır, hele hele bizim ülkemizde hiç!.. “Ona sabretmek”, işte “onun başarıya ulaşabilmesindeki şifre” budur!.. Zira Abdullah Avcı, milli takımları başarıya ulaştırmak için vereceği mücadeleden çok daha fazlasını, kamuoyunu oluşturan spor medyasına “av olmamak için” vereceğini iyi biliyor!.. Dahası, Guus Hiddink gibi “dünyaca ünlü” ve “65 yaşındaki” bir hocanın, “oyundan aldığı 23 yaşındaki bir büyük takım oyuncusundan yedek kulübesinde yediği zılgıtı ve küfürleri” de çok iyi biliyor!.. Bitmedi; Türkiye’deki sistemin, “Federasyona ve Federasyon Başkanı’na bile ağza alınmayacak küfürleri eden yöneticileri, başkanları, milli takım kaptan ve oyuncularını görmemek, duymamak üzerine kurulu olduğunu” da çok iyi biliyor!.. İşte “böyle” bir ortamda görev yapacak Abdullah Avcı; başarılı olmak zorunda, zira, şimdi onun yapacağı gibi, ondan sonra da yeni bir “sil baştan” yapmak istemiyoruz!.. Allah yardımcısı olsun!.. Devrim ve Karşı Devrim!.. “Sporda Şiddet ve Şikenin Önlenmesi” konulu sempozyumda konuşan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Egemenoğlu 6222 sayılı kanun için “Devrim niteliğinde” demiş!.. Doğrudur, bu görüşün altına imza atarım!.. Peki sayın Egemenoğlu, bu “devrim niteliğindeki kanunu kuşa çevirmek için” verilen ve kabul görecek, haklı görülecek “başka” maddelerle cilalanan bir paketin içine konan “şike ve şiddet zehrini” saklayan değişiklik teklifi, “ne” niteliğinde acaba; ben söyleyeyim; “Karşı devrim!..” Egemenoğlu’na bir sorum daha var; “Karşı devrime karşı Federasyon olarak siz ne yapıyorsunuz”; işte bütün mesele!.. Bakandan ders!.. Diyor ki Spor Bakanı Suat Kılıç; “Bu bir kanun teklifidir. Hükümet tasarısı değildir. Ben, başından beri 6222’nin değişmesinden yana bir tavır içinde olmayaca ğımızı beyan ettim.” Sayın Bakan’ın birinci dersi, TV’lerde, gazetelerde, radyolarda bu konu ile ilgili nutuk atanlara, ahkâm kesenlere idi; “Daha Kanun Teklifi ile Kanun Tasarısı arasındaki farkı bilmiyorsunuz. Aranızda hukukçu geçinenler bile var. Hele hele gazetecilerin bu farkı bilmemesi acı ve şaşırtıcı!.. ‘Hükümetin Meclis’e verdikleri’ tasarı, ‘hükümet dışı verilenler’ tekliftir; öğrenin artık!..” Sayın Bakan’ın ikinci dersi ise çok daha anlamlıdır; “Ben de, hükümetim de bu utanç teklifinden yana değiliz!..” Teşekkürler, sayın Bakan!.. Neden Abdullah Avcı?.. Milli Takım ve Milli Takımlar organizasyonu için Hiddink - Ersun Yanal ikilisinin başaramadığı işi, “Türk ve tek kişi olarak” yapabilecek “4 teknik direktör” vardı Türkiye’de; Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş ve Yılmaz Vural!.. Ama, bu dördünden “hangisi görev alırsa alsın”, karşılarında “hemen” ve hem de “güçlü” bir “karşı cephe” bulacaklardı!.. “Neden bulacaklarının sebeplerini” saymaya kalksam, bu sütunda başka bir şey yazmam için yer kalmaz!.. Üstelik, uzun sayılacak bir süreden beri, Ertuğrul Sağlam gibi, Abdullah Avcı gibi gençlerin sıralarının “artık” geldiği, onlara, “önlerinin açılarak ve destek verilerek sorumluluk yüklenmesi gerektiği” yazılıp çizilmeye başlanmış, kamuoyu da “ümitli” bir beklenti içine girmişti!.. Yani “milli görev” için ortam “Ya gençler olacak, ya gençler olacak” noktasına gelmişti ve işte “o” oldu!.. “Neden” Ertuğrul Sağlam olmadı? Federasyon “zirve için iddialı bir ekibin teknik direktörüne talip olmanın yanlış olacağını” düşündü; Abdullah Avcı ise birkaç yıldır “tek sorumlu olacağı büyük görevleri kabul edebileceği” ve kulübünün de “buna izin vereceği” sinyallerini gönderiyordu; “tercih ve seçim” bu sebeple sancısız ve kolay yapıldı; iş, birkaç saatte bitti!.. Çifte standartçılara!.. Bu yazım, “Arda Turan’ın sarı kart görerek, cezalı duruma düşmesini” eleştirenlere değil, onu “kasıtlı kart görmek” ile suçlayan “çifte” standartçılaradır!.. Arda “çifte standart yüzünden” İspanya’ya kaçtı, ama hâlâ spor medyamızın bir kesiminin çifte standardından kurtulamıyor!.. Kaleci Volkan “seyirciye, hatta maçı TT Arena Stadı’nda oynatanlara (Kim oynattı acaba?) ağız dolusu küfür ediyor”, mazeret, bahane, hafifletici sebep hazır; yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor; “Ne yapsın çocuk tahrik edildi, öfkelendi, sinirlendi, ağzından kaçırdı!..” Aynı statta “uzun uzun ıslıklanan” Arda, oyun durduktan sonra topa vurup sarı kart görünce, “Bakın,bakın, rövanş maşına gitmemek için kasıtlı sarı kart gördü, bundan sonra Milli Takım’a alınmamalıdır!..” Öyle ya, 24 yaşındaki Arda Turan sinirlenmemelidir, onun “öfkelenme” ve “hata yapma” hakkı yoktur; o, “hata yaparsa kasıtlıdır”, ama 30 yaşındaki Volkan Demirel sinirlenebilir, onun “öfkelenme ve hata yapma” hakkı vardır; pes!.. Çifte standartçılara bir de sorum var; Arda Turan’ın “bundan böyle milli takıma çağrılmaması”, Arda Turan’a cezadır da, Milli Takım’a değil mi?.. Seyirciye yazık!.. Bakıyorum, Barcelona karşısında “basketboldan başka her şeye benzeyen” bir oyun oynayan Galatasaray’ı öve öve bitiremiyor, basketbol yorumcularımızın çoğu!.. Fark 20 sayıya çıktıktan sonra, “Maç nasıl olsa bitti” diyerek konsantrasyonu tamamen kaybeden bir rakip önünde, seyircinin de bitmeyen desteğini arkasına alarak, tamamen “kişisel” çabalar ve karıştırmalarla maç sonuna “ümitli girmek”, eğer “övünmek için” yeterli ise, biz daha “çok övünür” ama her defasında da sonuca bakıp bakıp “dövünürüz!..” Şu takıma, “İddialı olurum ve altından kalkamam” korkusu içinde “Ne yapayım, kadromun gücü ve yeterliliği bu kadar” mazeretinin arkasına saklanmak için “dosdoğru bir pivot bile aldırmayan” ve “Savunma da, savunma” diyerek, “atan” ve “atabilecek” adamları prangalayan, “prangayı kırıp atanı, hele hele sokamayınca”, “hemen kenara alıp” cezalandıran bir koçun, Lakoviç gibi “atan”, hem de Euroleague de atan bir “büyük” basketbolcuyu getirdiği nokta ortada; koca maçta 2 şut ve biri faulden 3 sayı; adam, “sıradan bir basketbolcu kadar” bile “atamaz” hâle geldi!.. Olan, 12 bin kişilik salona sığmayan Galatasaray seyircisine oluyor; yazık!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT